Sayın Mahkeme Heyeti; ben bugün burada karşınızda sadece bir müdafi olarak bulunmuyorum. Aynı zamanda bu dosyadaki hukuksuzluğu, ilk gözaltı işleminden itibaren deneyimleyen bir eş olarak, Gürkan Akgün’ün eşi olarak da karşınızdayım.
Bu dosya sadece arkanızda dizdiğiniz klasörlerden, kağıt yığınlarından ibaret değil; karşıda izleyici sıralarında bekleyen eşler, anneler, babalar ve evlerde büyüyen çocuklar var. İşte bu nedenle ben bugün burada müdafi olarak beyanda bulunmayı bir görev bildim. Ancak sadece eşim ve müvekkilim Gürkan adına değil, ailelerin sesi olmak adına bu görevi üstlendim. Beyanlarımı bu yüzden sadece Gürkan’ın müdafisi olarak değil, bir yandan da ailelerin ortak sesi olarak dinlemenizi istiyorum.
CMK’nın 108. maddesi gereğince yapmakta olduğunuz şu anki tutukluluk incelemesinin usul yerine gelsin diye yapılmadığını; yasal düzenlemeyi kağıt üzerinde uygulamak adına dinlenmemizin bir formaliteye dönüşmeyeceğine ve meramımızın yerini bulacağına inanmak istiyoruz.
Savunma makamı olarak sözümüzün, "silahların eşitliği" ilkesi gereğince en az iddia makamı kadar karar makamına ulaşmasını bekliyoruz.
Savunma makamı olarak akıntıya karşı kürek çekmek istemiyoruz. Bu kapsamda son sözümü en başta söyleyeceğim: Müvekkilim ve eşim Gürkan Akgün’ün; meslektaşım ve kardeşim Avukat Mehmet Pehlivan’ın; İstanbul’da yaşayan bir yurttaş olarak oy verdiğim, seçtiğim İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu’nun; Şişli’de yaşamış bir yurttaş olarak oy verdiğim ve seçtiğim Şişli Belediye Başkanı Sayın Resul Emrah Şahan’ın; seçilmiş belediye başkanlarımızın yardımcılarının, belediye çalışanlarının ve bürokratlarımızın... Kimi aylardır, kimi bir yıldır haksız ve mesnetsiz şekilde tutuklu bulunan eşlerimizin, annelerimizin, babalarımızın, kardeşlerimizin, çocuklarımızın ve dostlarımızın tutukluluk hallerinin kaldırılmasını ve tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmalarını talep ediyoruz. Belediye bir suç örgütü değildir; avukatlık da suç değildir.
Müvekkil Gürkan Akgün, 20 yıldır bu ülkeye ve bu kente hizmet eden bir şehir plancısı, bir kamu görevlisidir. 2023 yılından itibaren de Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yapmıştır. Ayrıca Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 26. maddesi hükmüne göre, büyükşehir belediyesinin farklı iştirak şirketlerinin yönetim kurullarında da görev yapmıştır; işte tam da bu nedenle karşınızdadır. Müvekkilim gözaltına alındığında, kendisine emniyette herhangi bir somut isnat yüklenmeden, bir kısım ihalelerle ilgili tevdi raporundaki tespitler okundu ve "Bildiklerinizi açıklayınız" şeklindeki ifadelerle, soru dahi sorulmadan ifadesi istendi.
Savcılık ifadesinde ise sadece belediyedeki görevi soruldu; görevi kapsamında usulen bir paragraf ifadesi alındı. 4 günlük gözaltı süresinden sonra akşam getirildiği İstanbul Adliyesi’nde tam 12 saat bekledikten sonra sabah hakimlik sorgusuna çıktı. Yüzüne dahi bakılmadan sadece "Ne diyorsun?" sorusuyla sorgusu yapıldı.
Bu sözde sorgu neticesinde, 23 Mart 2025 tarihinde; 4 ayrı ihale eyleminden İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişleri tarafından hazırlanan tevdi raporunda yer aldığı ifade edilen "dönemin Kültür A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı" sıfatıyla rüşvet almak ve suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak suçlarından tutuklandı. Bir görevin icrası üzerinden soyut kanaatler üretmeye dayalı bir yaklaşımla, hiçbir somut isnat ve delil bulunmaksızın bu karar verildi. Bize, hukuk fakültesinde öğretilen ilkelerden biri "delilden sanığa gidilir" ilkesidir.
Evet; hiçbir delil olmadan bu ilke ters yüz edilerek önce o günün şüphelileri, bugünün ise sanıkları belirlendi ve tutuklandı. Sonra her birine uygun görülen başkaca eylemler ve suçlamalar eklenerek iddianame düzenlendi. Gürkan’a da iddianameyle, tutuklama nedeni olarak gösterilen bu 4 eylem haricinde başkaca eylemler ve suçlar da yüklendi.
Neticede ilk operasyondan sonra bir sene geçti ve bugün karşınızda ilk kez müdafiler dinlenerek tutukluluk incelemesi yapılması aşamasındayız. Bakın az önce belirttiğim gibi, Gürkan sadece 4 eylemden ve 2 suçtan tutuklandı. İddianameye bakıyoruz; Gürkan tutuklandığı bu 4 eylemin 2'sinde iddianameye girdiği halde sanık olarak gösterilmemiş.
Diğer 2 eylemden, yani eylem 61 ve 62'den ise sorumlu tutulmuş. Şimdi öncelikle, eğer tutukluluk incelemesi aşamasındaysak; iddianameyle eklenen diğer eylemlerle ve suçlarla ilgili usulüne uygun bir tutuklama kararı yoktur. Bunlar üzerinden yapılan ya da yapılacak değerlendirmelerle tutukluluk sürdürülemeyecektir. Hukuken bu dosya ve dolayısıyla tüm eylemler, isnat edilen suçlar bir torba gibi görülüp tutukluluk gerekçesine dahil edilemez.
Tutukluluğa dair CMK 100'den bahsetmek istiyorum. "Ne gerek var, hepimiz hukukçuyuz, izleyiciler de artık öğrendi, hepimiz biliyoruz" demiyorum, demeyeceğim. Zira soruşturmanın ve sonra kovuşturmanın başından beri bildiğimiz bütün hukuk kuralları ters yüz edildi. Bildiğimiz bütün hukuk kuralları bize unutturulmaya çalışıldı. O yüzden bir hukukçu olarak ısrarla, bıkmadan usanmadan kuralları hatırlatacağım. CMK 100. maddesi bize ne diyor?
Tutuklama kararı verilebilmesi için kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması ve bir tutuklama nedeninin birlikte bulunması gerektiğini söylüyor. Şimdi önce kuvvetli suç şüphesine ve somut delillere bakalım. Tutukluluğa sevk yazısında ve tutuklama kararında, Gürkan'ın suç işlediğine ilişkin somut delil olarak sadece "tevdi raporu" gösterilmiş. Zaten benden önceki meslektaşlarım tevdi raporunu size yeterince açıkladılar; bu bir idari rapordur.
Burada şunu tam olarak söylemek istiyorum: Huzurdaki yargılama süreci, evrensel hukuk ilkelerinden ve "yurttaş ceza hukuku" sınırlarından tamamen sapmıştır. Teorize edilen "düşman ceza hukuku" anlayışının, ileride belki de hukuk fakültelerinde ders kitaplarına girecek şekilde örnek gösterilecek bir tezahürüne dönüşmüştür.
Zira iddianame tetkik edildiğinde şunu görüyoruz: Müvekkilin ismi sadece eylemin başında "şüpheli" olarak geçiyor ve sonunda "cezalandırılması talebiyle" şeklinde yer alıyor. Aradaki tüm suçlama alanı, maddi vaka ve cezai sorumluluğu tek bir atıfla gösteriliyor: "Tevdi raporu ve eklerinde tespit olunduğu üzere. Şimdi siz burada suçlamaları, 20.000 sayfayı aşan bir belirsizliğe, yani bir "kara kutuya" havale ediyorsunuz.
Kara kutu dediğim şey şu: Bize "dosya" diye, seçili ve eksik belgelerden oluşan bir flash bellek verdiniz. Bu bellekte bize verilmeyen belgeler de var; sadece tevdi raporu ve ekleri 20.000 sayfayı aşıyor. Bellekteki toplam belge sayısı ise 200.000 sayfayı geçiyor. Şimdi bizi savunma yapmak için bu devasa dijital yığına mahkum ettiniz; "Savunma hakkınızı bu şartlar altında kullanın" diyorsunuz. İddianamenin temelini oluşturan, müvekkille doğrudan delil olarak ilişkilendirilen tevdi raporu ve onun dayanağı olan 20.000 sayfalık ek, somut delil olarak dikkate alınabilir mi? Hadi diyelim alındı; bu raporda müvekkilin sorumluluğuna ilişkin hiçbir somut değerlendirme yok.
Sadece "Kültür A.Ş. eylemlerinden dönemin Yönetim Kurulu Başkanı sıfatıyla sorumludur" deniliyor. Bu kadar. 200.000 sayfalık samanlıkta iğne aratılan bir sanık, neyle suçlandığını tam olarak bilmiyor. İddianameye "düşman hukuku belgesi" dememin sebebi tam olarak budur: Müvekkili somut eylemlerle suçlamak yerine, onu devasa bir evrak yığınının içine hapsederek "Gel kendini buradan kurtar" diyorlar. Bu bir iddia değil, savunma hakkının imkansızlaştırılmasıdır.
Ceza hukukunun varsayımlarla değil, şahsi kusur ve somut delillerle yürüdüğünü hepimiz biliyoruz. Madem somut delil ve kuvvetli suç şüphesi dedik, bir konuya dikkat çekeceğim: Müvekkilim Gürkan’ın tutukluluğa sevk yazısına bakmanızı rica ediyorum. 19 Mart 2025'te gözaltına alındı. 22 Mart akşamı adliyeye getirildi.
23 Mart gece saat 03.00'te savcılık ifadesi alındı. Ancak Savcı Cahit Cihad Sarı tarafından yazılan sevk yazısında suç tarihi 22 Mart 2025 olarak görünüyor. Yani iddiaya göre müvekkilim, tutuklamaya konu suçları gözaltındayken işlemiş! Sayın Heyet, müvekkilin gözaltındayken bu suçları işleyecek bir süper gücü yok. Tabii ki ironi yapıyorum; çünkü bu fahiş hata bile dosyanın özensizliğinin, "Önce tutuklayalım, sonra gerekçe ve delil buluruz" mantığının en somut kanıtıdır.
Şimdi tutuklama için gereken diğer şartlara bakalım: Delillerin toplanmamış olması: İhale belgeleri resmi kurumların arşivinde, geçmiş tarihli belgelerdir. Zaten dosyanızda mevcut, yani toplanmıştır. Katalog suç meselesi: Müvekkile atılı TCK 220 (Örgüt) ve TCK 252 (Rüşvet) maddeleri tutuklama kararında katalog suç olarak değerlendirilmişse de, bu dosyadaki sevk maddeleri itibarıyla bu zorunluluk aşılmıştır. Kaçma ve saklanma şüphesi: Böyle bir somut olgu yok. İddianamedeki diğer "delillere" bakalım: Bilirkişi ve Tevdi Raporu: Yukarıda izah ettim, somutluktan uzak.
Vergi Raporu: Gürkan ile ilgisi yok. MASAK Raporu: Gürkan hakkında alınmış bir MASAK raporu yok. Tanık Beyanları: Gürkan hakkında aleyhe tek bir beyan yok. Kolluk Araştırması: Araştırılmış; bunca yıllık devlet memurunun sadece 1 adet arabası var. Başkaca hiçbir geliri yok. Banka hesaplarını didik didik ettiniz; lehine olduğu için dosyaya koymadığınızı düşünüyorum çünkü maaşı dışında hiçbir girdi-çıktı yok.
Sonuç olarak; ortada iddia edildiği gibi bir suç örgütü yok. Belediyenin yönetim şeması bir "suç örgütü" gibi, çalışanların görev gereği yaptığı işlemler ise "suç" gibi önünüze getirildi. Gürkan’ın bu sözde örgüte üye olduğuna dair tek bir talimat, tek bir beyan, tek bir banka hesabı hareketi, tek bir tanık ifadesi veya tek bir HTS kaydı yoktur. Şimdi mahkemenin de gerekçe olarak kullandığı o meşhur cümleye geleceğim: 'Atılı suçun vasıf ve mahiyeti, atılı suçun kanunda öngörülen alt ve üst sınırı dikkate alındığında...' Anayasa Mahkemesi’nin bir kararından 2 cümle okuyacağım: 'Suçlamanın niteliği ve ağırlığı tek başına tutukluluğun devamı için yeterli gerekçe değildir.
Somut delillerle desteklenmeyen ve savunma hakkının kısıtlandığı her an tutukluluğun hukuki zemini sarsılır.' Şimdi Anayasa Mahkemesi kararıyla da vurgulandığı üzere; bir suçlamanın ağır olması o suçun işlendiğine dair karine oluşturmayacağı gibi sanığın anayasal haklarını askıya almanın gerekçesi de olamaz. Suç vasfı ne olursa olsun, sanığın anayasal hakları askıya alınamaz.
1 yılı aşkın bir tutukluluktan bahsediyoruz; artık bu tedbir değil, ağır suçlamalar üzerinden yürütülen bir yargısız infazdır. İddia makamı ki bize verdikleri bunlar, tam 200.000 sayfa evrak toplamış. Soruyorum: 200.000 sayfadan fazla daha ne toplayacaksınız?
Evet, müvekkilin savunması henüz alınmadı ama savunmasının alınmamış olması tutukluluğun devamına gerekçe gösterilemeyecek. Zira doğru dürüst verilere erişim hakkı verilmemiş bir sanığın savunmasını bu şartlarda almaya çalışmak, silahların eşitliği ilkesine aykırılığı bizzat mahkeme eliyle tescil etmek olacaktır.
Bakın, bitiriyorum, toparlıyorum. Arkanızdaki klasörleri Gürkan’ın koğuşuna koysak ki bu sadece 'ifadeler' diyorsunuz, Gürkan’a odada yatacak yer kalmaz. O yüzden silahların eşitliği ilkesi uyarınca mahkeme, sanığın delillere ulaşmasını, onları incelemesini ve çürütmesini sağlayacak her türlü imkanı, tutuklamanın kaldırılması da dahil, sunmak zorundadır.
Son olarak toparlıyorum. Gürkan gözaltına alındığında biz evlilik hazırlıkları yapıyorduk. Düğün tarihimiz belliydi; 26 Temmuz’du. Gürkan Mart’ta tutuklandı ama biz düşündük taşındık; hayallerimizden vazgeçmedik, hayatımızdan vazgeçmedik ve evliliği Silivri Cezaevi’nde yapmaya karar verdik. Koşullar gereğince birkaç gün farkla, 30 Temmuz’da bu kampüsün içinde bir Silivri Cezaevi’nde Gürkan ile evlendik. Şimdi size birkaç fotoğraf göstereceğim.
Bunlar ne biliyor musunuz? Bilenler biliyor da hala bilmeyenler varmış, sorunca anladım. Şimdi biz aileler olarak açık görüşe gittiğimizde bizim fotoğrafımız çekiliyor ve cezaevi idaresi tarafından bunun ücreti de alınıyor bu hizmetin ücreti. Biz o ücretleri ödeyerek fotoğraf çekiliyoruz. Sonra bu fotoğraflar tutuklulara veriliyor; onlar bir tanesini bize veriyor, bir tanesini de kendinde tutuyor. Nikah sırasında da aynı işlem yapılıyor, yine fotoğraf çekiliyor ki bizim fotoğrafımız çekildi.
Şimdi bizlere 9 nolu cezaevinde haziran ayından itibaren ne açık görüşlerimizin ne de nikahımızın fotoğrafı verilmedi. 9 nolu cezaevindeki diğer suçlulara veriliyor; bizim dosyadan tutuklananlara verilmiyor.
Diğer cezaevlerinde de veriliyor bu arada. Nedeni ne biliyor musunuz? Ekrem Başkan'ın görüntüsünün yasak olması. Varın siz kurun bağlantıyı. Evet, bize nikah fotoğraflarımız verilmedi ama bakın biz anılarımız kaybolmasın diye, hafızamız silinmesin diye yapay zeka ile nikah fotoğraflarımızı yaptık, ürettik. Ancak gerçek anılarımız birilerinin korkusu yüzünden rehin tutuluyor.
Şimdi tutuklama nedir, tedbir midir? Burada tutuklamanın tedbir olduğundan bahsedebilir miyiz? Gürkan'ın bir vatandaş olarak anayasal haklarının ihlal edilmediğinden bahsedebilir miyiz? Peki aileler olarak bizlerin anayasal hakları?
Bakın burada 4 haftadır tutuklular karşınızda. Biz mağdur değiliz. Birinin başının önüne eğik olduğunu gördünüz mü? Hepsi haklı ve suçsuz olmanın dik duruşuyla karşınızda duruyor. O yüzden bizim bu maruz kaldığımız şey mağduriyet değil, ihlaldir.Meslektaşlarım günlerdir anlatıyor; hak ihlalini bir fotoğrafa indirgemek istemiyorum.
Birçok hak ihlali yaşanıyor bu dosyada. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının lekelenmesinden adil yargılanma hakkına, maddi manevi varlığını koruma hakkından ailenin korunması hakkına kadar hakları, bizzat yurttaşı olduğu devlet tarafından ihlal edilen yurttaşlar bu gördükleriniz. Bu yüzden biz mağduriyetimizin giderilmesini değil, hak ihlallerinin son bulmasını istiyoruz.
Bitiriyorum. Bu davanın tarihi bir dava olduğu konusunda farklı argümanlarla da olsa hemfikiriz. Zira biz hukuksuzluk diyoruz, bazıları yolsuzluk diyor. Bu kapsamda beni ve meslektaşlarımı, yani savunma makamını tatmin edecek; yani itiraz ve beyanlarımızı kararda karşılayacak, her bir sanık açısından kişiselleştirilmiş gerçek bir gerekçeyle ara karar verilmesini talep ediyoruz.
Netice itibarıyla; kaçma şüphesinin bulunmaması, 1 yılı aşkın tutukluluk süresi, 200.000 sayfalık devasa veri yığını karşısında toplanacak başkaca delil kalmaması, suçlamaların niteliğinin tek başına tutukluluk gerekçesi olamaması ve cezaevi koşullarında savunma hazırlamanın fiziksel imkansızlığı göz önüne alınarak müvekkilin ivedilikle tahliyesine karar verilmesini talep ediyorum.
Adettendir; mahkemeniz aksi kanaatteyse tercih edeceğiniz adli kontrol hükümleriyle tahliye talep edilir. Ben tutuklama şartları oluşmadığı için adli kontrol şartlarının da oluşmadığını düşünüyorum; ancak takdir sizin. Benim talebim müvekkilin koşulsuz tahliyesidir.

İBB DAVASI 15. CELSE
Ramazan Gülten'in avukatı: Örgüt üyesi masal kitabı yazar mı?

İBB DAVASI 15. GÜN
Buğra Gökçe’nin avukatı Aynur Tuncel Yazgan: Rüşvetten tutuklu, iddianamede rüşvet yok

İBB davası: Elif Güven, “hastaneye götürüleceği” söylenerek ambulansla adliyeye götürüldü

İBB davasında hukuki tartışma: Etkin pişmanlık nasıl uygulandı?

GÜNCELLENİYOR
İBB davasında 15. gün: MASAK raporu hatalı, tanık beyanları tartışmalı
(EMK)

