Böcek ailesini yok eden otel faciası davası "taksir"le bitti: İdare sorumsuz ve suçsuz
Kasım 2025'te İstanbul'da tatildeki Böcek ailesinin dört ferdinin fosfin gazı zehirlenmesiyle ölümü davasında karar açıklandı. İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi, ilaçlama firması sahiplerini 18'er yıl, otel sahibini 13 yıl 4 ay, işçiyi 12 yıl 2 ay 20 gün hapse mahkûm etti. Mahkeme sanıkları "bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olmak"tan suçlu buldu. Almanya'dan gelen Servet ve Çiğdem Böcek çifti ile 6 ve 3 yaşındaki çocukları Kadir Muhammed ve Masal, Fatih'teki otelde yapılan haşere ilaçlaması sırasında gerekli güvenlik önlemlerinin alınmaması nedeniyle hayatını kaybetti. Ailelerin yakınları cezaları yetersiz bularak tepki gösterdi, avukat kararı istinafa taşıyacağını açıkladı. Davada kamu otoritelerinin denetim sorumluluğu tartışılmadı.
Kasım 2025’te Almanya’dan tatil için geldikleri İstanbul’daki otellerinde zehirli gaza maruz kalan Böcek ailesinin dört ferdinin de ölmeleriyle ilgili kamu davası sonuçlandı.
Karar: Bilinçli taksir
İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi, otelin dezenfeksiyonunda kullanılan zehirli alüminyum fosfit karışımını uygulayan ilaçlama firmasının sahipleri Zeki Kışı ile Serkan Kışı’yı 18’er yıl, otel sahibi Hakan Oğlak’ı 13 yıl 4 ay, ilaçlamayı gerçekleştiren işçi Doğan Caferoğlu’nu ise 12 yıl 2 ay 20 gün hapisle cezalandırdı. Mahkeme, sanıkları “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olmak”tan suçlu buldu. Yargılanan diğer iki sanık beraat etti.
Aileler tepkili
Olayda can veren Böcek ailesinden baba Servet Böcek ’in ve anne Çiğdem Böcek’in anne babaları ve yakınları kararın açıklanmasından sonra hükmolunan cezaların kayıplarıyla orantılı olmadığını söyleyerek tepki gösterdiler.
Servet Böcek’in yakın akrabası Yılmaz Böcek, “18 yıl değil, 180 yıl da alsalar giden canlar geri gelmeyecek” derken, Çiğdem Böcek’in annesi Aysu Çelik, “18 yıl benim çocuklarımı geri getirir mi?” diye sordu
Ailenin avukatı Yaşar Balcı da, mahkemenin olayı “bilinçli taksir” kapsamında değerlendirdiğini, ancak kendilerine göre sanıkların öldürücü sonucu öngörmelerine rağmen eylemi sürdürdüklerini belirterek bunun “kasta yaklaşan” bir sorumluluk oluşturduğunu savundu ve cezaların adalet duygusunu karşılamadığı gerekçesiyle dosyayı istinafa taşıyacağını açıkladı..
Yanlış uygulama, yanlış teşhis: Önlenebilir dört ölüm
Olayda Almanya’da yaşayan ve tatil için iki çocuklarıyla birlikte İstanbul’a gelen Servet ve Çiğdem Böcek çifti, çocukları Kadir Muhammed ve Masal ile birlikte Fatih’teki Harbour Suites Old City Oteli’ne yerleştiler.
12 Kasım’da Ortaköy’ü gezdikten sonra geldikleri otelde çocukların mide bulantısı ve kusma şikâyetiyle hastaneye başvurdular. Hastanedeki ilk değerlendirmede somut bir neden belirlenemedi ve gıda zehirlenmesi kuşkusuyla uygulanan ilk tedavinin ardından otele dönen aile üyeleri 13 Kasım günü yeniden fenalaşıp hastaneye kaldırıldılar.
Altı yaşındaki Kadir Muhammed ve üç yaşındaki Masal aynı gün hastanede öldü. İki gün sonra anne Çiğdem Böcek ve onu izleyen gün 17 Kasım’da da baba Servet Böcek hastanede öldü.
Başlangıçta gıda zehirlenmesi kuşkusuyla sürdürülen soruşturma, oteldeki incelemelerin ardından ölüm nedeninin, otelde yapılan haşere ilaçlamasında kullanılan alüminyum fosfitten yayılan gaz olduğunun belirlenmesiyle sonuçlandı. İnsanlar için öldürücü sonuçları olan zehrin haşereye yönelik kullanımı sırasında gerekli güvenlik önlemlerinin alınmadığı, otelin boşaltılmadığı ve yeterli havalandırmanın sağlanmadığı belirlendi.
Savcı iddianamede ayrıca, otelin resepsiyon görevlisinin yoğun ilaç kokusu nedeniyle giriş kapısını kilitlemesi sonucunda çağrılan sağlık ekiplerinin içeri girerek aileye ulaşmasının da gecikmesine yol açıldığını ileri sürdü. Medyaya yansıyan güvenlik kamerası kayıtlarında Servet Böcek, kızını kucağına alarak yardım arar ve çıkış kapısını açtırmaya çalışırken görüntülenmişti.
Ceza davası bitti, denetimsizlik yargılanmayacak mı?
Mahkeme kararı, sanıkların bireysel cezai sorumluluğuna ilişkin ilk hükmü oluşturuyor. Ancak davayla birlikte gündeme gelen, ölümlerde insan hakları ihlallerinin ve kamu yönetimi aczinin rolü konusundaki tartışma henüz bir kamu otoritesi önünde tartışılıp sonuca bağlanmadı.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yerleşik içtihadına göre devletler yalnızca bireylerin yaşamına kasten son vermemek ve buna yönelik teşebbüsleri önlemekle değil, öngörülebilir ölüm risklerine karşı etkili bir hukuki ve idari koruma sistemi kurmakla da yükümlü. Özellikle hayati tehlike içeren etkinliklerin yürütüldüğü işyerlerinde ruhsatlandırma, denetim, acil durum planlaması ve yaptırım mekanizmalarının etkin biçimde işletilmesi yaşam hakkının korunmasının ayrılmaz bir parçası kabul ediliyor.
Ancak, Böcek ailesi davasında kamunun denetim sorumluluğu yargılama kapsamına girmedi. Savcılık ve Mahkeme, esas olarak otel işletmecileri ve ilaçlama şirketi sahip ve çalışanlarının cezai sorumluluğuna odaklandı.
Ne var ki, dava kararla birlikte sonuçlanmış ve faillere bir yaptırımla sonuçlanmış görünse de halk sağlığı ve kamu çıkarı bakımından temel önemdeki bir dizi soruyu açıkta bırakıyor: Uygulama sırasında gerekli önlemler alınmış olsaydı bile, ölümcül etkileri olan bir maddenin daimi olarak insanların yaşadığı bir mekana uygulanması ilkesel olarak kabul edilebilir miydi? Bu gibi risklerin mevcudiyetine karşın, otel, belediye ve il-ilçe turizm müdürlüklerince olması gerektiği gibi denetlenmiş miydi? Öldürücü ilacın uygulanacağı ve uygulamanın yürütülme biçimi ilgili kamu otoritelerine bildirilmiş ve uygulama boyunca bu birimlerce kontrolü sağlanmış mıydı? Turistik tesislerde bu tür ölümcül riskleri tamamen önlemeye yönelik güvenlik standartları var mıydı ve gerçekten uygulanıyor muydu?
İstinaf sürecinde tartışma eldeki iddianame kapsamında devam edecek olsa da, Böcek ailesinin hakkının kamu otoritelerinin de hesap vermesi gereken bir insan hakları ve halk sağlığı davası kapsamında sorulmasının önünde hiçbir engel yok. Bir ailenin çocuklarıyla birlikte, hiçbir kusurları olmaksızın İstanbul’un ortasında yok edilişlerinin, otelcilerle müşterileri arasındaki talihsiz bir vaka olarak kapatılıp kapatılmayacağı, yalnızca yargının ve idarenin değil, hak savunuculuğunun da etkinlik ve sorumluluğunu sınamaya devam edecek.
(AEK)