Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) siyasi kanadı Suriye Demokratik Meclisi (SDM) Diplomatik İlişkiler Ofisi Eşbaşkanı Hasan Muhammed Ali, 30 Ocak Anlaşmasının ardından Suriye'de gelinen aşamayı bianet'e değerlendirdi. Ali, hem Suriye'de hem Türkiye'de yürüyen sürece, Rojava Kürtlerinin Münih'teki temsiliyetine, bundan sonra diplomatik ilişkilerin nasıl ilerleyeceğine dair önemli mesajlar verdi.
Kürtler için yenilgi mi?
Hasan Muhammed Ali, 30 Ocak Anlaşması için "Ne kazananı ne kaybedeni olan bir anlaşmadır" dedi. Kürtler açısından yenilgi olduğu yönündeki yorumlara ise "Suriye Demokratik Güçleri ile Suriye geçici hükümeti arasında yapılan bu mutabakat, özellikle Kürtlerin de içinde bulunduğu bölgenin özgünlüğünü korumayı hedeflemektedir. Bu nedenle herhangi bir taraf açısından bir yenilgi olarak görülemez; aksine, diyalog ve ortaklık temelinde yeni bir Suriye’nin inşasına katkı sunabilecek siyasi bir adımdır" yanıtını verdi.
Öcalan'ın mesajları
Ali, Abdullah Öcalan'dan gelen son mesajın ise yıl sonu iletildiğini söyledi: "Sayın Öcalan’ın daha önce bize gelen mesajları ağırlıklı olarak barışa, sorunların diyalog ve müzakere yoluyla çözülmesine vurgu yapmıştır. Bu çerçevede mesajı en son geçtiğimiz aylarda iletildi. Müzakere ile siyasi çözüm yolunun önceliklendirilmesi çağrısı değerlendirilmekte."
"Uluslararası denetim mekanizmaları devrede"
SDG liderleri Şam Dışişleri Bakanı ile eşit temsille konferansa katıldı. Suriye Bakanı ile aynı heyette ABD’li yetkililerle görüşüldü, diğer ülkelerin üst düzey yetkileriyle temaslar oldu. Bu görüntüler Suriye’deki sürecin geleceği açısından ne ifade ediyor?
Rojava’dan ilk kez bu denli büyük bir uluslararası konferansa katılım sağlanıyor. Bu önemli bir gelişme ve pozitif bir adımdır. Bu durum, Rojava meselesinin uluslararası bir boyut kazandığını gösteriyor. Bundan sonraki süreçte Rojava ile kurulacak ilişkilerin de bu uluslararası çerçeve içerisinde şekillenecek. Rojava uluslararası platformlarda ve kongrelerde tartışılan bir konu hâline gelmiş ve artık geniş ölçekte uluslararası gündemin bir parçasıdır. Bu bağlamda, Suriye yönetimi artık istediği gibi kendi çerçesinde Rojava’ya yaklaşım sağlamayacak, artık uluslararası gözlem ve denetim mekanizmaları devrede.
Bu diplomatik ilişkiler neye evirilir?
Diplomatik ziyaretler her zaman mevcut siyasi koşullara bağlı olarak gelişir. Uygun şartlar ve sağlıklı bir siyasi zemin oluştuğunda, normalleşme sürecine doğru ilerlemek ve farklı taraflarla görüşmeler gerçekleştirmek doğal bir adımdır. Çünkü siyasi ve diplomatik temaslar, gerginliği azaltmanın, istikrarı desteklemenin ve daha geniş bir diyalog zemini oluşturmanın temel araçlarından biridir.

"SDG siyasi bir ortak oluyor"
Abdi, Ahmed ve Şeybani'nin ABD Dışişleri Marco Rubio ile görüşmesinden paylaşılan kare çok konuşuldu. ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, bu fotoğrafı, "Bin kelimeye bedel bir fotoğraf, yeni bir başlangıç" notuyla paylaştı. Siz bu kareyi Rojava’dan nasıl gördünüz?
Münih konferansında çıkan görüntülerin siyasi açıdan çok anlam ifade ediyor. Buna birkaç açıdan bakabiliriz. Birincisi içerden bir itiraf, bir kabulleniş var. SDG askeri bir faktörden, siyasi bir ortak olmaya doğru gidiyor. Zaman, siyasi bir askeri aşamayı kabullenme zamanı değil, geçiş dönemi için siyasi bir yönetimin oluşturulması gereken bir zamandan bahsediyoruz. Rubio, askeri güçlerin devlet içindeki entegrasyonuna dair desteğini ifade etti. Öte taraftan, Suriye’nin geleceği müzakerelerle belirleniyor. Bir tarafın diğer taraf üzerinde hüküm kurması şeklinde değil, müzakereler şeklinde ilerliyor.
"Yumuşak bir geçiş oluyor"
Görüntülerden neyi anlamamız gerekiyor? Uluslararası meşruluk diplomatik görüntülerde kendisini gösteriyor. Aynı masa etrafında oturmak, siyasi anlamda ne ifade ediyor? Her ne kadar geçici de olsa, kabullenme anlamına geliyor. Savaş terminolojisinden uzaklaşıp anlaşma terminolojisinde buluşma olarak anlamak gerekiyor. Kürt liderlerin uluslarası güçlerin liderleriyle birlikte boy göstermesinin mesajı nedir? Suriye’de gelişecek herhangi bir çözümde, Kürtler’in rolü var ve bunun unutulmaması gerekiyor, deniyor bu mesajlarda. Suriye’nin birliğini birlikte gerçekleştibilirsiniz demek istiyorlar. Bu, entegrasyonun bir anda gerçekleşmesi anlamına gelmiyor, aksine adım adım ve yumuşak bir geçiş oluyor. Suriye de eskiden olduğu gibi tam bir merkezi devlet değil siyasi bir anlaşma çerçevesinde olmalı.
"Çözümün bir parçası oluyoruz"
Rojava’dan nasıl okunuyor bu yaşananlar? Biraz pozitif ama biraz da temkinli bir yaklaşım var. Kürt davası, bir güvenlik sorunundan siyasi bir soruna evriliyor. Çözümün bir parçası oluyoruz. Ama başka bir yönü var tabi. Bu bütün sorunların çözüldüğü anlamına gelmiyor. Böyle bir garantisi yok. Öte taraftan, müzakereleri yürüten taraflar acaba ne kadar etkili olabilirler diye bir soru var. Rojava’daki projenin devlet içinde bağımsız bir proje olmasında bu durum da etkili olacak. Geçmiş yıllarla kıyasladığımızda bu ortaya çıkan görüntüler, önemlidir. Daha önceleri, aracılar eliyle, gizli bir şekilde yapılıyordu görüşmeler. Açık bir şekilde görüntü verilmiyordu. Şimdi ise açık ve aleni bir şekilde görüntü veriliyor. Devletin resmi söylemlerinde de artık SDG açık bir düşman güç olarak nitelendirilmiyor.
Münih’te gerçekleşen bu derece büyük bir etkinlikte de görüldüğü gibi, artık Suriye’de siyasi istikrarın Kuzey Doğu Suriye olmadan gerçekleşemeyeceği mesajı veriliyor. Entegre edeceğin Kürtler’in rolünü, SDG’nin rolünü kabul etmen gerekiyor deniyor. Merkez ile etraf arasındaki ilişki için bir formül bulunuyor ve yeniden dizayn ediliyor diyebiliriz.
Türkiye'nin Suriye'deki sürece doğrudan olmasa da dolaylı dahilini artık resmi makamlar da gizlemiyor. Ankara, SDG konusunda sert bir tutum takınıyor, yapılan açıklamalarda Mazlum Abdi sık sık hedef alınıyordu. Münih'te bu ziyaret turlarında denk geldiler mi bilinmiyor ama Türkiyeli yetkililer, Kürt liderlerle aynı binada, aynı konferansı takip etti. Buna karşı bir tavır belirten herhangi bir açıklama yapılmadı. Oysa konferanstan hemen önce AP'nin Rojava kararı jet hızıyla yalanlanıp, kınanmıştı. Türkiye’nin bu sessizliğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Taktik mi; yoksa SDG’ye yönelik tutum yumuşuyor mu?
Türkiye’nin SDG ve Mazlum Abdi’ye yönelik tutumunda köklü bir değişim yaşandığını söylemek şu aşamada güçtür. Ancak tansiyonun düşmesi için şuan için sessiz kalmayı tercih etmiş olabilirler. SDG’nin Şam yönetimine entegrasyon sürecini yakından izliyor ve buna göre tutum belirleyebilirler. Sessiz kalmaları taktiksel bir yaklaşımın parçası da olabilir. Dolayısıyla Türkiye’nin SDG ve Mazlum Abdi’ye karşı belirgin bir yumuşama sürecine girdiğini ya da daha ılımlı bir siyaset benimsediğini söylemek için henüz erken. İzliyorlar ve sonuca bakmak istiyor olabilirler. Olası bir yumuşama ise muhtemelen koşullu olur ve SDG’nin sürece yönelik yaklaşımına bağlı biçimde şekillenir.
"Rojava hala güvende değil"
Avrupa Birliği parlamentoları tarafından alınan kararlar, ağırlıklı olarak siyasi ve hukuki nitelik taşıyor. Bildiğiniz gibi parlamentolar doğrudan uygulama makamları değildir; daha çok normatif çerçeve çizen ve siyasi irade ortaya koyan kurumlardır. AB Parlamentolarının Suriye’de yapılan ihlallerin savaş suçu olarak nitelendirilmesi ise uluslararası denetim mekanizmalarının daha etkin devreye girmesine zemin hazırlıyor. Olası bir gerilim artışı durumunda, uluslararası aktörlerin istikrarın sağlanması yönünde daha güçlü bir sorumluluk üstlenmesi için. Bununla birlikte, kalıcı istikrarın tesis edilebilmesi için öncelikle çatışmaların sona ermesi ve varılan anlaşmaların uygulanması gerekiyor.
Yani sonuç itibariyle bu gelişmeler, SDG ile Şam hükümeti arasındaki siyasi sürecin uluslararası bir boyut kazandığını gösteriyor. Avrupa tarafı, Kürtlerin tüm haklarının tanınması, güvence altına alınması ve kapsamlı bir siyasi çözümün hayata geçirilmesi yönünde bir talep ortaya koydu. Bu durum, Rojava açısından önemli bir siyasi destek ve kayda değer bir adım niteliği taşımaktadır; ancak bunun tek başına Rojava’yı bütünüyle güvence altına alacağını söylemek zordur.
Şam'ın "SDG düşman değildir" mesajı
Sadece görüntüler değil, kullanılan dil de dikkat çekiciydi. Şeybani, konferanstaki konuşmasında Suriye'nin Kürt liderlerle eş temsiline ilişkin "SDG düşmanımız değil, partnerimiz" dedi. Bu mesajları nasıl okudunuz?
Şeybani’nin "SDG düşman değildir" yönündeki açıklamaları, devam eden siyasi müzakere süreciyle doğrudan ilişkilidir. Tansiyonu gerilimi düşüren, karşıtlık dilini zayıflatan şey müzakerelerdir. Bu açıklama aynı zamanda uluslararası aktörlere ve kamuoyuna yönelik bir mesaj niteliği de taşıyor: Şam yönetimi, SDG ile sorunları müzakere yoluyla çözme iradesine sahip olduğunu ve bu sürece hazır bulunduğunu göstermeyi amaçlıyor. Bu yaklaşım pragmatik bir çerçeveye oturmakta ve uluslararası toplumun benimsediği çözüm perspektifiyle uyumludur. Dolayısıyla verilen mesaj, hem dış kamuoyuna hem de uluslararası güçlere yöneliktir. Bu bağlamda Suriye kamuoyunun da söz konusu sürece ve olası bir uzlaşı zeminine hazırlanması gerekiyor.
Rojava'nın beklentisi ne?
Genel beklenti, düzenin bir ittifak zemini üzerinde tesis edilmesidir. Bu doğrultuda anlaşmayı güçlendirmeye yönelik bazı somut adımlar atıldı. Ateşkes ilan edildi; bu çerçevede askerî güçlerin kent merkezlerinden çekilerek yerlerine emniyet birimlerinin konuşlandırılması sağlanacak. Ayrıca valilik atamaları gerçekleştirildi ve Savunma Bakan Yardımcılığı görevine bir isim belirlendi.
Bununla birlikte, çözüm bekleyen ve henüz sonuçlandırılmamış pek çok siyasi dosya bulunuyor. Petrol ve eğitim meseleleri başta olmak üzere çeşitli yapısal sorunlar hâlen çözüme kavuşturulmamış. Bu konuların müzakere edilerek kapsamlı ve kalıcı biçimde çözüme bağlanması bekleniyor.
(AB)







