Almanya: AfD Erfurt kongresinde “iktidar” hedefini ilan etti; onbinler sokakta "hayır" dedi
Almanya’da yükselen protofaşist parti AfD, hafta sonu Doğu Almanya'nın Thüringen eyaletinin başkenti Erfurt’ta düzenlediği federal kongrede iktidar hedefini açıkça ilan etti.
Kongre sonunda eş başkanlar Alice Weidel ve Tino Chrupalla yeniden seçilirken, parti yönetimi “en geç 2029’da” federal düzeyde hükümet ortağı ya da iktidar olma iddiasını dile getirdi. Kongre, AfD’nin özellikle doğu eyaletlerinde yaklaşan seçimlere daha merkezileşmiş, radikalleşmiş ve disiplinli bir şekilde hazırlanmakta olduğunu gösterdi.
Tarihle provokasyon
AfD Kongresi için seçilen tarih de Almanya’da geniş tartışma yarattı.
AfD’nin 4-5 Temmuz’da Erfurt’ta toplanması, yalnızca 25 kilometre uzaklıktaki Weimar’da 3-4 Temmuz 1926’da düzenlenen ve Adolf Hitler’in liderliğini pekiştirerek Nazi Partisi’ni (NSDAP) bölgesel bir hareketten ulusal bir iktidar alternatifi haline getirme sürecinin dönüm noktalarından biri kabul edilen Reich Parti Kongresi’nin 100. yıl dönümüne denk getirildi.
Weimar, Almanya’nın ilk demokratik cumhuriyetine adını veren kent olması nedeniyle güçlü bir tarihsel simge. Bu nedenle çok sayıda tarihçi ve siyaset bilimci, bilinçli seçilmiş olsun ya da olmasın, AfD'nin Hitler'in yürüyüşüyle paralellik kurma teşebbüsüyle Almanya'nın demokrasi hafızasının en duyarlı uçlarından birine dokunduğunu belirtti. Weimar Cumhuriyeti Derneği ve çok sayıda siyasetçi, bu çakışmayı aşırı sağ çevrelere yönelik simgesel bir mesaj olarak değerlendirirken, AfD yönetimi kongre tarihinin tamamen örgütsel nedenlerle belirlendiğini savunarak iddiaları, beklendiği gibi, reddetti.
Alice Weidel konumunu güçlendirdi
Kongrede öne çıkan sonuçlardan biri, Alice Weidel’in parti içindeki konumunu güçlendirmesi oldu. Eş başkanlar seçime rakipsiz girdiler. Ancak ayrı ayrı aldıkları oyla parti içindeki güç dengesinin Weidel lehine değiştiğini gösterdi. Weidel yüzde 81,3 oyla konumunu güçlendirirken, Tino Chrupalla önceki kongreye oranla yaklaşık 13 puan destek kaybıyla yüzde 70,05’te kaldı.
Almanya medyasında bu tablo, AfD içinde Weidel’in ABD yanlısı ve doğuya olduğu kadar batıya da oynayan federal iktidar stratejisinin, Chrupalla’nın daha doğuya dönük ve Rusyacı çizgisine karşılık üstünlük sağladığının göstergesi olarak değerlendirildi.
Aşırı sağın merkez organlardaki ağırlığı arttı
Seçimlerde partinin radikal sağ kanadının yönetimdeki etkisi de arttı. Thüringen AfD lideri Björn Höcke çevresinden gelen kişilerin federal yapılarda öne çıkması, AfD’nin “normalleşme”ye değil, profesyonelleşen bir radikalizme yönelmekte olduğu değerlendirmelerine yol açtı. ARD/Tagesschau kongreyi “profesyonel radikaller”in başa geçmesi şeklinde yorumladı.
Erfurt'ta protestolara 50 bin kişi katıldı
Erfurt’ta toplanan kongreye karşı güçşü ve yaygın protestolar düzenlendi. Polis, hafta sonu gösterilere yaklaşık 31 bin kişinin katıldığını açıkladı. AfD ve aşırı sağa karşı sivil itaatsizlik eylemleri örgütleyen ülke çapındaki antifaşist eylem ittifakı Widersetzen (Direniş), katılımın 50 bin dolayında olduğunu duyurdu. Gösteriler büyük ölçüde barışçıl cereyan etse de bazı barikat girişimlerinde polis fiziksel güç, cop ve biber gazı kullanarak direnenleri dağıtmayı denedi. Polise göre gösteriler sırasında 65 suç ve 13 idari kural ihlali kaydedildi.
AfD 2026 Kongresinin anlamı
Yerel ve uluslararası yorumlara göre, AfD artık bir protesto partisi olmanın ötesine geçti ve iktidar alternatifi iddiasıyla sahneye çıktı. Associated Press'in kongre öncesinde yayımladığı yoruma göre, AfD özellikle Saksonya-Anhalt’ta yüzde 40’ın üzerine çıkmayı ve eyalet yönetimini ele geçirmeyi hedefliyor. Bu, II. Dünya Savaşı sonrası Almanya’da aşırı sağın ilk kez eyalet düzeyinde yönetim iddiasına bu ölçüde yaklaştığını gösteriyor.
Bu sonuç, öte yandan, Hristiyan Demokratlar'ın (CDU/CSU) AfD ile işbirliğini kategorik olarak reddetmesinin ifadesi olan “Brandmauer” (Yangın Duvarı) stratejisini de Almanya siyasetinin merkezine taşıdı. AfD, duvarın çökmekte olduğunu iddia ederken, CDU içinde AfD’ye nasıl set çekileceği ve aynı zamanda seçmen kaybının nasıl durdurulacağı konusundaki görüş ayrılıkları derinleşiyor. Kamuoyu araştırmaları da AfD’nin federal düzeyde CDU/CSU’yu zorladığını ve seçmenlerin AfD ile işbirliği mi yapılsın yoksa AfD yasaklansın mı tartışmasında saflaştığını gösteriyor.
Almanya faşizme bir kez daha teslim olacak mı?
Almanya siyasal yorumcularının üzerinde ortaklaştığı en önemli nokta, AfD’nin yükselişinin yalnızca göç meselesiyle açıklanamayacağı. Partiyi büyütenin, ekonomik durgunluk, güvenlik kaygıları, temsil krizleri ve Merz hükümetinden duyulan hayal kırıklığı olduğu kabul görüyor. Bu nedenle Almanya’nın en etkili siyaset yorumcularından, Almanya demokrasisi ve anayasal düzeni üzerine çözümlemeleri nedeniyle Almanya medyasında en çok başvurulan kişilerden biri olan Politik dergisi yazarı Albrecht von Lucke, Merz’in ilk yılını “yönünü bulamayan şansölyelik” olarak eleştiriyor ve Almanya’nın geleneksel geniş tabanlı partilerinin erimesinin, ülkeyi daha istikrarsız ve kutuplaşmış bir siyasal döneme taşıyacağı uyarısında bulunuyor.
Buna karşılık, teslimiyetin kaçınılmaz olmadığı görüşü de güçlü. Von Lucke’nin son değerlendirmelerinde vurguladığı çizgi, Almanya demokrasisinin AfD’den güçlü olduğu, fakat bunun ancak siyasal cesaret ve toplumsal seferberlikle korunabileceği yönünde. Bu yüzden Erfurt’taki kitlesel protestolar bu direncin hâlâ canlı olduğunu göstermesi nedeniyle memnuniyetle karşılanıyor.
Federal kamuoyu yoklamalarının ortalaması, AfD’yi yüzde 28-29 bandıyla birinci parti, CDU/CSU’yu yüzde 21-23 ile ikinci sırada gösterirken, Yeşiller yüzde 13-15, SPD yüzde 11-13, Sol Parti ise yüzde 10-11 bandında seyrediyor.
Sağı bölen "yangın duvarı" tartışması
Muhafazakâr cephede gidişatın önünü kesmeye yönelik iki farklı yaklaşım var. Bir eğilim, AfD’ye benzeyerek onu durdurma stratejisinin tersine döneceğini ve CDU’nun kendi demokratik-muhafazakâr profilini güçlendirmesinin zorunlu olduğunu savunuyor. CDU’nun merkezci kanadının önde gelenlerinden Schleswig-Holstein eyalet başbakanı Daniel Günther ise AfD ile işbirliğine kesinlikle karşı çıkıyor; partiyi “Almanya’nın ekonomik ve toplumsal çıkarlarına zarar veren” bir güç olarak niteliyor ve “Brandmauer” kelimesinin bile AfD’ye mağduriyet zemini sunduğunu söylüyor.
Karşıt eğilim ise mevcut “Brandmauer” stratejisinin tek başına AfD’yi küçültmediğini, hatta seçmenlerde dışlanma duygusunu artırdığını savunuyor. Daniel Dettling gibi yorumcular, AfD’nin krizin nedeni değil, belirtisi olduğunu; demokratik partilerin seçmeni yeniden temsil edecek somut çözümler üretmesi gerektiğini ifade ediyorlar.
Büyük sınav 6 Eylül Saksonya-Anhalt seçimleri
AfD ile merkez partiler arasındaki çekişmede asıl sınav sonbahardaki doğu eyaleti seçimlerinde verilecek. İlk kritik eşik 6 Eylül’deki Saksonya-Anhalt seçimleri. Bunu 20 Eylül’de Mecklenburg-Vorpommern ve aynı gün yapılacak Berlin eyalet seçimleri izleyecek. Özellikle Saksonya-Anhalt, AfD’nin birinci parti çıkma ve savaş sonrası Almanya’da ilk kez bir eyalette hükümet kurma iddiasını sınarken, merkez partilerin AfD’ye karşı oluşturdukları “güvenlik duvarı”nın seçmen nezdinde karşılık bulup bulmadığını da ortaya koyacak.
(AEK)