Karasu: AKP’nin yaklaşımı süreci muğlaklaştırıyor, artık somut adım atılmalı
Medya Haber TV’de yayınlanan özel programda konuşan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”, Abdullah Öcalan’ın statüsü, AKP ve MHP’nin süreçteki yaklaşımı, CHP’ye yönelik operasyonlar ve Kürt sorununun çözümüne ilişkin kapsamlı değerlendirmeler yaptı.
Karasu, özellikle AKP’li yetkililerin son dönemde yaptığı açıklamaların süreci netleştirmek yerine daha belirsiz hale getirdiğini, artık söylem değil somut adım dönemine girildiğini söyledi.
"Dünya süreci takip ediyor"
Karasu, 5 Mayıs’ta gerçekleştirilen toplantının neden önemli görüldüğüne ilişkin değerlendirmesinde, kamuoyunda hareketin yaklaşımına dair yoğun tartışmalar yaşandığını belirtti.
Sürecin yalnızca devletin tutumuyla değil, kendi yaklaşımlarıyla da şekillendiğini ifade eden Karasu, “Herkes bizim nasıl yaklaştığımızı merak ediyor. Özellikle son dönemde çok fazla spekülasyon yapıldı. Hatta öyle bir noktaya gelindi ki, Önderlikle hareket arasında farklılık varmış gibi bir algı oluşturulmaya çalışıldı. Biz de hem kendi yaklaşımımızı net biçimde ortaya koymak hem de 12. Kongre sonrası alınan kararların pratiğe nasıl yansıyacağını anlatmak için bu toplantıyı gerekli gördük” dedi.
Abdullah Öcalan’ın yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”nın yalnızca Kürt sorununu değil, Türkiye’nin demokratikleşmesini hedefleyen tarihsel bir çağrı olduğunu söyleyen Karasu, kamuoyunda ciddi beklenti oluştuğunu ifade etti. “Kürt halkı da Türkiye’deki demokrasi güçleri de sürecin nereye gideceğini merak ediyor. Dünya da süreci takip ediyor. Ancak devlet cephesinden gelen açıklamalar süreci netleştirmek yerine daha fazla tartışma yaratıyor” diye konuştu.
AKP’li yetkililerin açıklamalarını sert sözlerle eleştiren Karasu, son dönemde yapılan değerlendirmelerin süreci “muğlaklaştırdığını” savundu. “Biz bu süreci geliştirirken, Önder Apo bu süreci ilerletmeye çalışırken, AKP’li yetkililerin açıklamaları gerçekleri örten bir noktaya geldi. Bir yandan süreçten söz ediliyor ama diğer yandan sorumluluk sürekli başka yerlere atılıyor. ‘Biz çok şey yaptık ama hâlâ bizden beklenti var’ yaklaşımı ortaya konuluyor. Oysa toplumun beklentisi devletin ne yapacağıdır” ifadelerini kullandı.
"Öcalan farklı kesimlerle görüşebilmeli"
Kamuoyunda son dönemde “Süreç bitiyor mu?”, “Tıkanma mı yaşanıyor?” tartışmalarının yoğunlaştığını ifade eden Karasu, bunun temel nedeninin devletin somut adım atmaması olduğunu savundu. “Kürt halkı da Türkiye’deki demokrasi güçleri de bizim yaklaşımımızın ne olduğunu merak ediyor. Türk devletinin yaklaşımı karşısında bizim ne düşündüğümüz soruluyor. Bu nedenle açıklama yapmayı gerekli gördük” dedi.
Karasu’nun açıklamalarında en dikkat çeken başlıklardan biri Abdullah Öcalan’ın statüsü ve “muhataplık” konusu oldu. Türkiye'nin yüz yıldır Kürtleri ve Kürt siyasi temsilini tanımadığını savunan Karasu, çözüm için bu anlayışın değişmesi gerektiğini söyledi. “Türk devleti yüz yıldır Kürt’ü inkâr ediyor. Kürt’ün siyasi temsilcilerini tanımıyor. Eğer gerçekten bir çözüm olacaksa, Kürt’ün siyasi temsilcisinin kabul edilmesi gerekir. Kürt sorunu çözülecekse, bu sorunun siyasi muhatabı kimse onunla görüşülmesi gerekir” dedi.
Abdullah Öcalan’ın resmi muhatap olarak tanınmamasının çözüm konusunda samimiyet eksikliği anlamına geldiğini belirten Karasu, “Önder Apo’nun statüsü belirlenmeden çözüm olmaz. Eğer hâlâ resmi muhatap olarak kabul edilmiyorsa, bu Kürt siyasi iradesinin tanınmadığı anlamına gelir. Bu da devletin eski anlayışı sürdürdüğünü gösterir” dedi.
AKP’nin gerçekten demokratikleşme ve çözüm hedefliyorsa Abdullah Öcalan’ın çalışma koşullarını değiştirmesi gerektiğini savunan Karasu, “Hem sorunu çözeceğiz deniliyor hem de Önder Apo’nun resmi muhataplığı kabul edilmiyor. Bu büyük bir çelişkidir. Çözüm olacaksa Önder Apo’nun farklı kesimlerle görüşebilmesi gerekir. Ama tam tersine uzun süredir görüşmeler bile düzenli yapılmıyor” dedi.
"Devlet Bahçeli'nin sözleri olumlu"
İmralı’daki görüşme trafiğine ilişkin de konuşan Karasu, 27 Mart’tan bu yana Abdullah Öcalan ile yeni bir görüşme yapılmadığını söyledi. Sürecin ciddiyetine uygun davranılmadığını savunan Karasu, “Şu nedenle, bu nedenle görüşme yaptırılmıyor deniliyor. Böyle ciddi bir süreçte bu yaklaşım kabul edilemez. Bugün görüşür, yarın görüştürmez anlayışıyla süreç ilerlemez. Eğer gerçekten ciddi bir süreç varsa, heyetlerin görüşmesinin engellenmesi doğru değildir” diye konuştu.
Karasu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin son dönemde yaptığı açıklamaları da değerlendirdi. Bahçeli’nin Abdullah Öcalan’ın statüsüne ilişkin sözlerini olumlu bulduklarını belirten Karasu, bu söylemlerin pratiğe dönüşmesi gerektiğini ifade etti. “Devlet Bahçeli’nin söyledikleri anlamlı olabilir ama bunların iktidar politikası haline gelmesi gerekir. Eğer Bahçeli bir şey söylüyorsa Erdoğan’ın da bunu sahiplenmesi gerekir. Yoksa toplumda ‘Sadece konuşuluyor ama hiçbir şey yapılmıyor’ düşüncesi oluşur” dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da süreçle ilgili olumlu mesajlar verdiğini ancak bunun yeterli olmadığını savunan Karasu, “Bir buçuk yıldan fazla oldu. Sürekli süreç sahipleniliyor deniliyor ama ortada ciddi bir değişiklik yok. Özellikle muhataplık konusunda somut bir ilerleme görülmüyor. Muhataba yaklaşım değişmiyorsa, verilen mesajların da anlamı kalmaz” ifadelerini kullandı.
"CHP'nin desteğini almak önemli"
Karasu, CHP’ye yönelik operasyonları da sert sözlerle eleştirdi. Türkiye’de geçmişte de sert siyasi dönemler yaşandığını ancak bugünkü tabloyu farklı gördüğünü söyleyen Karasu, “60’ları da biliyoruz, 70’leri de biliyoruz, 12 Eylül dönemini de biliyoruz. Ama bu düzeyde bir yaklaşım görmedik” dedi.
Muhalefete yönelik baskının toplumsal desteği zayıflattığını savunan Karasu, “Barış ve Demokratik Toplum çağrısının toplumda daha geniş destek bulabilmesi için demokratik bir ortam gerekir. CHP gibi Cumhuriyet’in kurucu partisinin desteğinin alınması önemlidir” diye konuştu.
AKP’nin geçmişte muhalefeti sık sık “PKK ile ilişkilendirerek” baskı altına almaya çalıştığını öne süren Karasu, bugün de benzer bir yaklaşımın farklı yöntemlerle sürdüğünü savundu. “Eskiden herkesi PKK ile ilişkilendirerek bastırmaya çalışıyorlardı. CHP’yi, muhalefeti, DEM Parti’yi aynı fotoğrafın içine koyup toplumu etkilemeye çalışıyorlardı. Şimdi bunu eskisi kadar yapamıyorlar ama baskı farklı biçimlerde devam ediyor” ifadelerini kullandı.
Karasu, seçim dönemlerinde muhalefeti hedef alan montaj görüntülerin ve videoların kullanıldığını da öne sürdü. “Bir seçim döneminde sahte videolarla CHP’yi hareketimizle yan yana göstermeye çalıştılar. Bugün ‘yapay zekâ’, ‘montaj’ deniliyor ama o dönem bunlar propaganda aracı olarak kullanıldı” dedi.
Muhalefete yönelik baskının sürmesi halinde demokratikleşme tartışmalarının inandırıcılığını kaybedeceğini savunan Karasu, “Eğer gerçekten destek isteniyorsa, o zaman desteğin oluşacağı demokratik zeminin yaratılması gerekir” ifadelerini kullandı.
Karasu, iktidarın “silah bırakmanın tespit ve teyidi” yönündeki açıklamalarına da tepki gösterdi. Bu söylemlerin süreci ilerletmek yerine kamuoyunu oyalamaya yönelik olduğunu savunan Karasu, “Sanki Türkiye’ye silahlı girmişiz gibi konuşuyorlar. Biz şu anda dağdayız. Elbette silahlıyız. Kendimizi koruyacağız. Ama demokratik siyaset zemini oluşturulursa insanlar zaten siyaset yapar” dedi.
“Silah bırakmanın tespit edilmesi” tartışmalarını “demagoji” olarak nitelendiren Karasu, “Asıl mesele demokratik siyasetin önünü açacak yasal düzenlemelerin yapılmasıdır. Demokratik ortam oluşursa insanlar silahla değil siyasetle mücadele eder” diye konuştu.
İmralı görüşme notlarının zaman zaman kamuoyuna sızdırılması konusuna da değinen Karasu, notların eksik ya da bağlamından koparılarak servis edildiğini savundu. “Önderliğin değerlendirmelerinin bir bölümü kamuoyuna yansıtılıyor, diğer bölümü gizleniyor. Bu da doğal olarak farklı tartışmalara yol açıyor” dedi.
Bu durumun önüne geçmenin yolunun Abdullah Öcalan’ın kamuoyuyla doğrudan iletişim kurabilmesi olduğunu savunan Karasu, “Gazeteciler gidip soru sorabilmeli. Önder Apo basınla, siyasetçilerle, aydınlarla doğrudan görüşebilmeli. Bu olmadığı sürece bilgi kirliliği devam eder” dedi.
Karasu, Abdullah Öcalan’ın ortaya koyduğu “demokratik entegrasyon” yaklaşımının da yanlış anlatıldığını söyledi. Demokratik entegrasyonun Kürtlerin taleplerinden vazgeçmesi anlamına gelmediğini belirten Karasu, “Kürt halkının diliyle, kültürüyle, kimliğiyle varlığını sürdürmesi anayasal güvence altına alınmalıdır. Demokratik entegrasyon dediğimiz budur” dedi.
"Somut adım yok"
AKP’nin bu konuda somut adım atmamasının sürece dair tartışmaları büyüttüğünü savunan Karasu, “Bir buçuk yıldan fazla oldu ama hâlâ somut gelişme görülmüyor. Bu da sürece yönelik güvensizliği artırıyor” diye konuştu.
Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşanan gelişmelere ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Karasu, özellikle “Arap Cumhuriyeti” vurgusu ve Kürtçeye yönelik uygulamaların bölgede yeni krizler yaratacağını savundu. “Orada sadece Araplar yaşamıyor. Kürtler, Türkmenler, Dürziler var. Kürtçeyi yok sayan bir anlayış çözüm getirmez” dedi.
Kürtçenin eğitim dili olarak kullanılmasına yönelik tartışmalara da değinen Karasu, “15 yıldır çocuklar kendi ana dillerinde eğitim görüyor. Şimdi bunu yok saymak mümkün değildir. Bu yaklaşım çözüm değil, yeni çatışmalar üretir” ifadelerini kullandı.
Van Müftülüğü’ne atfedilen “hutbeler Türkçe olacak” yönündeki açıklamaları da değerlendiren Karasu, bunun “Kürt dili karşıtlığı” olduğunu söyledi. “Kürt sorununun çözümünün konuşulduğu bir dönemde böyle bir yaklaşım utanç vericidir. Bu dini değil, siyasi bir yaklaşımdır” dedi.
"Gülistan Doku sadece kayıp meselesi değil"
Karasu, hutbelerin yalnızca Türkçe okunmasının dayatılmasını eleştirerek, “Bölgedeki insanların önemli bir kısmı Türkçe bilmiyor. Buna rağmen ‘hutbeler Türkçe olacak’ demek açık bir dayatmadır” ifadelerini kullandı.
Programın son bölümünde Gülistan Doku dosyasına ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Karasu, olayın yalnızca bireysel bir vaka olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Gülistan Doku dosyasının devletin Kürtlere yaklaşımının bir sonucu olduğunu savunan Karasu, “Bu mesele yalnızca bir kayıp dosyası değildir. Kürt kadınlarına ve Kürt toplumuna yönelik yaklaşımın yansımasıdır” dedi.
Kürt kadınlarının ve gençlerinin zaman zaman “aşağılayıcı” bir bakış açısıyla hedef alındığını öne süren Karasu, “Kürt kadınlarını istismar edilecek insanlar gibi gören bir anlayış var. Bu yaklaşımın toplum tarafından kabul edilmemesi gerekir” dedi.
Toplumun bu tür olaylara karşı daha güçlü tepki göstermesi gerektiğini savunan Karasu, “Kürt halkının buna sessiz kalmaması gerekir. Kadınlar, gençler ve toplum örgütlü şekilde bu anlayışa karşı durmalıdır” dedi.
(EMK)