Atölye BİA’da 18 Mart'ta gerçekleşen buluşmaya Danish Broadcasting Corporation'dan (Danimarka Yayın Kurumu) beş gazetecilik öğrencisi, Uluslararası Af Örgütü Türkiye adına Kampanyalar Koordinatörü Ece Milli ve Basın Sorumlusu Esra Açıkgöz ile IPS İletişim Vakfı/bianet adına Atölye BİA Araştırma Koordinatörü Sinem Aydınlı, bianet Genel Yayın Yönetmeni Murat İnceoğlu ve İfade Özgürlüğü-BİA Medya Gözlem Danışmanı ve Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu katıldı.
“Basın özgürlüğü, otoriterleşmeden ayrı düşünülemez”
Buluşmada konuşan Ece Milli, Türkiye’de basın özgürlüğüne yönelik baskıların tek başına ele alınamayacağını belirterek “Medya üzerindeki baskıyı izole bir alan olarak değerlendiremeyiz. Bu, otoriter yönetim pratiklerinin bir parçası. Basın özgürlüğü, otoriterleşmeden ayrı düşünülemez” dedi.
Milli, bağımsız gazeteciliğin “sistematik kuşatma” altında olduğunu belirterek baskıların hukuki, ekonomik, fiziksel ve dijital boyutları olduğunu anlattı:
Gazetecilere yöneltilen suçlamalar son derece geniş ve muğlak tanımlara dayanıyor; terör ve propaganda, dezenformasyon, cumhurbaşkanına ve kamu görevlilerine hakaret ile halkı kin ve düşmanlığa tahrik gibi maddeler sistematik biçimde gazetecilere karşı kullanılıyor ve hukuki baskı en temel araçlardan biri haline geliyor.
“Görünmeyeni görünür kılmaya çalışıyoruz”
Sinem Aydınlı, IPS İletişim Vakfı/bianet’in yalnızca yayıncılık yapmadığını, aynı zamanda gazeteci adaylarına, bağımsız gazetecilere, öğrencilere, işsiz gazetecilere, yönelik atölyeler düzenlediğini ve böylelikle dayanışma alanları kurulduğunu anlattı.
Atölye BİA’nın hak odaklı gazetecilik yaklaşımıyla çalıştığını vurgulayan Aydınlı, “Biz kamerayı başka bir açıya çeviriyoruz. Görünmeyeni görünür kılmaya çalışıyoruz” dedi.
Aydınlı, Türkiye’de medyanın görünürde çeşitli olsa da aslında derin biçimde kutuplaşmış bir yapıya sahip olduğunu, tüm güç odaklarında bağımsız yayınların sınırlı bir alanda var olmaya çalıştığını ifade etti.
“Gazeteciler her gün yargılanıyor”
Erol Önderoğlu, Türkiye’de gazetecilere yönelik yargı baskısına dikkat çekti. Gazetecilerin davalarını düzenli olarak izlediğini söyleyen Önderoğlu, “Geçen yıl en az 27 gazeteci hapsedildi, hâlâ üç gazeteci cezaevinde” dedi.
Önderoğlu’na göre tahliye edilen gazeteciler de ciddi kısıtlamalarla karşı karşıya:
Tahliye edilen gazeteciler de pasaportlarına el konulması, karakolda imza yükümlülüğü ve ev hapsi gibi ciddi kısıtlamalarla karşı karşıya. Serbest bırakılmak özgür olmak anlamına gelmiyor.

2025, Türkiye’deki gazeteciler için nasıl geçti?

23. İSTANBUL ONUR YÜRÜYÜŞÜ DAVASI
İstanbul Adliyesi’nde dava takip etmek isteyen gazetecilere engel
“Dezenformasyon” düzenlemesi nasıl kullanılıyor?
Önderoğlu, özellikle 6 Şubat 2023’te Maraş merkezli meydana gelen ve birçok ili etkileyen depremler sonrası yapılan haberciliğin hedef alındığını söyledi.
Deprem bölgesindeki yıkımı, arama-kurtarma çalışmalarındaki aksaklıkları ve kamu otoritelerinin geciken müdahalesini aktaran gazetecilerin “dezenformasyon” suçlamasıyla yargılandığını belirten Önderoğlu, bu düzenlemenin kapsamının genişletilerek eleştirel haberciliği baskılamak için kullanıldığını ifade etti:
Bu yasa aslında kamu düzenini bozabilecek yanıltıcı bilgileri hedef almalı ancak uygulamada sahadan aktarılan gerçek ve belgeli bilgiler bile suçlama konusu haline getiriliyor. Kanıtlı bir haberi yapsanız bile yargının hedefi olabiliyorsunuz.
Avrupa ile fark: “Baskı burada daha görünür”
Öğrencilerin soruları üzerine konuşan Erol Önderoğlu, Türkiye ile Avrupa’daki medya ortamı arasındaki farklara değindi.
Türkiye’de gazetecilere yönelik baskının daha doğrudan ve görünür biçimlerde ortaya çıktığını belirten Önderoğlu, bunun gözaltı, tutuklama, dava ve açık idari müdahaleler üzerinden işlediğini söyledi:
Avrupa’da baskı çoğu zaman daha dolaylı mekanizmalarla işliyor; editoryal tercihlere yönelik müdahaleler, reklam veren baskısı ve kurumsal yapı içindeki görünmez sınırlar da medya özgürlüğü tartışmasının bir parçası. Türkiye’de ise baskı daha çıplak ve görünür.
(EG)







