Karadeniz’in saklı hafızası sahneye taşındı: Karşınızda Hopaband!
Hopa ve Kemalpaşa’nın köklü kültürel birikimini, dalga seslerine karışan halk ezgilerini ve bölgenin saklı müzikal hafızasını sahneye taşımak amacıyla Hopa Belediyesi bünyesinde kurulan Hopaband, kısa sürede Karadeniz’in en heyecan verici müzik oluşumlarından biri haline geldi.
Farklı coğrafyalardan gelen, farklı hikâyelere ve yaşam deneyimlerine sahip müzisyenleri tek bir potada eriten orkestra, hem Karadeniz ritimlerini hem de Hopa’nın toplumsal hafızasında yer eden yaşanmışlıkları, unutulmaz sanatçıları ve kadim değerleri notalarla yeniden var ediyor.
Grup, ilk büyük sınavını ve gururunu Kazım Koyuncu’nun anıldığı 19 Haziran’da, İstanbul Harbiye Açıkhava Sahnesi’nde yaşadı.
Hopaband'in en güzel yanlarından biri erkek müzisyenlerin çoğunlukta olduğu Karadeniz sahnesinde kadınları da görmek.
Hopaband'in müzisyenleri ile kuruluş hikâyelerinden Hopa’nın kültürel mirasına uzanan geniş bir alanda konuştuk.
"Hopa’nın hikâyesini müzikle anlatmak istiyoruz"
Hopaband nasıl kuruldu, yollarınız bu çok sesli çatının altında nasıl kesişti?
Kemal Gümrükçü: Hikâyenin kıvılcımını ben ateşleyeyim. Yaklaşık üç yıl önce eşimin tayini vesilesiyle Hopa’ya taşındım. Önce Müslüm'le yollarımız kesişti, ardından evde, sokakta birlikte müzik yapmaya başladık. Bir şeyler çalıp söylerken, onun geniş çevresi sayesinde Yıldırım Yalçınkaya, Buket Erdoğan, Nino Çepoğlu, Irmak Kaya ve Deniz Eren Torun da bize katıldı. Bir baktık ki kocaman, rengârenk bir aile olmuşuz.
Biz bu işe tamamen Hopa merkezli bakıyoruz. Çok uzağa gitmeden, tam da bastığımız toprağın hikâyesinden yola çıktık. Repertuvarımızı hazırlarken şuna dikkat ettik: Sadece klasik Karadeniz ezgilerini seslendiren dinamik bir grup olmak bize yetmezdi. Hopa’yı, burada yaşayan insanların saklı duygularını, geçmişini ve kültürel katmanlarını anlatan eserleri cımbızla seçtik.
Bu topraklardan yetişmiş değerlerin eserlerine hayat veriyoruz. Kazım Koyuncu zaten bizim pusulamız, en önemli kırmızı çizgimiz. Bunun yanında, Nazım Hikmet’in Hopa’da geçirdiği döneme ait nefis bir şiirini de kendi ruhumuzla besteledik. Temel amacımız sadece sahneye çıkıp müzik yapmak değil Hopa’nın kolektif hafızasını geleceğe taşımak.
"Farklı köklerden gelen insanlar aynı müzikte buluştu"

Hopaband’in çok renkli bir insan mozaiği var. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
Nino Çepoğlu: Ben Tiflis doğumluyum, Gürcü’yüm. Eşim Hopalı olduğu için uzun süredir Hopa’da yaşıyorum. Üniversite eğitimimi Tiflis’te tamamladım. Müziğe olan yatkınlığım aslında genlerimde var; Gürcü kültürünün o polifonik, çok sesli yapısından besleniyorum. Burada, bu pırıl pırıl gençlerle bir arada olmak ve onların müziğe olan sarsılmaz tutkusuna tanıklık etmek benim için tarif edilemez bir mutluluk.
Irmak Kaya: Ben doğrudan Hopalıyım, bu topraklarda doğup büyüdüm. Grubun en küçüğüyüm ve konservatuvarda müzik eğitimime devam ediyorum. İşin güzel tesadüfü şu; Müslüm Karabulut hocam ben henüz küçük bir çocukken bana bağlama dersi vermişti. Kemal Gümrükçü abiyle de daha önce farklı sahneleri paylaşmıştık. Yıllar sonra yollarımızın böyle profesyonel ve büyüleyici bir projede kesişmesi benim için harika bir şans oldu.
Müslüm Karabulut: Ben Hemşinliyim tüm çocukluğum, gençliğim Hopa’da geçti. Müzikle 16 yaşımda tanıştım. Arkadaşlarımızla ufak tefek mekânlarda çalarak başlayan o samimi birliktelik, zamanla olgunlaştı. Buket, Yıldırım, Kemal ve diğer tüm dostların katılımıyla bugünkü Hopaband ruhu ortaya çıktı.
Kemal Gümrükçü: Trabzon doğumluyum. Üniversite yıllarında müzik benim için profesyonel bir işe dönüştü. İzmir’de okurken sahne hayatım başladı; ardından Diyarbakır ve Hatay gibi farklı kültürel dokulara sahip şehirlerde yaşadım ve müzik yaptım. En nihayetinde Hopa’ya geldiğimde bu harika ekiple tanıştım ve kendimi bu güzel oluşumun kurucu mutfağında buldum.
Buket Erdoğan: Ben Fındıklıyım, yani köklerim tamamen bu bölgeye ait. Altı yıl önce İstanbul’un keşmekeşini bırakıp buraya, memlekete döndük. Hopaband’de ritmin kalbini tutuyorum; vurmalı çalgılar ve perküsyon bölümündeyim.
Muhammed Emin Nalkıran: Yaklaşık 10 yıldır Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde müzik öğretmenliği yapıyorum. Şu an aktif olarak Hopa Bilim Sanat Merkezi’nde görevliyim. Grupta Batı müziğinin o asil rengini, yani saksafonu üstleniyorum. Karadeniz ezgileriyle saksafonun uyumu gruba çok farklı bir hava katıyor.
"Kazım Koyuncu’nun mirası bizim pusulamız"
Karadeniz müziğinin asi ve duygusal çocuğu Kazım Koyuncu’nun anıldığı bir günde, Harbiye Açıkhava gibi ikonik bir sahnede yer almak nasıl bir histi?
Kemal Gümrükçü: Kazım Koyuncu bu coğrafyanın sadece müzisyeni değil, vicdanıdır. Onun müziğe olan samimi yaklaşımı, doğaya bakışı ve halkla kurduğu o çıkarsız bağ bizim en büyük ilham kaynağımız. Biz de onun bıraktığı o devasa mirastan besleniyoruz. Ancak bunu yaparken geçmişi aynen tekrar etmek kolaycılığına kaçmıyoruz. Kazım abinin devrimci sanat ruhuna yakışır şekilde, Hopa’nın bugününü ve yaşayan insan hikâyelerini de o müziğin içine harmanlıyoruz.
"Belediye desteği kıymetli ama biz özünde müzik emekçileriyiz"

Hopa Belediyesi’nin bu oluşuma desteği ve kurumsal ilişkileriniz nasıl ilerliyor?
Muhammed Emin Nalkıran: Hopa Belediyesi’nin bize sunduğu alan çok kıymetli. Şu an provalarımızı Hopa kültür Sanat Evi’nde rahatça yapabiliyoruz. Ayrıca grubumuza özel, tam donanımlı bir prova stüdyosunun kurulması için de çalışmalar son hızla devam ediyor. Prova günlerindeki lojistik masraflarımız, ulaşımımız ve temel ihtiyaçlarımız belediye tarafından göğüsleniyor. Bunun yanı sıra, Türkiye genelindeki nitelikli festivallere katılımımız konusunda da kurumsal bir referans desteği sağlıyorlar.
Buket Erdoğan: Bizler her şeyden önce müzik emekçileriyiz. Evet, bir işi aşkla ve gönülden yapmak bu işin yakıtıdır ama emeğin de somut bir karşılığı olması, sürdürülebilirlik için şarttır. Biz bu projeye ruhumuzu koyduk. Şu an belediyeyle aramızda karşılıklı çok sağlıklı bir diyalog ve şeffaf bir anlayış var. Taleplerimizi, eksiklerimizi masaya rahatça yatırabiliyoruz. Bizim için önemli olan hayali vaatler değil; ayakları yere basan, samimi ve uygulanabilir adımların atılması. Şu anki zemin bize güven veriyor.
"Hopa’nın sesi dünyaya ulaşsın"
Son olarak; Hopaband’in vizyonunda, geleceğe dair planlarında neler var?
Kemal Gümrükçü: Tek bir hedefimiz var Hopa’nın o zengin, çok dilli ve çok kültürlü yapısını olabildiğince çok insana duyurmak. Buradaki müzikal cevheri görünür kılmak istiyoruz. Sadece "çağrılınca giden bir konser grubu" olmak istemiyoruz biz bu coğrafyanın yaşayan, üreten ve hikâye anlatan canlı bir organizmasıyız.
Yıldırım Yalçınkaya: Bizim için en büyük yakıt, bir arada üretebilme refleksimiz. Farklı yaş gruplarından, bambaşka kültürlerden gelen insanların aynı melodide, aynı ritimde buluşabilmesi mucizevi bir şey. Hopaband’in en büyüleyici tarafı da tam olarak bu birleştirici gücü.
Biz Hopa’nın sesini, saklı kalmış hikâyelerini ve o asil hafızasını, dünyanın neresinde olursa olsun notalarla anlatmaya, Karadeniz'in hırçın ama sevgi dolu sesini her yere taşımaya devam edeceğiz.
(EMK)
Esra Işık Rize’den seslendi: Toprağımızı şirketlere vermeyeceğiz
TARLABAŞI SOKAKLARI’NDAN İSKENDERİYE KÜTÜPHANESİ’NE
Ali Öz: Fotoğrafın değil, insanın peşinden koştum
MAHPUS GRUP YORUM EMEKÇİSİ ANLATTI
8,5 metrekarede 22 saat: "Dar Hücre" uygulamasına karşı açlık grevi 90. gününde
Tutuklu öğrenci Busenur Öztürk: “Sesimi duyurun, duruşmama gelin”
ERKEK ŞİDDETİ ÇETELESİ TEMMUZ 2026
Erkekler Temmuz’da 28 kadını öldürdü