İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik davada 407 sanığın yargılandığı duruşmanın 15. celsesi bugün görüldü. CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Hasan Fehmi Demir, müvekkilinin kendi tahliyesini sunmak istediğini belirtti.
Ancak İmamoğlu, önceliğinin haksız yere tutuklu bulunan arkadaşlarının serbest bırakılması olduğunu vurgulayarak, “Bütün arkadaşlarımı serbest bırakın, ben buradayım” dedi.
Duruşmada İmamoğlu şunları söyledi:
Özellikle dört gündür, üç haftadan sonra, eksik kalan kısımlarıyla toplam 106 kişinin avukatlarının net anlattıklarıyla; aslında soruşturma öncesini, sonrasını, tutukluluk sürecini ve savcılığın en üst seviyedeki şaibeli halini tek tek dinledik.
Yani "mış, muş gibi" yapmanın artık ne yazık ki halk dilindeki o üzüntü verici detay şekilde anlatılmasının çok ötesinde, vahim bir durumla karşı karşıyayız. Burada özellikle üç hafta içerisinde yapılan savunmalar çok değerliydi…
Evrakla, belgeyle nasıl bir savcılığın bütün Türk milletini nasıl aldattığını tek tek yaşadık. Açıkçası bugün de dinlediklerimde, ara pasajlarda, yaşadıklarımla benim kanım dondu, nefesim kesildi; gerçekten kalbim sıkıştı yani, göğsüm sıkıştı. Ahlak dışı tavır ve tutumlarla bu insanların gördükleri ızdırabı, işkenceyi ve ne yazık ki çok kötü bir sürecin yönetilmesini tekrar dinlemekten büyük bir üzüntü duydum. Eminim ki siz de bunu yaşamışsınızdır. Bir insan içinde kin, nefret ve ön yargı taşımıyorsa, benim hissettiklerimi o da hissetmiştir.
Bu duruşma canlı yayınlansaydı ne olurdu? Onu düşündüm bugün. Ne olurdu biliyor musunuz? Kötülükler tek tek ifşa olurdu; iddia makamı rezil rüsva olurdu. Bunu çok net ifade ediyorum. Siyasi bir operasyonun nasıl berbat bir yolda olduğu ortaya çıkardı.
Millet aydınlanırdı. Millet rahatlardı. Adaletin ne yazık ki kirli bir şekilde sürdürüldüğünü, o "yedinci kat" denen sürecin nasıl bir dehlize dönüştüğünü hep beraber yaşardık.
Gösterirdik millet. Türkiye, emin olun şu, 40-45 günde dahi düzlüğe çıkardı. Bakın düzlüğe çıkardı, rahatlardı. "Ohh" derdi, bir nefes alırdı. Canlı yayını istemeyen Sayın Erdoğan’ın kulakları çınlasın. İstediğini çok kez dile getiren Sayın Devlet Bahçeli’nin de kulakları çınlasın. Sayın Erdoğan istemedi… İstemedi. Çünkü şeffaflığı bir kez daha arzu etmedi. Gizlilik, ne yazık ki işlerine geliyor. Tabii şunu söyleyeyim: Bu konuyu biz milletimize anlatacağız. Anlatmaya devam edeceğiz hiç bıkmadan usanmadan… Açıkçası biraz vicdan, biraz erdem, biraz irfan varsa; net ifade ediyorum… Her iki siyasi parti lideri de buraya temsilci yollasın, izletsin, dinletsin… Hemen, derhal… Gelsinler; başımızın üstünde yerleri var. Bu çok net.
Allah aşkına, nasıl 4.000 sayfa… Komutanım oturun, ayakta durmayın ya. Vallahi ben rahatsız oluyorum böyle. Lütfen oturun. Özür dilerim ama… Yoo, lütfen, özür dilerim. Ayakta durmayın yani, lütfen. Hayır, başka bir şey mi var diye üzüldüm yani sizi görünce. Görmüyordum ya sizi, onun için yani. Ayakta durmayın, daha rahat dinlersiniz. Başka bir şey anlaşılır. Özenle bunu size söylüyorum.
Peki. Allah aşkına, nasıl 4.000 sayfa uydurulabilir? Nasıl insanların canına, malına, sağlığına, namusuna ve iffetine kastedilebilir? Yahu bunlar insan değil mi yahu? Bunlar insan evladı yahu. Yani kadını, erkeği… Çocuk var burada, genç var burada. Bunlar insan evladı. Peki bunu yapanlar insan evladı değil mi yahu? Bu insanların kız kardeşi, annesi, eşi, babası, evladı yok mu? Sana bakmıyorum sevgili Savcı Bey! İddia makamına bakıyorum. Sakın kişisel algılamayın.
Bu nasıl yapılır? Özür dilerim. Size böyle bakmıyorum. Sizinle ilgili değil. Özür dilerim. Bu nasıl yapılır? Bu millete bu nasıl reva görülür? Bu bir yaratıcılık mıdır? Asla değildir. Bu nedir biliyor musunuz? "Kişi kendinden bilir işi…" Bu mesele, “Kişi kendinden bilir işi” meselesidir. Onun için, eğer bir zihniyete, kötülükte sınır tanımaz bir şahsiyete sahipse, her şey mümkündür, her şey yapılır.
Sayın Hakim, değerli heyet; ben sizin kin, nefret, öfke ve ön yargı taşıdığınıza inanmıyorum. İnanmak da istemiyorum. Çok net söylüyorum. İnanmıyorum. Kin, nefret, öfke ve birilerine bağımlı olduğunuza inanmıyorum, inanmak da istemiyorum. Allah'ın huzurunda, milletin şahitliğinde yüzünüze de karşı da bunu söylüyorum.
Bu yaşanan 1,5 yıllık tasarlanmış sürecin bedeli 250 milyar dolar. Şimdi de etrafımızdaki savaş ateşinin dibindeyiz. Kimse “suç iddianamede” deyip, bu işten sıyrılamaz, sıyrılamayacak. Çünkü bu Yüce Türk milleti ve Yüce Türk devleti kadimdir. Kadimdir.
Günü geldiğinde, yine adil mahkemeler huzurunda, her zaman, mutlaka gereği yapılmıştır. İşte tam da bu yüzden sayın. Bilir misiniz? Milletimizin dayanıklılığı, savunma gücü, direnci, huzuru, barışı birlik, beraberliği, toplumsal olarak bereketi, yaratıcılığı, neşesi, umudu tam da buradan başlar, buradan…
Başka hiçbir yerde aramayın, buradan başlar. Milletimizin adaleti, inancı yüzde 20’nin altına indir. Onun için siz kıymetli yargıçların sorumluluğu çok büyük.
Adaleti dibe vurduk. Çöküşte miyiz? Evet, siz yargıçlar ya bir çöküşü derinleştirmeye devam edecek ya da bir çıkışı başlatacaksınız. Türkiye'yi sarsan siyasi bir darbenin sonucunda oluşmuş, içinde yargı kurallarının tümüyle ihlal ve ihmal edildiği, yok sayıldığı, tarumar edildiği bir iftiranamede vereceğiniz ara kararla, bu tarihi kumpas davasının yönünü belirleyeceksiniz. Yani bundan sonra bu dava nasıl işleyecek, nasıl ilerleyecek…. İnanın bu kararınız çok şey ifade edecek. Çok şey ifade edecek.
Çok tarihi bir günün gecesindeyiz. Yargıç, yargı makamının millet adına en önemli görevlisidir. Sizin ve heyetinizin görevinizi nasıl yapacağınızın ilk sonucunu bugün burada göreceğiz. Milletimizin huzurundayız. Gerçekler çok önemli. Gerçekten korku, tehdit, ortaçağ zihniyetinde bile rastlamayacağımız yöntemlerle, gerekçesiz şafak baskınlarıyla, uydurma tutuklanmalarla süreç yönetildi. Bu çok önemli.
Tabii ki biz ne istiyoruz? Anayasamız uygulansın. Ne istiyoruz? Kanunların herkese eşit uygulanması sağlansın. Peki sonuç ne oluyor? Tam tersini yaşıyoruz. Olan milletimize oluyor. Çünkü hukukun üstünlüğü her şeydir. Bunu ihmal edersen hayatta hiçbir şey düzgün gitmez. Sizin bir yönünüz olmazsa, asla arabanın yönünü doğru bir yere çeviremezsiniz. Bu kadar net. Kanunda tutuklama şartlarına bağlı kalınarak, tutuklamanın istisna olduğu net bir durumdur. Ancak tutuklamanın istisna olması ilkesinin yerle bir edildiği, hiçbir hukuki ilkeye sığmayacak tam tersine keyfi talimatlarla tutuklamaların yapıldığı bir yargı saldırısının merkezindeyiz.
Türk Ceza Hukuku; “tutuksuz yargılama esas, tutuklu yargılama istisnadır”diyor. Masumiyet karinesinden dolayı bu böyle. Mahkumiyet kararı kesinleşmiş nihai bir yargı kararına kadar herkes masum değil mi? Çok net. Bunu siz biliyorsunuz. Biz sizden öğreniyoruz. Tersini öğrenmeye de hiç niyetimiz yok. Bu yüzden istisnai şartlar olmadıkça tutuksuz yargılama esastır. Yoksa insanlar yargı kararı bile olmadan süresi bile belli olmayacak biçimde cezalandırılırlar. Hapiste dursun…Yahu bu ülkeye bu yakışır mı? Bu millete, bu devlete bu yakışır mı?
Bunun bakın düzelmesi şart. Gerçekten vicdan çatlatacak bir ortam yaşıyoruz. Kes- kopyala-yapıştır mantığıyla insanlar bir yıldan fazla süredir tutuklu. Hangi gerekçeyle? Kaçma şüphesi, kuvvetli suç şüphesi, delil karartma. Gerçekten ayıptır, yazıktır, günahtır. Bu arkadaşlarım mı, bu arkadaşlarım mı kaçacak? 43 yıllık zabıta memuru, daire başkanlığı yapmış hanımefendi mi kaçacak? Hayatını kariyerine adamış insanlar mı kaçacak?
Allah aşkına soruyorum. Çocuklarının anneleri, ülkenin en seçkin bürokratları mı kaçacak? Milyonlarca oy almış belediye başkanları mı kaçacak? Bunun böyle düşünülmesini bile zül kabul ederim. Bırakın kararı; maaşları insafsızca sıfırlanan emekçiler mi kaçacak? Şoförler mi kaçacak? Namusu için yaşamış bu insanlar mı kaçacak? Ayıptır, yazıktır, günahtır.
Bir buçuk yıldır didik didik edildi Sayın Hakim, değerli üyeler. Akla gelmeyecek yöntemlerle delil aradılar. İnsanları aile boyu kapattılar, tutukladılar. Aile boyu! Akraba olmak suç mu ya? Akraba olmak suç mu? Hangi kanunda bu var? Nerede bu yazıyor? Birisi bunu göstersin. Ayıp değil mi? Devlet kumpas kurar mı? Yüce Türk Devleti, kadim yargıyı alet ederek rehin alınır mı? Bize yakışır mı bu? Kaç bin yıllık devletiz biz. Neymiş? Talimat varmış.
Neymiş? İki kuzen yan yana duramazmış hücrede. Yahu kim veriyor bu talimatı? Kimin aklına geliyor? İki kuzen yan yana duramazmış, ayır. Ayıptır yahu. Benim kanım donmayacak da sizin donmayacak da kimin donacak? Hepimizin evladı yok mu? 23 yaşında, 24 yaşında iki delikanlıya bu yapılırsa siz ne hissedersiniz?
Baba için evlat rehin alınır mı ya? Baba için evlat rehin alınır mı? Bunu kim görmüş yahu? Bizde eş üzerinden devlet bir kişiyi, devlet bir kişiyi tehdit eder mi eş üzerinden? Eş, kadın, aile kutsalımız öyle değil mi? Bizim kadim devletimize yakışır mı? Akraba tutuklu, evlat tutuklu, yeğen tutuklu, müvekkilini savundu diye avukatı tutuklu. Nasıl olacak? Nasıl olacak?
Nasıl olacak, nasıl rahatlayacak bu millet? Bir buçuk yıldır sürdürülen talihsiz yargı saldırıları, işkenceler, zalimlikler; elinizde hiçbir delil olmadan korkuttuğunuz kişiliklerine saldırılarda bulunduğunuz, onur kırıcı yöntemlerle milletin ve hatta ailesinin bile yüzüne bakamayacak hale getirdiğiniz iftiracıların beyanlarıyla evet, sadece beyanlarla insanlar tutuklu yargılanmaya devam edecek. Hadi oradan! Olmaz.
İBB organizasyon şeması suç örgütü, beyan gizli tanık… Başka hiçbir delilin olmadığı bir iddianame. İddianame değil ki bu, 4000 sayfalık iftiraname ya da terfiname! 40 yıllık ödüllü emniyet müdürü mü delil karartacak? Yolsuzlukla mücadele eden milletvekili mi? Buradaki genç babalar, insanlar ya birçoğunu yeni tanıdım, ilk defa gördüm. Dosyalara bakmadan kararlar verdiniz Sayın Hakim. Siz şöyle oturuyorsunuz… Ben iki duruşmaya çıktım. İlk tutuklandığım duruşmalarda siz bir karar verirken, etrafınıza 30 güvenlik görevlisi alır mısınız?
Ben varım, üç tane avukatım var. 30 tane güvenlik görevlisinin ortasında hakim olursa, siz bunu onurunuza yakıştırır mısınız Sayın Hakim? Buna müsaade eder misiniz? Bir kararı okurken, bir yandan da kaçıp çıkar mısınız o kapılardan? Bu olur mu? Türk Milletini temsil ediyorsunuz. Ya da uyduruk casus davasında aynı şekilde karar okurken kaçıp çıkar mı bir hakim? Ben bunları yaşadım. Bunlar o bizi çeken görüntülerde orada var.
Onun için gerçekten buradaki tutuklu herkese yargılama üzerinden o niyetle sözüm ona, özellikle kadınlara yapılan bu zulmü kabul etmek mümkün değil. Ailelere çok büyük tarihi işkence yapılıyor Sayın Hakim. Lütfen bakın siz de dinlediniz, ben biliyorum. Engelli çocuğu olan kişiye nasıl engelli çocuk üzerinden tehdit yapıldı biliyorum.
Eşi üzerinden nasıl tehdit yapıldı biliyorum. Gelini üzerinden, damadı üzerinden nasıl tehdit yapıldı biliyorum. Beyansa ben bin tane dinledim, bin tane dinledim. Yüzde 15'e düştü yargıya inanç. Bizim gerimizde falan dünyada altı ya da yedi ülke kaldı Sayın Hakim. Derdimiz büyük. Ben ne konuşayım daha, bunları anlatacağıma başka ne diyebilirim? Benden ne bekleyebilirsiniz başka, ne mümkün? Saygıda kusur etmem, yeter ki vatandaşa saygı duyan bir sistem olsun. İçinde merhamet olsun, şefkat olsun. Ben asla saygısızlık etmem, edeni de sevmem. Ben devletim için yaşadım.
Onun için Türk Yargısı ve Türk Milleti adına haykırıyorum. İki milyon dolar ver seni tahliye ettireceğim diyen avukatlar nerede? Elini kolunu sallaya sallaya geziyor. Milyonlarca dolar istiyorum, bu işi ben çözerim yoksa seni tehdit ediyorum şöyle bir kumpas kurarım diyen avukatların ifadesi bile alınmadı. Nerede bu Cumhuriyet Savcılığı? Nerede bu iddia makamı?
Bunlar suç duyurusunda bulunuldu. Utanmayacak mı bu kararları almayanlar, bu insanları dinlemeyenler? Uzaya mı fırlatıldı zannediyorlar o kumpaslar? Mümkün değil. Ya böyle bir yalan iftira olur mu? Tahliyesini sağlayacak diye sekiz milyon dolar dolandırıldım diyen bir insan var, şimdi elini kolunu sallaya sallaya geziyor, hiçbir adli tedbiri yok.
Bu sefillikler gerçekten bizi yakıyor, yıkıyor. Sayın Başkan size soruyorum: Bu gidişatı bitirecek misiniz yoksa sürdürecek misiniz? Kıymetli heyet, Sevgili Başkan, Sayın Başkan, tarihin çok önemli bir konumundasınız. Özgürlüğü çalınan bir insanın bir saati, bir gününün hesabını kim verebilir? Kul hakkı nedir en az benim kadar iyi bilirsiniz öyle değil mi? Zulüm bir insana yapılacak en ağır işkencedir öyle değil mi?
Masum olduğu halde özgürlükleri kısıtlanıp itibar suikastına uğrayanların; aile, çocuk, kadın, erkek demeden haysiyetine saldırılanların tutukluluk halleri ve bütün acımasız adli tedbirleri sürecek ama buna karşılık yalancı, işbirlikçi, iftiracı, çaresiz ve zavallılar özgürce dolaşacak. Böyle bir şey olabilir mi? Bu yapılanlar Sayın Hakim, çok kalmadı; inanın kalmadı. Benim söyleyeceğim her şey, emin olunuz ki yargılama sürecimize katkı sunacak şeylerdir. Bu yapılanlar toplumun karakterini ve itibarını yerle bir eden uygulamalardır. Biz ne biliriz annemizden, babamızdan? "Oğlum, uşağım; yalan konuşma, birine iftira atma, kızım evladım, oğlum sakın birinin arkasından konuşma, yardakçılık yapma, yalancı şahitlik yapma." Biz böyle büyüdük.
Onun için gerçekten bu yöntemlerle milletimize ve devletimize açılan yara, verilen zarar tarih bunu yazacak. Buradan kimse kazançlı çıkmaz, bu kötülüğü yapanların bile iyileşmesi için mücadele ediyorum biliyor musunuz? Allah onları biliyor, biz de biliyoruz.
Bakınız Sayın Başkan, rolleri tarih dağıtır. Bazen tarih ülkenin siyasetçilerine büyük roller verir ve onlar rollerini çok iyi veya çok kötü oynarlar; tarihe de öyle geçerler. Bazen de tarih, adaleti sağlamakla görevli hakimlere, yargıçlara ve mahkemelerde rol verir. Onlar verdikleri kararlarla sadece tarihteki yerlerini almazlar; ülkelerinin haysiyetini ve şerefini de kurtarırlar.
Tarih, onları sayfalarına da böyle nakşeder. Adil kararlar verenler şerefle ve saygıyla yad edilirler. Adaletten uzak, siyasetin sipariş ettiği kararları verenler ise nesiller boyu lanetle anılırlar. O nedenle adaletli karar vermeyen Atina mahkemeleri lanetlenir ama Sokrates asırlar boyu insanlığın çok değerli şahsiyetleri arasında yer alır.
Dreyfus davasına bakan 2 mahkeme vardır. Biri verdiği adaletsiz kararla sadece 1 Fransız subayının hayatını kötü etkilemiştir ama aynı Fransız yargısında bir başka mahkeme daha vardır ki Dreyfus davasında Dreyfus’a yapılan haksızlığı ve adaletsizliği ortaya çıkarmıştır. Verdiği kararla Fransız Devleti'nin ve Fransız hukukunun onurunu yüceltmiştir.
Yakın tarihimizde Menderes'i adaletsiz bir kararla asılmaya mahkum eden hakim ve savcılar, hak nezdinde ömür boyu mahkum edilmiş ve lanetlenmiştir.
Menderes ise hala hatırlandıkça milletimizin vicdanını sızlatır. 3 fidanın gencecik yaşta asılmasına sebep olan yargıçlar da lanetlenmiştir ve kötü anılırlar; onlar tarihin kara lekesidir. Ama tam bağımsız Türkiye idealini savunan Deniz Gezmiş ve arkadaşları unutulmamıştır, unutulmayacaktır. Size de sesleniyorum. Bu dava tarihidir Sayın Hakim ve değerli üyeler. Tercihi siz yapacaksınız, kararı siz vereceksiniz. İşiniz kolay çünkü tarihiniz ve geçmişimiz, bu kadim topraklar; özellikle inancımız, doğru yön ve pusula olabilecek muhteşem izlere, şahsiyetlere, liderlere, olaylara, özel insanlara ve sözlere sahiptir.
Çok kıymetli bir ayeti paylaşıyorum, bunu çok değerli buluyorum: "Siz ey imana ermiş olanlar; insaf ile hakikate şahitlik yaparak Allah'a bağlılığınızda sıkı durun. Herhangi bir kimseye, insanlara karşı nefretiniz, sizi adaletten sapma günahına itmesin. Adil olun.
Bu, Allah'a karşı sorumluluk bilinci duymaya en yakın davranıştır. Ve Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. Şüphe yok ki Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır." Tarih bu mahkemede size, bizlerle ilgili karar verme yetkisinin çok ötesinde; ülkemizin demokrasisi, bağımsızlığı ve özgürlüğüyle ilgili çok önemli bir görev vermiştir.
Bir insanı haksız yere özgürlüğünden mahrum bırakmak, bir çocuğu babasız bırakmak, bir anneyi evladından ayırmak ya da bir kadını annesinden babasından ona bakımından uzak tutmak, cezasını bitirmiş insanları "Ben burada illa tutacağım" demek, bunlar sadece hukuki kararlar değildir; bunlar ağır, çok ağır bir vicdani ve manevi sorumluluktur. İnancımızda zulüm en büyük günahlardandır. Zulüm sadece şiddet değildir; en büyük zulüm gücü kendinin zannedip bunu adaletsiz olarak kullanmaktır.
Gücü kimse kendinde zannetmesin. Zulüm, bir insanı belirsizlik içinde bekletmektir, masumiyet ihtimalini yok saymaktır. Bilin ki mazlumun duası ile Allah arasında, yüce Yaratan arasında perde yoktur.
Bugün itibariyle hukukun ve adaletin namusunu korumakla ilgili büyük bir sorumluluk sürecinin adımını Sayın Başkan, siz ve değerli üyeler atacaksınız. Yüce milletimiz de bizler de bunun takipçisi olacağız. Buradaki yol arkadaşlarım serbest bırakılmalıdır. Burada bulunan herkes serbest bırakılmalıdır. Çünkü tutuksuz yargılama haktır, özgürlük haktır, hürriyet haktır, masumiyet esastır. Adalet gecikirse adalet olmaktan çıkar; ülkeyi de batırır, devleti de batırır, milleti de batırır. Adalet gecikirse adalet olmaktan çıkar; ülkeyi de batırır, devleti de batırır, milleti de batırır. Sakın, öyle beylik laflar eden insanlar bizi kurtarır diye düşünmeyin; adalet herkesi kurtarır. Yüce Türk milletinin de tek kurtuluşu budur. Tutuksuz yargılanma haktır.
Bakın size söylüyorum Sayın Başkan ve değerli heyet üyeleri; Türk milletinin hukuk devletinde yaşama arzusu vardır. Lütfen onu onarın ve koruyun. Bütün tutuklu arkadaşları serbest bırakın. Ben buradayım. Lütfen arkadaşlarımızı serbest bırakın.

Gürkan Akgün’ün avukatı Sinem Keleş: Tutukluluk ‘Kara Kutuda’ delil yığınına mahkum edildi

İBB DAVASI 15. CELSE
Ramazan Gülten'in avukatı: Örgüt üyesi masal kitabı yazar mı?
(EMK)







