“Ben İnsan Sevmiyorum”dan “Bana Ne”ye: Çağın yalnızlık dili
“Ben insan sevmiyorum”, “düz yaşamak istiyorum”, “bana ne onun sorunlarından gitsin psikologa”, “para her şeydir”, “okuyup da ne yapacağım”, “fazla düşünme”, “al gitsin” ve daha nice çoğaltılabilir dikte kelime ve cümleler. Dillere pelesenk olan, kişinin kabulü olup olmadığını bilmeden söylediği bu cümlelere sırf bu yüzden, sırf yaygınca kullanımından dolayı şüpheyle bakmalı.
“Ben insan sevmiyorum” klişesinin ardında kendini iyi ve özel hissetme yanılgılı algısı gözlenir. Kendini sıradanın ötesine geçirme arzusunda olan, özel hissetmenin yegane cümlesi olarak “ben insan sevmiyorum” der.
Genel kalabalığın içinden çekilerek bir yığın ünlü figürün cümlelerinin ve duruşlarının ardına sığınan, olmadığına özentiyle kendini özdeşleştiren, okumadığı filozof ve yazarların gündelik yaşamdaki bazı görünümlerini taklit ederek sıradanın ötesine geçmeye çalışan insanın zavallı trajedisidir bu.
"Düz yaşamak istiyorum"
Yürüyüşü, giyimi, sigarayı tutuş şekli öykünmeden ibaret, ulaşamadığı kendi yüce varlığını hiç olmazsa bu haliyle yüzeysel ve temsili yaşatmakla yetinir. Görsel duyumun baskınlığı bu görüntüyü genelin gözünde bir düzeyde de olsa kabul edilir kılar. Böylelikle kısmi bir onay ile toplum içinde bir varoluş yakalamaya çalışır insan.
“İnsan sevmiyorum” diyerek ayırt etmeksizin kalabalıktan çekilerek yalnızlaşan insan, ötekinde varoluşunu görme ve kendini keşfetme gücünden mahrum kalarak potansiyeline ulaşma şansını da kaybeder. Ve bu klişe cümleyi her gün söyleye söyleye zihnine kazıyan insan, gittikçe insani değerlerden uzaklaşan bencil, despotik, zalim ve hayvani sınırları aşamayan düzeye geriler.
Şu kısacık hayatta keder ve dertten uzak, “ben mi kurtaracağım” klişesinin ardına “düz yaşamak istiyorum” klişesini ekler insan.
Kurtarılması gerekenin ne olduğunu sorgulamaz, düz yaşamın esasen ne olduğu konusunda hiçbir fikri yoktur. Kahramanlık arketipini kendinden çeken insan, sanki kendisinden beklenen oymuş gibi çoğunluğu kurtarmanın zorluğundan bahisle ya da küçük tahakküm alanlarındaki gücü ispata dayalı yanılsamalı kahramanlıkla bir sapma daha yaşar.
Oysa bilmez; en büyük kahramanlığın kendi varoluşunu keşfetmek, kendini çekip çıkarmak olduğunu. Ve bu kendini bilme, kendine ulaşma hâlinin zorluğu, “düz yaşamak istiyorum” klişesiyle genele teslim olma hâline dönüşür. Cesaretin kırıldığı noktada, zoru ve kaosu reddederek insan kendi düzlüğünden vazgeçer. Oysa en çok kendine ulaşan, yaşamının öznesi hâline geçen insan, düz yaşamın keyfindedir. Ve bu kahramanlığa ulaşamayan tebaa karakteri, gıptayla bakıp da yüceliğine erişemediği insanı kendi karanlığına çekerek yok etmek ister.
“Düz yaşamak istiyorum” diyen korkaklar “düz yaşamı seçen” cesurları toplumda algı yanılsaması yaratarak yalnızlaştırmak ve tekrar kendine yabancılaştırmak isteyerek kendi tebaa görünümlerini perdeler. Düz yaşanan her eylemi lanetleyerek günahlar cehennemine iter.
“Bana ne onun sorunlarından gitsin psikologa” klişesi pandemi sonrasında “temassızlıkla” popülaritesine artırarak umursamaz insanın dilinde tekrarlanıp durur. Ve bir klişeyle daha çağın insani krizlerinden bencillik dalga dalga yayılır topluma.
Ötekini ret
Günlük tekrar ve tüketimle fiziken-zihnen yorgun karmaşa insan, sadeliği ötekinden uzaklaşmakta, dayanışmadan çekilmekte bulmaya çalışır. Kendine sahte cool görünümlü bir özellik katarak toplumda görünmeye çalışır.
İyileşmenin bir aradalıkta, anın içindeki sahnelerde ve keşiflerde, gerçek bir iletişim ve etkileşimde, neşeli arkadaşlıkta olduğunu bilmez. Bir araya gelemeyecek kadar yorgun ve bezgindir, buluşmanın çağırıcısı olmayacak kadar ötekine karşı gururludur.
Toplumdaki hiçleşme karşısında ötekini redle kendini bulmaya çalışır. Ret ile ötekinin gözünde çıtayı yükseltip onaylandığı yanılgısını yaşar. Başkasının sorunlarıyla ilgilenince hizmet ilişkisinin hizmetlisi olacağı algısıyla ötekinden uzaklaşır. Ve bu dil ile örülen tuzak ağlar av gibi düşürür insanı. Daha çok çalışma, daha çok para kazanma ve harcama şeklindeki döngüsel kölelik, ötekini redle kolaylaşır. “Para her şeydir” çünkü.
Mutluluk, iyi hissetme, tedavi, onarılma, konfor vb. yanılsamalı arzular bu klişe yanılsamalı cümlenin ardına sığınarak tatmin edilmeye çalışılır.
Gerçek bir etkileşim ve duygudaşlık yerine durmadan sanal sepetine eklediği eşyalar için “Al gitsin” der yanındaki suni arkadaş. “Düşünme, al gitsin”. Bu bazen kabul edilebilir olsa da günün herhangi bir zaman diliminde sürekli tekrarlanan bu davranış tuzak haline dönüşmüştür artık.
Gerçek bir mutluluk ve iyileşme yakalayamayan insan paranın ve satın almalı tüketimin tuzağında her gün eriyerek gerçekliğini yitirir. Tedavi edilemeyen bir hastaya dönüştürür kendini.
Ve “arkadaş” da yanılsamalı bir iyiniyetle tuzağa çeken satıcı ajan karaktere dönüşür adeta. Gerçek mutluluk anlarını işaret eden, sahnelere çekmek isteyen arkadaş ise ya kıskanandır ya da “düşünen bir fazlalık (!)”. Eşyanın fazlalığı düşünceliyi fazlalık haline getirir o vakit.
“Fazla düşünme” diyen iyimser arkadaş (!) tüketim dostu rahat severde kendi düşkünlüğünü görerek gerilimini boşaltır. Ve böylece zemini tüketim olan ilişkiler de birbiri içinde tekrarlanan ve değer katmayan davranışlarla tükenir.
İnsan hasta varlık mı?
Fazla düşünen insanın aşkın varlığına ulaşamadıkça, kendisi için tehlike ve karmaşaymış gibi yanılsamaya kapılır. Onu daha da aşma cesareti olmadığından kolaycı “fazla düşünme” nasihatıyla aklına üstünlük kurmak ister.
Düşünen insan kendi varlığında kalıp akıl üzerinden rekabete girişmeyecek mütevazilikteyken, “fazla düşünme” diyen nasihat verme aklıyla gururlandırır kendini. Ve böylelikle yanılsamalı klişe cümleyle suni değer katar aklına.
Dönüp dönüp insanı hasta bir varlık haline dönüştürmese, kaostan kaçınıyorum derken cehaletin ve kötülüğün ördüğü kaosa itilmese belki muteber olurdu o umursamaz ve düşüncesiz, klişelerle örülü yaşam.
Ama düşünceyi, farkındalığı ve muhakemeyi yitiren insan, küçük bir yaşam kımıltısında derin çukurunu kazıp mezarına atlar. Sevdiklerini yanlarında gömdüren Tanrılar gibi kötülüklerini “Okuyup da ne yapacağım” diyen kibirleriyle inşa ederler.
Öz kaynağını keşfeden insanlar, tebaa sürünün yeni klişesi “kendine öyle bir karakter yaratmış” küçümsemesine maruz bırakılarak bir de hayal dünyasındaymış saptırmasıyla gerçekliğinden koparılmak istenir. Yaşamı kendinde kucaklamanın bedelidir bu.
(YPT/EMK)