“Kullan, araştır, paylaş, geliştir!” sloganıyla 2018’den bu yana faaliyet yürüten Özgür Yazılım Derneği, yazılımların özgürlüğünden başlayarak donanım, internet ve hizmetler alanında da insan özgürlüğünü savunan bir topluluk olarak çalışmalarını sürdürüyor.
Dernek, faaliyet alanının önemli buluşmalarından biri olan uluslararası özgür yazılım konferansı ÖzgürKon ile özgür yazılım, internet özgürlüğü ve dijital haklar alanındaki tartışmaları bir araya getiriyor.
Bu yıl 25-26 Nisan’da İstanbul Kadıköy’deki Barış Manço Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilecek ÖzgürKon, fiziksel olarak ilk kez, toplamda ise üçüncü kez düzenlenecek. Katılımın ücretsiz olduğu konferansta, iki gün boyunca Türkçe ve İngilizce oturumlar yer alacak.
ÖzgürKon öncesinde, Özgür Yazılım Derneği kurucu üyesi Özcan Oğuz ile özgür yazılım hareketinin politik anlamını, Türkiye’deki özgür yazılım topluluğunun durumunu ve beş yıl aradan sonra yeniden düzenlenen konferansı konuştuk.
“Özgür yazılım hareketi, kullanıcının özgürlüğünü merkeze alır”
Özgür yazılımı yalnızca teknik bir mesele olarak değil, daha geniş bir toplumsal mücadele alanı olarak tanımlıyorsunuz. Bu yaklaşımı biraz açabilir misiniz?
Özgür yazılım, kavramsal olarak da yazılımdan çok özgürlükle ilişkili bir meseledir. Bu durum, toplumsal özgürlük mücadelelerinin bilişim alanına yansımasıdır. Nasıl ki ifade özgürlüğü, bunu baskılayacak bir rejim olmadığı sürece engellenmemesi gereken bir haksa yazılım özgürlüğü talebi de1970’li yıllardan itibaren ortaya çıkmış ve özgür yazılım hareketi doğmuştur. Daha sonra bu hareket politik olarak ikiye ayrılmıştır: Özgür yazılım ve açık kaynak hareketi. Açık kaynak yaklaşımı daha çok yazılımın kendisine ve teknik avantajlarına odaklanırken özgür yazılım hareketi başından itibaren kullanıcının özgürlüğünü merkeze almış ve ideolojik çerçevesini bu eksende kurmuştur.
Dolayısıyla tartışma yazılımın kendisinden ziyade yazılım politikasıyla ilgilidir. 21. yüzyılla birlikte yazılım, belirli bir grubun aracı olmaktan çıkmış, internet kullanımının yaygınlaşmasıyla doğrudan geniş kitleleri etkileyen bir alan haline gelmiştir. Bu da özgür yazılım hareketinin önemini yeniden artırmıştır. Örneğin yaygın işletim sistemlerinden Microsoft Windows, ABD menşeli bir şirketin ürünüdür ve bu ülkenin ticaret politikalarına tabidir. ABD’nin ambargo uyguladığı ülkelerde bu yazılımların kullanımının kısıtlanabilmesi, yazılımın yalnızca teknik değil aynı zamanda politik bir alan olduğunu göstermektedir. Bu da devletlerin aldığı kararların kullanıcıların yazılıma erişimine kadar uzanabildiğini ortaya koymaktadır.

“Topluluk güçleniyor ancak yeterli düzeye ulaşmış değil”
Türkiye’de özgür yazılım ekosisteminin mevcut durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Karşılaştığı temel yapısal sorunlar neler?
“Özgür yazılım ekosistemi” kavramını kullanmamayı tercih ediyoruz. Web sitemizde de kaçınılması gereken ifadeler arasında yer alıyor. Çünkü “ekosistem” kavramı, güçlünün zayıfı elediği bir ilişkiyi çağrıştırıyor. Bu nedenle “özgür yazılım topluluğu” demek daha doğru çünkü özgür yazılımda böyle bir ilişki yok.
Türkiye’de özgür yazılım politikaları ve topluluğuna bakıldığında, günden güne iyileşen bir tablo görmek mümkün. Bu noktada özellikle 2007’den itibaren TÜBİTAK tarafından geliştirilen Pardus projesi önemli. Bugün bazı kamu kurumlarında kullanılmaya devam ediyor. Kamu tarafında belirli ölçüde olumlu bir tablo varken, özel sektörde de bazı çalışmalar yürütülüyor. Ancak burada asıl belirleyici olan kullanıcılar ve topluluklar. Bu alanda da giderek büyüyen bir yapı söz konusu.
Bugün birçok kişi Özgür Yazılım Derneği gibi yapılarda yer alıyor. Bunun dışında farklı dernekler, sivil inisiyatifler ve geniş topluluklar bulunuyor. Her yıl düzenlenen özgür yazılım kampları da bu örgütlenmenin önemli bir parçası. Bu gelişmeler hem kullanıcıları hem de profesyonel alanı etkiliyor ve zamanla kamuya da yansıyor.
Son dönemde, “açık kaynak kodlu yazılım” ifadesi kullanılsa da özgür yazılımın desteklenmesine yönelik politikalar gündeme geliyor. İnternetin yaygınlaşmasıyla birlikte özgür yazılımı tanıyan ve kullanan kişi sayısı artıyor. Bu nedenle geçmişe kıyasla daha iyi bir noktada olunsa da mevcut durumun yeterli olduğu söylenemez.
Beş yıl aranın ardından konferans yeniden düzenleniyor
Biraz konferansa dönmek istiyorum. Konferans 2020-2021'de çevrimiçi yapıldı. Aslında binlerce kişiye de ulaştı ama sonra bir sessizlik dönemi oldu. Bu hafta sonu yapılacak etkinlikle yeniden bir araya geliniyor. Bu sessizlik dönemini nasıl değerlendiriyorsunuz?
2020-2021 öncesinden başlamak gerekir. Türkiye’de uzun yıllar “Özgür Yazılım Günleri” ve “Özgür Yazılım Şenliği” kapsamında yılda iki konferans düzenleniyordu. Biri nisanda, diğeri ise daha çok özgür web odaklı olarak kasım ayında yapılıyordu. Web konferansı 2017’ye, Özgür Yazılım Günleri ise 2019’a kadar sürdü, pandemiyle birlikte bu etkinlikler dağıldı.
Biz de o dönemde, yeni kurulmuş bir dernek olarak ne yapabileceğimizi tartışırken LibrePlanet etkinliğine katılarak çevrim içi etkinlik deneyimi kazandık ve ardından kendi çevrim içi konferansımızı düzenledik. Sınırların ortadan kalkmasıyla farklı ülkelerden konuşmacılar katıldı ve yoğun ilgi gördü. 2020’de yeniden düzenlemek istedik ancak pandemi koşulları ve artan çevrim içi etkinlik sayısı nedeniyle katılım ve görünürlük düştü. Sonraki yıl yüz yüze etkinlikler yeniden mümkün hale geldiğinde biz de bu formata dönmek istedik.
Ancak Türkiye’de sivil topluma yönelik bakış açısı nedeniyle salon bulma sürecinde zorluk yaşadık. 2025 yılında Kadıköy Belediyesi’ne yaptığımız başvuru sonucunda Barış Manço Kültür Merkezi tahsis edildi ve etkinliği gerçekleştirme imkânı bulduk. Dolayısıyla bu süreci Türkiye’de sivil toplumun genel durumu üzerinden okumak gerekiyor. Dernek kurma özgürlüğü anayasal bir hak olmasına rağmen, toplumda buna karşı bir çekince var ve bu durum faaliyetleri doğrudan etkiliyor. Bu yıl ise Kadıköy Belediyesi’nin desteğiyle etkinliği gerçekleştirebiliyoruz.
Konferans, bağımsız seçim ve katılımcı bir modelle şekilleniyor
Peki bu konferansın hem katılımcılar hem de daha geniş kamusal alan açısından nasıl bir etki yaratmasını bekliyorsunuz?
Konferansın en ayırt edici özelliği, konuşmacıların tamamen başvurular arasından bağımsız bir kurul tarafından seçilmesi. Hafta sonu yer alacak 48 konuşmacının tamamı kendi inisiyatifleriyle başvurdu, hiçbirine doğrudan yer verilmedi.
Program kurulu da farklı kesimlerden oluşturuldu. Farklı derneklerden, bilişim alanındaki yapılardan ve üniversitelerden isimlerin yer aldığı bir kurul başvuruları bağımsız ve çok sesli bir şekilde değerlendirdi. Amaç, daha açık ve demokratik bir yapı kurmaktı.
Çünkü son dönemde konferanslar ya şirketlerin düzenlediği reklam odaklı etkinliklere ya da aynı kişilerin tekrar tekrar konuştuğu kapalı organizasyonlara dönüşmüş durumda. Bu nedenle farklı görüşlerin bir arada yer alabildiği bir ortam oluşturuldu.
İkinci olarak, Özgür Yazılım Derneği’nin genel kurulu da konferansla birlikte yapılacak. Bu tercih, sürecin daha açık ve erişilebilir olmasını amaçlıyor.
Üçüncü olarak ise bu tür bir etkinliğe ihtiyaç olduğu başvurular ve katılım ilgisiyle ortaya çıktı. Özellikle pandemi döneminde eğitim hayatına başlayan öğrenciler için bu tür yüz yüze ve topluluk temelli etkinlikler yeni bir deneyim oldu.
Bu nedenle insanların kendilerini ait hissedebileceği ve aktif olarak yer bulabileceği bir alan oluşturulmak istendi. ÖzgürKon’un bu ihtiyaca yanıt verdiği düşünülüyor.
(ZA/VC)






