Kuran’a Hizmet Vakfı yönetici A.Ş, hakkında, üç yaşındaki çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla açılan davanın ilk duruşması bugün İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görülüyor.
Basına ve izleyiciye kapalı olarak görülen duruşma mahkeme heyetinin yerini almasının ardından başladı. İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi adına konuşan avukat gizlilik kararının kaldırılmasını ve davanın açık görülmesi talep etti. Talep reddedildi.
Duruşma öncesinde kadın örgütleri de adliye önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya TİP Millietvekili Seda Kadıgil, EMEP Milletvekili Sevda Karaca ve CHP İstanbul Kadın Kolları Başkanı hatice Dursun Selli de destek verdi.
"Cezasızlık kurumsallaştırıldı"

“İstismar görmezden gelindi failler korundu, Fatmanur Çelik ve Hira İkra için adalet” yazılı pankartı açan kadınlar ellerinde de “Münferit değil erkek şiddeti”, “Erkeği durdurmayan mekanizmaları işletmeyen evlet suç ortağı” yazılı dövizleri taşıdı.
Kadın örgütleri, adliye önünde yaptıkları açıklamada “hesap sormak için buradayız” diye seslendi. Açıklamada, bulundukları yerin yalnızca bir adliye önü olmadığı, “erkek egemenliğinin, sömürünün ve cezasızlığın kurumsallaştığı düzenin ortası” olduğu ifade edildi.

Kadınlar, Fatmanur Çelik ve Hifa İkra için bir araya geldiklerini belirterek, yalnızca bu dosya özelinde değil, Türkiye’de istismara uğrayan, korunmayan ve şiddete maruz bırakılan tüm kadınlar ve çocuklar adına adalet talep ettiklerini söyledi.
Yapılan açıklamada, Fatmanur Çelik’in hem kendi çocukluğunda maruz kaldığı istismarın hem de kızının uğradığı istismarın peşini bırakmadığı, defalarca yetkili kurumlara başvurduğu vurgulandı. Dosyanın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından gerekli şekilde ele alınmadığı öne sürülerek, koruyucu mekanizmaların işletilmediği ve ihmaller zincirinin yaşandığı ifade edildi.
Kadın örgütleri, Fatmanur Çelik’in “Başıma bir şey gelirse intihar demeyin” sözünün bir uyarı ve tanıklık olduğunu belirterek, yaşananların sadece bireysel bir suç değil, kurumsal sorumlulukların yerine getirilmemesinin sonucu olduğunu savundu. Açıklamada, Fatmanur Çelik ve Hifa İkra’nın ölümlerinin şüpheli olduğu ve etkin şekilde soruşturulması gerektiği vurgulandı.
Sanık Ayhan Şengüler’in tutuksuz yargılanmasına tepki gösteren kadınlar, bu durumun cezasızlık politikasının bir göstergesi olduğunu ifade etti. Faillerin serbest bırakılmasının topluma yanlış mesaj verdiğini dile getiren kadınlar, buna karşılık hak arayanların baskı gördüğünü söyledi.
Kadın örgütleri ayrıca, adalet sisteminin cinsel suçlar ve şiddet vakalarında etkili işlemediğini savunarak, devletin failleri koruyan, kadınları ise susturmaya çalışan bir tutum sergilediğini öne sürdü. “Hiçbir vakıf, tarikat ya da cemaat bir kadının ve bir çocuğun yaşam hakkından daha dokunulmaz değildir” denilen açıklamada, bu yapılara yönelik eleştiriler de yer aldı.
Açıklamanın sonunda kadınlar, faillerin yargılanması ve ihmali bulunan herkesin hesap vermesi gerektiğini belirterek, mücadeleden vazgeçmeyeceklerini ifade etti.
Ayrıca sanığın tutuklanması çağrısı yinelenirken, Türkiye Barolar Birliği ve baroların davaya müdahil olması gerektiği vurgulandı. Kadın örgütleri, davanın sonuna kadar takipçisi olacaklarını kamuoyuna duyurdu.
"Dosyaları bize emanet"
Sera Kadıgil de şöyle seslendi:
“Gülistan Doku dosyasında izliyorsunuz. Çünkü bu ülkede bir erkek zenginse, bir erkek güçlüyse, bir erkek sırtını bir tarikata dayadıysa işlediği suçların cezası yok. Fatma Nur bunu biliyordu. Yok, çünkü arkamda işte yargılanıyor karar duruşması var. Öz babası Ayhan Şengüler isimli insan 6 senedir sürüyor bu dava, biliyor musunuz?
Bu kadın bir günde delirip onların dediği gibi sokaklara düşmedi. 6 sene adalet aradı. Polislere gitti, bakanlığa gitti. Bir gün tek bir tutuklama yapılmadı. Fatma Nur öldü, çocuğu da öldü. Mezarlıktalar şu anda. Onları o mezarlığa sokan Ayhan Şengüler hala tutuklu değil. Hala arkamdaki duruşma salonunda.
Ne Adalet Bakanı'nın ne aile bakanının bir ilgisi, bir bilgisi var. Adalet Bakanı'nın çok daha önemli işleri var çünkü televizyonlarda reklamları izleyip hiç kimsenin umurunda olmayan şeylere tepki veriyor. Çünkü gerçekten tepki vermesi gerekenlere tepki verecek yüzü yok.
Ve bugün biz buradayız. Arkamda bugün ölü bir çocuğun istismar davası görülüyor. Babası tarafından istismar edilmiş ölü bir çocuk. Eğer aile bakanı evde oturup reklam izlemek yerine işini yapmış olsaydı, hekimler bu kadında da kızında da derhal sağlık desteği ihtiyacı var cümlesini kurduktan sonra, 10 gün sonra apar topar tedbir çıkarıp onların evine baskına gitmiş olmasaydı, bunu zamanında yapmış olsaydı, Fatma Nur yanımızda olacaktı. İçeride, adliyede kızının istismar davasını takip ediyor olacaktı.
Şu an olmadı. Ama şunu çok iyi bilsinler ki Fatma Nur'un davası, tıpkı Gülistan'ın davası gibi, tıpkı adını bilip bilmediğimiz yüzlerce, binlerce hemcinsimiz gibi bize emanet. İkra'nın dosyası da bize emanet. Bu insanların ölümünde bir parça günahı, bir parça sorumluluğu olan herkes, bu arkamda gördüğünüz cesur kadınların direnişi ve ses çıkarmasıyla karşılaşmaya devam edecek. Teşekkür ederiz burada olduğunuz için. Keşke Fatma Nur da burada olsaydı.”

Fatma Nur Çelik davasına çağrı: Erkek adalet değil gerçek adalet
(EMK)







