İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 9-19 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek olan 45. İstanbul Film Festivali’nde kuir filmlere ayrılan “Nerdesin Aşkım?” bölümünün bu yıl da programa alınmaması eleştirilmeye devam ediyor.
Kararı “sansür” olarak nitelendiren LGBTİ+’lar ve kültür-sanat emekçileri, İKSV’ye ve festival yönetimine tepki gösteriyor.
Türkiye’nin tek kuir film festivali olan Pembe Hayat KuirFest’in küratörü Avukan Furkan Yurt, söz konusu seçkinin kaldırılmasını kurumsal bir sansür ve otosansür örneği olarak değerlendirdi.

İstanbul Film Festivali’ne sansür eleştirisi: “Nerdesin Aşkım?” yine yok
Politik seyreltmeden yok saymaya giden tercihin ifşası
Yurt, Pembe Hayat Derneği’nin kurumsal sitesinde yayımlanan yazıda özetle şöyle dedi:
“Kültürel alanın nezaketle daraltıldığı, sansürün bürokratik zarafetle paketlendiği bir eşikteyiz. İstanbul Film Festivali yönetiminin ‘Nerdesin Aşkım?’ seçkisini geçtiğimiz sene verdikleri teminata rağmen katalogdan silme kararı, artık kurumsal bir tercih olarak okunmamalı; Türkiye’nin en köklü sanat kurumunun, devletin makbul vatandaş ve kutsal aile sınırlarına kendi elleriyle hizalanma beyanı olarak kabul edilmelidir. Bu sessiz geri çekiliş, kuir varoluşu bir estetik zenginlik olarak gören politik riskten arındırılmış estetik yaklaşımın, gerçek bir siyasal kuşatma karşısında nasıl hızla tasfiye memurluğuna soyunduğunu belgelemektedir.
“Geçtiğimiz sene yine festival yönetimi yaptığı açıklamada, kuir filmleri programın geneline yaydığını iddia ederek bir tür illüzyon yaratmaya çabalamıştı. Ancak biz biliyorduk ki bir tematik seçkiyi dağıtmak, o anlatının politik omurgasını kırmak demektir. Kuir sinemanın bağımsız bir kürasyonla sunulması, bir gettolaşma olmaktan ziyade heteronormatif sinema evrenine karşı politik bir barikat kurmaktır. Kaldı ki bu sene diğer seçkiler incelendiğine o seyreltme kaygısı neticesinde neredeyse varlığı tartışmalı birkaç filmle baş başa bırakıldığımız görülebiliyor.
“Filmleri ana akım başlıkların arasına serpiştirerek etkisizleştirmek, kuir özneleri izleyici kitlesinden koparmak ve bu yapımları sinema kapitalinin içinde uysallaştırılmış birer numune haline getirmek anlamına gelirken eldeki durumda varlığı tartışmalı birkaç filmle yetinmek artık temsille sınırlı kalmayan, temsiliyetin içini boşaltan açık bir politik seyreltme operasyonudur.
Genel ahlâk kıskacı ve kurumsal konforun bedeli
“İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın tercihi, doğrudan bir yasaklamanın sonucu olmaktan çok, olası politik riskleri bertaraf etmeye yönelik bir kurumsal konfor stratejisi olarak okunmalıdır. Bu noktada İKSV, elindeki finansal ve kurumsal gücü bir direnç hattına dönüştürmek yerine, teknik imkânsızlık söyleminin ardına sığınarak başlayan ve giderek sessiz bir yok sayma pratiğine evrilen bir geri çekilme hattı inşa etmiştir. Bu tavır, yalnızca bir seçkinin programdan çıkarılmasıyla sınırlı olmayan; sansürün kurumlar tarafından içselleştirilerek yeniden üretildiği bir kültürel iklimin parçasıdır. Türkiye’nin en büyük kültür kurumlarından birinin bu yönde konumlanması, ifade özgürlüğünün açık bir ihlalinden ziyade, onun kurumsal düzeyde aşındırılmasının en görünmez ama en etkili biçimlerinden birini temsil etmektedir.
“İstanbul Kültür Sanat Vakfı yönetimine hatırlatırız: Meşruiyetiniz, gösterdiğiniz filmlerin şöhretinden değil; sanatsal özgürlüğün barikatı olma iradenizden gelir. Kuir sinemayı riskli içerik olarak kapı dışı edenler, sinemanın tarihsel misyonundan çok uzakta, yalnızca onun konforundan yana pozisyon almaktadır. Bu bir davetten çok öte bir hatırlatma: Bizler, perdenin arkasındaki bürokratik oyunları teşhir etmeye ve daraltılan her alanı dayanışmayla yeniden kurmaya kararlıyız. Sizin serpiştirilmiş sessizliğinize karşı bizim örgütlü sesimiz var. Perdeyi aşan ve perdeden taşan hayatlarımız, hiçbir kurumsal listenin onayına muhtaç değildir! Buradayız aşkım! Ve hiçbir yere gitmiyoruz.” (TY)




