Sıcakta çalışmak ölümcül: İşçiler destek bekliyor
Elif Karçık, 28 yaşında bir mimar. İnşaat şantiyesinde saha kontrolörü olarak çalışıyor. Bir iş gününü inşaat şantiyesinde geçiren Karçık, yaz aylarında sahada çalışmanın en zorlayıcı tarafının sıcak havalara ek olarak iş makinelerinin yaydığı ısı, egzoz ve duman olduğunu söylüyor.
Sezgin Kılıç, 33 yaşında inşaatta çalışan bir demir işçisi. Çalışma koşullarından, “İşimizin ağır olmasının yanı sıra sıcak havalarda iş yapamayacak duruma geliyoruz. Yaz aylarında çalışmama gibi bir lüksümüz yok” diyor.
Mehmet Çak, 48 yaşında bir işçi. Birleşik Tarım Orman İşçileri Sendikası Genel Başkanı olan Çak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ağaç A.Ş. bünyesinde çalışıyor. Çak, parklar ve yollar gibi kamusal alanda çalışan işçilerin hava durumunun yanı sıra karşılaştığı bir diğer zorluğun da “işi yetiştirme stresi” olduğunu söylüyor.
Birleşik Metal-İş Sendikası ve Türk Tabipleri Birliği (TTB), 4 Ağustos günü işçilerin aşırı sıcaklarda çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve yüksek sıcaklıklarda çalışmanın özel bir yasal çerçeveyle düzenlenmesine yönelik Çalışma Bakanlığı’na ortak çağrı yaptı.
Çağrıda yer alan verilere göre, Avrupa Birliği ülkelerinde sıcaklığa bağlı iş yeri ölümlerinin 2000 yılından bu yana yüzde 42 arttığı hatırlatıldı. Çağrıda ayrıca Türkiye’de sıcaklığa bağlı iş kazaları ve ölümlere yönelik resmi istatistiklerin bulunmadığına dikkat çekildi.
bianet’e konuşan ve az önce çalışma koşullarını okuduğunuz üç emekçi kendilerini en çok zorlayan durumları gölgelik alanların bulunmaması, mola sürelerinin yeterli olmaması ve sıcak havalardan koruyucu ekipmanların yetersiz olması diye özetliyor.
“Gün içinde düşe kalka o günü ancak bitirebiliyoruz”
Emekçilerden mimar Karçık, özellikle beden işçilerinin ısıya daha fazla maruz kalması ve şantiyede tozlardan kaynaklanan hava kirliliğinin de değinilmesi gereken sorunlardan biri olduğunu belirtiyor:
“Bir tarafta rüzgârdan gelen kumlar, diğer tozlar ya da yapı malzemelerinden gelen tozlar; bunun yanında hem aşırı sıcak hava hem de egzozun sebep olduğu gürültü faktörünün kirli havaya neden olması gibi bir dizi etken var. Bu etkenler, olumsuz anlamda işçi sağlığının etkilenmesine neden olabiliyor.”
Demir işçisi Kılıç saat 13.00 ile 15.00 arasında, güneşin en tepede olduğu saatlerde, demirlerin ısıyı çekmesi nedeniyle ancak bir bez parçası yardımıyla demirleri taşıyabildiklerini anlatıyor.
Benzer şekilde Elif Karçık da çatılarda kullanılan ve ısıyı tutan alüminyum gibi malzemeler nedeniyle çatı işçilerinin de “riskli” bir şekilde çalıştığını belirtiyor.
Kılıç, bir demir işçisi olarak sıcak havaların etkisini şöyle anlatıyor:
“Zaten güneşten ve sıcaktan bunalıyoruz. İşçiler iş yapmak istiyor ama yapamıyoruz. Ellerimiz tutmuyor, ellerimizi demire vurduğumuzda yanıyor. Demiri omzumuza aldığımızda da omzumuz yanıyor. Yine de idare etmeye çalışıyoruz. Bir şekilde günler geçiyor ve paydosu görüyoruz ama bir günün içinde belki on defa düşe kalka o günü ancak bitirebiliyoruz.”
İBB'de çalışan Çak çalışma gününü anlatırken, kamusal alanları temizleyen, sulayan ve çimleri biçen işçilerin sabahın erken saatlerinde başlayan mesaileri, günün ilerleyen saatlerinde sıcak hava ile devam ettiğini hatırlatıyor.
Çak, şöyle anlatıyor:
“İşçilerin stres durumu üzerine bir de bunun sonucunda gün içerisinde yaşanan sıcaklıklara karşı alınmış herhangi bir önlem yok. Ağaç A.Ş. ve belediye işçileri özelinde düşünürsek, gün içerisinde personele temin edilen bir su yok. Su, insanların en doğal ihtiyacı. Ama bununla ilgili herhangi bir şey yok.”
Çalışma esnasında “suya erişim” zorluğundan bahseden Çak, çalıştığı yerde ulaşılabilir bir market veya bakkal bulunmadığını ekliyor. Sabahın erken saatlerinde yanlarına aldıkları içme sularının da öğle saatlerine kadar ısındığını, yaz aylarında soğuk su bulmakta güçlük çektiklerini anlatıyor.
İşçiler için gölge oluşturma imkânı sağlanmadığına da değinen üç işçi, “Doğrudan zararlı ışınlardan ve bu ortamdaki diğer faktörlerden de etkilenmiş oluyorlar. İşçiler mola vermek istediklerinde serin ve gölgelik bir alan bulamıyorlar” diyor.
Şantiye ortamı hakkında konuşan Karçık, işçilerin tozdan veya sıcaktan korunabileceği, dinlenebileceği ya da sığınabileceği tek yerin şantiye alanındaki binanın içi olduğunu anlatıyor.
Karçık, işçilerin aynı zamanda barınma yerleri olan şantiye alanlarında klima ve vantilatör gibi ihtiyaçların birer “maliyet” olarak görüldüğünü belirtiyor. Karçık, işçilerin toplu taleplerine verilen cevaplarda da malzeme seçiminde maliyetin belirleyici olduğunu gözlemlediğine dikkat çekiyor.
“Hiç kimse kullanılan malzemenin kalitesi ya da işçinin daha konforlu bir ortamda ve hava şartları açısından daha ergonomik olabilecek bir ortamda olmasını gerektirecek bir üst çatı sistemi tasarlamadı. Burada belirleyici olan tek faktör ucuz maliyetli olmasıydı.”
Sıcak hava koşullarına bağlı iş kazaları
Geçtiğimiz yıl tanık olduğu bir iş kazasını anlatan Karçık, havanın sıcak olduğu bir günde sıcağa maruz kalan ustanın baygınlık geçirerek iki metre yükseklikten düşmesi sonucu belinden yaralandığını söylüyor.
Karçık, mevcut hava şartlarından kaynaklı tansiyon düşmesi ve baş dönmesi gibi sorunların sahada tehlikeli sonuçlar doğurduğunu vurguluyor.
Benzer şekilde Mehmet Çak da iki yıl önce yaşanan bir işçi ölümünden bahsediyor. Anadolu Kavağı’nda parkta temizlik yaparken öğle sıcağında dengesini kaybetmesi sonucu yere düşerek hayatını kaybeden 60 yaşındaki işçi hakkında konuşan Çak, olay sonrasında yeni bir önlem alınmadığını söylüyor:
“Sahada güneş çarpmasıyla ilgili hemen hemen birçok arkadaşımız haftada bir veya iki defa şikâyet ediyor. Hastaneye gidiyorlar. Bunların yaşanmaması için herhangi bir önlem alınmıyor.”
Bir işçi ölümünden daha bahseden Çak, iş sağlığı ve iş güvenliğinin sadece “teoride” olduğunu, ancak “pratikte” uygulanmadığını düşünüyor:
“İki gün önce şantiyede bir arkadaşımız orta refüjde temizlik yaparken araba çarptı ve hayatını kaybetti. Yani bunların hepsi, aslında az önce de bahsettiğiniz gibi, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin sadece kâğıt üzerinde kaldığını, pratikte var olmadığını gösteren durumlar.”
Şikâyet ettikleri durumlar için bürokratlarla görüştüklerini söyleyen Çak, çözüm önerileri alamadıklarını belirtti.
İşçilerin talepleri neler?
Üç işçinin de ortak talebi; işçi sağlığı ve iş güvenliğinin temel alındığı bir çalışma ortamının sağlanması, maaşların zamanında ödenmesi ve işçilerin sorunlarıyla ilgilenilmesi.
Yaz ayları ve sıcak havalara özel olarak üç işçi de hava sıcaklığının uygunluğu baz alınarak çalışma saatlerinin ayarlanmasını, gölgelik alanların artırılmasını, koruyucu ekipmanların tedarik edilmesini ve mola sürelerinin hava sıcaklığı dikkate alınarak artırılmasını talep ediyor.
Mehmet Çak, çalışma koşullarına ilişkin talebini şöyle ifade ediyor:
“Türkiye’de ve dünyada artık iklim değişikliğiyle birlikte artmış sıcaklıklar var. Avrupa ülkelerinde artık bununla ilgili çeşitli önlemler, çeşitli kanunlar düzenleniyor. Türkiye’de ne yazık ki bu süreç işlemiyor gibi gözüküyor.”
Doktor Haluk Çalışır: “Yaz aylarında işçi ölümleri ‘iş cinayeti’ olarak tanımlanmalı”
Doçent Doktor Haluk Çalışır, iklim krizinin sahada çalışan işçiler üzerindeki olası sağlık sorunları hakkında konuştu. Çalışır, “kırılgan grupların” sıcak havalardan tehlikeli biçimde etkilenebileceğini belirtti.
Doktor Haluk Çalışır, yaz aylarında her iş alanının sıcak havalardan eşit derecede etkilenmediğini belirtiyor:
“Örneğin açık havada tarım sektöründe çalışan gebe bir kadının sıcak havalardan etkilenmesi, sağlıklı bir erkek ya da sağlıklı bir kadın işçi ile aynı olmayacaktır. Ya da geceyi çadırda geçiren ve ne bulabiliyorsa yiyen bir işçi ile belirli bir kurulu düzeni olan eve giden işçinin etkilenimi aynı değil. Çalışan işçi ne kadar kırılgan gruplardaysa o kadar fazla etkilenecektir.”
Çalışır, muhtemel sağlık sorunlarını şöyle açıklıyor:
“Sıcak ortamlarda çalışmak daha fazla terleme ve su kaybı anlamına gelmektedir. Maruziyetin devam etmesi sonrası idrar çıkışının azalması ve böbreklerin etkilenmesi söz konusu olacaktır.”
Haluk Çalışır, artan sıcaklıklar nedeniyle işçilerin ölümle sonuçlanabilecek iş kazalarına maruz kaldığına değiniyor. Tarım işçileri, asfalt ve yol işçileri, temizlik görevlileri, güvenlik görevlileri ve inşaat işçilerinin “risk” grubunda olduğunu söyleyen Çalışır, küresel verileri açıklıyor:
“Küresel olarak, 26,2 milyon insan iş yerinde ısı stresi nedeniyle kronik böbrek hastalığı ile yaşamaktadır. İş yerinde ısıya maruz kalmaya bağlı vakalar, tüm kronik böbrek hastalığı vakalarının yaklaşık yüzde 3’ünü oluşturmaktadır bu oran Afrika’da yüzde 3,34’ten Amerika kıtasında yüzde 1,8’e kadar değişmektedir.”
Nasıl düzenlemeler yapılabilir?
Doktor Haluk Çalışır, iklim değişikliğiyle artan sıcaklıklara uygun çalışma ortamlarının oluşturulması için şu önerilerde bulunuyor:
- Ortam sıcaklığı ölçümleri için Islak Küre Sıcaklık Ölçümü (Wet Bulb Globe Temperature - WBGT) gibi yalnızca sıcaklığı değil nem, rüzgâr hızı ve termal radyasyon gibi parametreleri de içeren bilimsel yöntemler baz alınmalı.
- Sıcak ortamlarda çalışanlar için serin alanlar oluşturulmalı.
- Sıcak alanlarda çalışanlar için yeterli kaloriyi sağlayacak beslenme olanakları sunulmalı ve böbrek yetmezliğinin önlenmesi amacıyla düzenli su içme imkânı sağlanmalı.
- Çalışanlar; hipertansiyon, kardiyovasküler, nöromüsküler ve solunum sistemi hastalıkları yönünden değerlendirilmeli. 65 yaş üzerindeki çalışanların sıcak alanlardan uzak alanlarda görevlendirilmesi sağlanmalı.
- Sıcak alanlarda çalışanların tamamı için altı aylık periyodik sağlık muayeneleri yapılmalı. (EÖ/EMK)