12 Nisan Pazar günü Macaristan’da gerçekleşecek parlamento seçimine günler kala, Başbakan Viktor Orbán’ın yenilgiye en yakın aday olduğunu hiçbir şey peş peşe gelen iki dış müdahale haberi kadar çıplak bir biçimde teşhir edemezdi.
Orban'ın çürüyen "yerlilik ve millilik" iddiaları
Bir yanda, dün Budapeşte’nin üyesi olması nedeniyle erişebildiği Avrupa Birliğine ait kritik önemdeki bilgileri Moskova’ya aktardığı iddiası kapsamındaki ses kayıtları, Orbán’ın, rakibinin AB tarafından desteklendiği iddialarıyla sarmaladığı “yerli ve milli” seçim kampanyasının doğu kanadı üzerine silinmez bir leke düşürdü.
Bir gün önce de batı kanadından, tükenmiş olan iç siyasi kredi açığını kapatmak üzere Atlantik’in Batı kıyısından kalkıp Macaristan seçmenlerini “yerli ve milli” başkan Orbán’a oy vermeleri için dil dökmek üzere ABD Başkan Yardımcısı JD Vance yetişmişti. Budapeşte’ye gelip Orbán’a açık destek veren Amerika’nın “ikinci adamı” konuşmasında AB’yi Macaristan’ın “iç işlerine karışmak"la suçladı.
Trump’sız Vance’nin kazandırmaya yetmeyeceği kaygısı, bizzat ABD Başkanı’nı da Macaristan “iç siyaseti”nin orta yerine taşıdı. Donald Trump, JD Vance'ın telefonundan devreye girerek Macaristan halkına Amerikanca Orbán’ın bulunmaz bir lider olduğunu anlattı.
Oylamaya iki gün kala, bütün belirtiler, genel seçimlerin Macaristan’ın iç siyaset bağlamını aşıp ülkenin Avrupa Birliği ve Atlantik ittifakı yöneliminin de sandıkta belirleneceği bir hesaplaşmaya dönüştüğünü gösteriyor.
Anketler Magyar'ı işaret ediyor
Son anketler, Orbán ve Moskova ve Washington D. C.’deki müttefiklerinin kaygılarının yersiz olmadığına yeniden işaret ediyor. 16 yıldır iktidarda olan Orbán’ın Fidesz’i ilk kez gerçekten kaybetme ihtimaliyle karşı karşıya olduğu apaçık.
Reuters’ın dün aktardığı Idea Institute araştırmasına göre Trump’ı iktidardan indirmeye en yakın aday olarak öne çıkan Peter Magyar’ın Tisza Partisi, kararsızlar dağıtıldığında yüzde 50 ile Orbán’ın Fidesz’in fersah fersah önünde. Fidesz yüzde 37’nin ötesine geçemiyor. Kararsızlar dağıtılmadan da Tisza yüzde 39, Fidesz yüzde 30 düzeyinde.
Önceki gün yayımlanan Reuters haberinde yer alan Median projeksiyonu daha da çarpıcı: Buna göre Tisza 199 sandalyeli parlamentoda anayasayı değiştirmek için gerekli üçte iki çoğunluğa bile ulaşabilir görünüyor.
Son oy sayılmadan "Orbán yenildi" demek için erken
Ancak madalyanın öbür yüzü de var: AP’nin sahadan taşıdığı haberler, Orbán’ın özellikle kırsalda, küçük yerleşimlerde ve yaşlı seçmende sahip olduğu tabanı hâlâ kourmayı sürdürdüğünü işaret ediyor. Dahası, seçim mühendisliği, medya üstünlüğü ve yurt dışındaki etnik Macar seçmenlerin desteğinin bileşik etkisi Fidesz’de olan ama rakibinde olmayan bir özgül kuvvet kaynağı.
Bu nedenlerle anketlerdeki gerilemenin Orbán açısından tarihsel bir alarm anlamına geldiği kesin olmakla birlikte, oyların sayımı bitmeden hiçbir şey kesinlik kazanmayacak.
Rusya'ya bilgi satma iddiası
Bu oyların hangi tarafa meyledeceğini belirleyebilecek içsel dinamiklerin etkisi sınırlarına dayanmış olmasa da dün gündeme taşınan ağır iddia, dış dinamiklerin oy verme tamamlanana kadar “seçim eğik düzlemi”nde hareket halinde olacağını gösterdi.
İddia, Macaristan Dışişleri Bakanı Péter Szijjártó’nun Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’a Ukrayna’nın AB üyelik süreciyle ilgili hassas bir belgeyi iletme teklifini somutlaştıran ses kayıtlarıyla gündeme düştü.
Reuters’ın aktardığına göre kayıtlar araştırmacı gazetecilerce yayımlandı; ancak ajans, bu kayıtların henüz bağımsız biçimde doğrulanamadığını özellikle not etti. Dolayısıyla bu aşamada ortada hukuken kesinleşmiş bir “ispat” yok, ancak ciddi siyasi sonuçlara gebe ve Avrupa kurumlarını Budapeşte’den resmî açıklama istemeye yönelten bir sızıntı var. Avrupa Komisyonu’nun Budapeşte’den açıklama istemesi ve bazı Avrupa Parlamentosu üyelerinin Rusya müdahalesi şüphesiyle acil araştırma çağrısında bulunması, konunun yalnızca seçim kampanyası atışması olarak görülmediğini ortaya koyuyor.
İddianın tam seçim arifesinde gündeme gelmesi, Orbán yönetiminin Rusya ile ilişkileri üzerinden zaten birikmiş olan kuşkuları büyüttü.
Orbán’ın "egemenlik paylaşmama" iddiasının çöküşü
Sızıntılar, Orbán’ın yıllardır kurduğu Avrupa Birliğiyle “egemenlik paylaşmama” söylemine ağır darbeler indiriyor. ABD Başkan Yarrdımcısı JD Vance, 7 Nisan’da Budapeşte’yi ziyareti sırasında Avrupa Birliğini Macaristan seçimlerine “hariçten müdahalede” bulunmakla suçlamıştı, ama aynı konuşmada “hariç”ten gelerek bizzat Orbán’a oy verilmesini istemişti.
Reuters ve AP’nin haberlerine göre, Vance, Orbán’ı “Batı medeniyetinin savunucusu” olarak sundu ve Brüksel’in Macaristan ekonomisi ve enerji bağımsızlığını siyasi nedenlerle hedef aldığını savundu. Ancak bu “hariçten destek” tam tersine, suçlanan dış müdahalenin bizzat Washington tarafından Budapeşte’de seçim meydanına taşındığı yönünde eleştirildi. Vance’in etkinlik sırasında Trump’ı hoparlöre bağlayarak Orbán için destek istemesi de bu müdahalenin simgesel doruk noktası oldu. Orbán’ın AB’yi “dış müdahaleci” diye hedef alırken, ABD Başkan Yardımcısını ve Trump’ı sahaya sürmesi, muhalefetin eline güçlü bir çelişki argümanı verdi.
Bütün bunlar seçim sürecinin yönünü de daha görünür hale getirdi. Bu seçim artık yalnızca Fidesz’in iktidarda kalıp kalmayacağına ilişkin değil; Macaristan’ın Rusya’ya yakın, Brüksel’le sürekli çatışan “illiberal” hattı sürdürüp sürdürmeyeceğine ilişkin bir referandum gibi okunuyor.
İçerideki açığı, dış destek kapatır mı?
Reuters ve AP’nin son dosyalarına göre Orbán, ekonomik durgunluk, hayat pahalılığı, dondurulmuş AB fonları, yolsuzluk suçlamaları ve Rusya’ya yakınlığı nedeniyle son 16 yılın en sert sınavını veriyor. Rakibi Péter Magyar ise, eski bir Fidesz içinden gelen sağ-merkez figür olarak, rejim karşıtı geniş hoşnutsuzluğu tek kanalda toplamayı başardı. Magyar’ın kampanyası klasik liberal restorasyon dilinden çok, yolsuzlukla mücadele, kamu hizmetlerinin düzeltilmesi ve AB ile ilişkilerin normalleştirilmesi üzerine kurulu. Bu da Orbán’ı, içerideki toplumsal desteğin gerilediği ölçüde, dış meşruiyet ve dış moral desteğe daha fazla yaslanmak zorunda bırakıyor.
Orban çizgisi her kategoride düşüşte
Bununla birlikte son kamuoyu verileri yalnızca parti yarışını değil, Orbán çizgisinin toplumsal sınırlarını da gösteriyor. ECFR verilerine dayanan son anket, Macar seçmenlerin yüzde 77’sinin AB üyeliğini desteklediğini, yüzde 75’inin Birliğe güvendiğini ve yüzde 68’inin Budapeşte’nin Brüksel’e yaklaşımının değişmesini istediğini ortaya koyuyor. Bu tablo, Orbán’ın yıllardır kurduğu Brüksel karşıtı siyasetin toplumsal düzeyde aynı ölçüde içselleştirilmediğini düşündürüyor. Başka bir deyişle, Orbán’ın içeride tam olarak bulamadığı siyasal enerjiyi Moskova’yla kurduğu hat ve Trump-Vance çizgisinden aldığı görünür destekle telafiye çalışması, bu seçimin en çarpıcı yanlarından biri haline gelmiş durumda.
Pazar günü sandıktan çıkacak sonuç, yalnızca bir iktidar değişimiyle sınırlı kalmayabilir, artık Macaristan’ın Avrupa içindeki yeri ve ülke sağının küresel ağlar içindeki işlevi de uzunca bir dönem için kökten değişebilir.
(AEK)

