Macaristan’da 12 Nisan 2026’da yapılan genel seçimler, ülkeyi 16 yıldır yöneten Başbakan Viktor Mihály Orbán’ın dönemi için bir dönüm noktası oldu.
Oyların yüzde 96’sı sayıldığında muhalefetteki Tisza Partisi’nin 199 sandalyelik parlamentoda 138 sandalyeye ulaştığı, Orbán’ın lideri olduğu Fidesz’in ise 55 sandalye ile sınırlı kaldığı görüldü.
Orbán seçim gecesi sonucu “açık” ve “ağrılı” olarak kabul ederek destekçilerine teşekkür etti ve “asla pes etmeyeceğiz” dedi.
Hukuk okudu
Viktor Orbán 31 Mayıs 1963’te Budapeşte’nin batısındaki Alcsútdoboz kasabasında doğdu. Babası tarım mühendisi ve Komünist Parti üyesi, annesi özel eğitim öğretmeniydi. Üç erkek kardeşin en büyüğü olan Orbán yoksul bir köy hayatı yaşadı; ailesinin evi uzun süre susuzdu ve küçük yaşta tarlalarda çalıştı.
1981’de liseden mezun olduktan sonra askerlik yaptı, ardından Eötvös Loránd Üniversitesi’nde hukuk okudu.
Bu dönemde arkadaşlarıyla birlikte İstván Bibó Özel Koleji’ni kurdu ve George Soros’un bursuyla Oxford Üniversitesi’nde siyaset felsefesi okumaya gitti.
1989’da komünist rejime karşı mücadeleye katılmak için Macaristan’a geri döndü.
Fidesz’le siyasete adım
Orbán 1989’da eski başbakan Imre Nagy’in yeniden defnedilmesi (1958’de Sovyetler tarafından idam edilmişti) töreninde yaptığı konuşmada Sovyet askerlerinin ülkeden ayrılmasını ve serbest seçim talebini dillendirerek ülke çapında tanındı.
Aynı yıl arkadaşlarıyla Genç Demokratlar Birliği (Fidesz) adlı liberal hareketi kurdu ve 1990 seçimlerinde 22 milletvekili ile parlamentoya girdi. Fidesz’in 1998 seçimlerini kazanmasıyla Orbán 35 yaşında Avrupa’nın en genç başbakanı oldu. İlk döneminde serbest piyasa reformlarını hızlandırdı, vergileri düşürdü ve 1999’da Macaristan’ın NATO’ya katılmasını sağladı. 2002’de ve 2006’da seçimleri kaybedince muhalefete çekildi.
“İlliberal devlet” projesi
2008 küresel krizinin ardından ekonomik sıkıntı yaşayan Macaristan’da Fidesz 2010 seçimlerini ezici çoğunlukla kazandı ve Orbán yeniden başbakan oldu. Fidesz’in parlamentodaki üçte iki çoğunluğunu kullanarak 2012’de yeni bir anayasa kabul ettirdi; anayasa Hıristiyan-muhafazakâr temaları güçlendiriyor, yargı ve medya bağımsızlığını zayıflatıyordu. Orbán 2014’te yaptığı bir konuşmada “Macar ulusu, bireylerin basit toplamı değil; organize edilmesi gereken bir topluluktur” diyerek liberal demokrasiyi eleştirdi ve Türkiye, Çin ve Rusya gibi “illiberal” devletleri örnek gösterdi.
2015’te Avrupa’ya yönelen mülteci akını sırasında Sırbistan sınırına tel örgülü duvar inşa ettirdi; AB’nin zorunlu kota planını “asla kabul etmeyeceğiz” dedi. 2018’de çıkarılan “Stop Soros” yasası göçmenlerle çalışan sivil toplum örgütlerine ağır vergiler getirdi ve örgütlerin faaliyetlerini kriminalize etti. COVID‑19 pandemisi sırasında parlamentodan kendisine kararnameyle yönetme yetkisi veren bir yasa çıkardı, seçimleri askıya aldı ve “yanlış haber yayma”yı suç saydı. 2021’de okullarda ve gençlere yönelik medyada eşcinsellik ve cinsiyet kimliği içeriğini yasaklayan yasa büyük tepki topladı.
Rusya’ya yakın, AB’ye mesafeli
Orbán dış politikada Rusya ve Çin’le yakın ekonomik ilişkiler kurdu; 2014’te Gazprom ve Rosatom’la büyük anlaşmalar yaptı ve Budapeşte metrosunun modernizasyonunu bir Rus şirketine verdi.
2022’de Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrası AB yaptırımlarını onayladı ancak ülkenin silah sevkiyatı için kullanılmasına izin vermedi ve kendisini tarafsız arabulucu olarak tanıttı.
2024’te Moskova’ya gidip Putin’le görüşmesi AB liderleri tarafından “barış misyonu” olarak görülmedi; Orbán AB içinde Ukrayna’ya kredi verilmesi gibi kararlara veto koyarak Avrupa’daki izolasyonunu arttırdı.
2026: Yenilgi ve sonrası
2022’de bir kez daha seçim kazanan Fidesz, 2026 seçimlerine ekonomik durgunluk, sağlık ve eğitim krizleri, yüksek enflasyon ve yolsuzluk iddialarıyla girdi. Fidesz’in eski bürokratlarından Péter Magyar’ın kurduğu Tisza Partisi, yolsuzlukla mücadele ve AB ile ilişkilerin onarılması üzerine kampanya yürüttü ve genç seçmenlerin desteğini kazandı.
Rekor katılımla yapılan seçimde Tisza parlamento çoğunluğunu elde etti; Orbán sonucu kabullendi ve partisinin “toplulukları yeniden inşa” edeceğini söyledi.
Popülist lider olarak anıldı
Viktor Orbán’ın kariyeri, liberal antikomünist bir öğrenciden AB içinde demokrasi ve insan hakları standartlarını zorlayan bir popülist lidere dönüşümün hikâyesi oldu.
Gençliğinde Sovyet askerlerinin ülkeden çekilmesini isteyen Orbán, 2010’lar boyunca “illiberal devlet” projesiyle yargıyı, medyayı ve sivil toplumu kontrol altına aldı, göçmenlere, LGBTİ+’lara ve muhaliflere yönelik baskıcı politikalar izledi.
AB içinde Rusya yanlısı duruşu “Putin’in Avrupa’daki en yakın müttefiki” olarak anıldı.
(HA)





