Gezi-Haziran İsyanı (2013), Emek, Barış Demokrasi Mitingi (2015) ve 19 Mart eylemleri (2025) tarihleri 21. yüzyıl Türkiye’sinde muhalefetin en geniş toplum kesimleriyle birlikte, doğrudan iktidara karşı bir araya geldiği en önemli eylemliliklerdi. Doğal olarak, her üçünü de birbirinden ayıracak, ayrıştırabilecek pek çok farklılıklar sıralanabilir. Tümünü doğru bulur ve hak verebiliriz. Bununla birlikte, muradımız, ne olduğunu anlamak, bilince çıkarmak ve yeniden uygulayabilmek olduğundan ortak yanlarının, benzerliklerinin ne olduğunun üzerinde durmak gerekiyor. Her üçünde olduğu gibi bir dördüncüsü hedeflenecekse “aynı nehirde ikinci defa yıkanılmaz” sözünün unutulduğu da sanılmamalı. Aksine, bu durum bilinerek ve göz önüne alınarak düşünülmeli ve onlardan çıkarılacak derslerle ileriye adım atılabilmeli.
2013’den 2019’a
Gezi-Haziran İsyanı’nın başlangıcı için bir çağrıcısı yoktu. Başladıktan sonra “doğal” çağrıcıları ortaya çıktı. İktidardan talepler dışındaki ayrılıklar, çok büyük ölçüde o zaman diliminde tali kaldı. Emek, Barış Demokrasi Mitingi, “Savaşa İnat Barış Hemen Şimdi!” sloganıyla DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin ortak çağrısı ve ev sahipliğinde Ankara’da düzenlendi. 8 Haziran 2015 genel seçimleri sonrasında iktidarın seçimi kaybetmesine karşın, parlamenter demokrasinin gereğinin yerine getirilmemesiyle birlikte, Kürt illerinde ortaya çıkan kent içi çatışmalar ve İstanbul ile Ankara’da gerçekleştirilen patlamalar sonrasında toplumsal muhalefetin bir araya gelerek hem kendisini toparlayabilme ve genişletebilme hem de iktidara karşı ortak tutum alma hedefiyle gerçekleştirildi. Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamlarından birisi olan “Gar Katliamı” ile sabote edilmeseydi, belirlenen amacına ulaşmada önemli bir tarih olabilecekti.

Geçen yıl gerçekleşen, 19 Mart ya da Saraçhane eylemlerinin, son kertede iktidarın ana muhalefeti hedef alan demokrasi dışı uygulamalarına karşı bir tutum olarak ortaya çıktığı tanımlansa da muhalefet içinde ortaklaşılması, İstanbul dışında diğer illere yayılması, Gezi-Haziran İsyanı’nda olduğu gibi gençlerin sahiplenişi ve taleplerin kısa sürede toplumsal alanın bütününü kapsayan taleplere dönüşmesi önemliydi. Öyle ki bu ortaklaşma aynı yıl başta Diyarbakır Newroz kutlamaları olmak üzere 2025’teki Newroz alanlarına da bir biçimiyle değişik şekillerde yansıdı. Devamında daha da gelişerek 1 Mayıs kutlamalarına katılım arzusunu motive ettiğini de gözlemledik. Ancak, organizasyonda yaşanan kimi sorunlar İstanbul’daki çok bileşenli katılımın ortak gösterisinin gerçekleşmesini engelledi.
İktidarın hedef ve araçları karşısında sosyalistler
Günümüz Türkiye’sinde işsizlik, yoksulluk, açlık, dinsel inanç ve yaşam biçimi üzerinden dayatmalar, yargı süreçlerinin hemen her çeşidinde (ceza, hukuk, icra idari vb.) ve aşamasındaki siyasallaşma, kara para, mafyalaşma, uyuşturucu ile iktidarın her düzeydeki kendisini desteklemeyenlere karşı tehdidi ve şiddeti toplumda yaygın bir biçimde değiştirebilme ve yeni bir geleceğin inşa edilebilmesi umudunu çürütüyor. Bu çürüme durdurulamaz ve yerine konamazsa toplumsal “teslimiyet”, sandığa gitmeme tutumunun yaygınlaşması hiç de uzak bir ihtimal değil. Seçimlere katılım ve seçim araştırmalarında da görüldüğü gibi Türkiye’de içeriği her ne olursa olsun, seçimlerin, toplumun büyük kesimince sahipleniliyor olması nedeniyle bu başlık da gözden uzak tutulmamalıdır.
Bununla birlikte, muhalefet içindeki özellikle de “öncülük kapasitesine sahip” bilgi ve tecrübeye sahip olduğu düşünülen sosyalist, sol muhalefetteki parçalılık hali farklı çabalara karşın açılabilmiş değil. Üstüne üstlük dayanışmaya, ortak tutum almaya, eyleme katılmayanların neredeyse alternatif düzenlemeler için çabaları dikkatlerden kaçmıyor. Oysa, “yarın devrim olacakmış tutumları”nın ne zamanı ne de yeri.
Günümüzün karanlığına rağmen
2026 yılı emperyalistlerin Ortadoğu’da silahlı çatışmaya-savaşa dönüşen hegemonya mücadelesi, “Barış ve Demokratik Toplum” süreci üzerinden ortaya çıkan beklentilerin “gecikmesi”, bu konuda başta toplumun tüm kesimlerinin yeterince bilgilendirilememiş olmasının yarattığı handikaplara karşın, hem 8 Mart hem de Newroz etkinliklerinin yakın geçmişteki katılımı ve coşkuyu aşmış olduğu görülüyor. Bileşimindeki “tekliğe” rağmen, özellikle 2026 Newroz kutlamalarının kitleselliği ve coşkusu olumlu yönde önemsenmesi gereken veri ve mesajlara sahip.
İktidarın muhalefeti bölme, etkisizleştirme hatta teslim alma hedefine yönelik girişimleri hız kesmeden devam ediyor. Ve tam da bir ay sonra 1 Mayıs için meydanlarda olacağız. Sonundaki karanlığı da görmezlikten gelmeden, Türkiye halklarının, emekçilerinin, işçi sınıfının, kadınların, LGBTİ+’ların, gençlerin, küçük esnafının, köylüsünün günümüzdeki gereksinimlerinin 2015 yılındakine benzerliğini gören bir yerde olunması gereken bir momentteyiz. Newroz kutlamalarına Kürtlerin bütün renkleriyle kitlesel ve coşkulu katılımı da dikkate alındığında bu moment, Emek, Barış ve Demokrasi için 1 Mayıs mitinglerini davet ediyor. Tabii ki birimizin olmamasının yaratacağı “eksikliği”n sorumluluğunu taşıyarak. (OH/TY)







