Yoksulluk, çatışma ve madencilik kıskacında Ebola
Ebola virüs yeniden dünya gündeminde. 1976’da, yerel dilde beyaz su anlamına gelen Ebola Nehri’nin kıyısındaki bir köyde ortaya çıktı. Başlangıçta sıtma ya da Marburg virüs sanılan hastalığın daha sonra yeni bir virüsten kaynaklandığı anlaşıldı ve virüse nehrin adı verildi. Ebola, son 10 yıldır görüldüğü coğrafyanın gündemindeki yerini zaten koruyordu.
Dünya gündemine de yeniden “halk sağlığı acil durumu” ile geldi, geliyor.
Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 2005’teki Uluslararası Sağlık Tüzüğü kapsamında dört temel kriteri esas alarak oluşturduğu Uluslararası Öneme Haiz Halk Sağlığı Acil Durumu, Ebolanın yabancı olmadığı bir durum.
Şu ana kadar ilan edilen 8 Uluslararası Öneme Haiz Halk Sağlığı Acil Durumu ilanından ikisi Ebola virüsüyle ilgiliydi, dokuzuncusu da Ebola ile ilgili oldu.
DSÖ’nün böyle bir acil durum ilanı için kriteri, dört temel değerlendirmeye dayanıyor. Bu dört temel kriterden herhangi ikisinin bulunması değerlendirmenin ana kapsamını oluşturuyor. Bu kriterler:
- Halk sağlığı üzerindeki etkinin ciddiyeti
- Olağandışı veya beklenmedik olup olmadığı
- Uluslararası yayılma riski
- Uluslararası seyahat veya ticaret kısıtlamalarına neden olma riski.
Nasıl bulaşıyor?
Ebola zoonotik bir virüs, diğer bir deyişle hayvanlardan insanlara geçiyor ve insandan insana da bulaşabiliyor. Meyve yarasalarının virüsün başlıca rezervuar konakçıları olduğu düşünülüyor, farklı hayvanlara da bulaşabiliyor; insanlarda görülen vakalar hastalığı barındıran hayvanların vücut sıvılarına temasla, bu hayvanların avlanması veya bu hayvanların etinin tüketilmesi ile ortaya çıkıyor. İnsandan insana bulaşma ise kontamine olmuş vücut sıvılarıyla doğrudan temasla (kan, idrar, tükürük, ter, dışkı, kusmuk gibi), bu sıvılarla kirlenmiş mutfak eşyaları ve diğer ekipmanlarla temasla (giysiler, yatak takımları, iğneler ve tıbbi ekipman gibi) ya da cildin yaralı ya da zarar görmüş kısımlarının bu sıvılarla teması gibi yollarla ortaya çıkıyor.
Meyve yarasalarının yaşam alanları bölgedeki insanların da yaşam alanı, bu açıdan riskli temaslar olası. Ancak gerek ekosistem tahribi gerekse madencilik faaliyetlerinin Ebola ile ilişkili riskleri artırdığı üzerinde durulan konulardan biri. Bazı bilim insanları Ebola salgınlarının nedenlerinin sadece virüste değil, ormansızlaşma, madencilik ve siyasi istikrarsızlıkta da aranması gerektiğini belirtiyor.
İnsanlarda Ebolaya neden olan aynı virüs ailesinden dört farklı tür var. Bu dört virüs türünden sadece bir tanesine yönelik iki lisanslı aşı var. Dolayısıyla salgının kontrol altına alınmasında önemli yeri olan aşı için salgının hangi virüs türüyle ortaya çıktığı önemli. Şu anda yaşanan Ebola salgınının nedeni olan Bundibugyo Ebola virüsünün aşısı ve tedavisi yok.
Bundibugyo virüsü 2007 ve 2012’de iki Ebola salgınına yol açtı. O salgınlardan sonra aşı geliştirilmediği için bugün bu virüsün özel bir tedavisi ve aşısı yok ve önemli güçlüklerden biri de tanı testleriyle ilgili. Karmaşık tanı testleri gerekebiliyor. Salgının geç tespit edildiği ve fark edildiği, bunda da tanısal testlerin karmaşıklığının etkili olduğu tartışılıyor.
Salgın bölgesinde yaygın nüfus hareketleri salgın kontrolü açısından endişe nedenlerinden biri. Bu yaygın nüfus hareketinin nedenleri ise bu salgının başka bir yüzünü ortaya koyuyor.
Salgının görünmeyen yüzü: Zorunlu göç
Salgın bölgesinde madencilik yoğun ve çatışmalar nedeniyle yüz binlerce insan yerinden olmuş durumda. Bazı kaynaklara göre bu sayı 250 bin, bazılarına göre 1 milyon.
Madencilik, Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DKC) ekonomisinin temelini oluşturuyor. Gerek nadir toprak elementleri gerekse de elektrikli araç üretimi açısından önemli hammaddelere sahip bir ülke. Özellikle bakır ve kobalt madenciliği hızla büyüyor. DKC, dünyanın en büyük kobalt (küresel arzın yaklaşık % 50–70’i), bakır, koltan, lityum ve altın rezervine sahip ülkeleri arasında.
Uluslararası madencilik yatırım siteleri DKC’de yatırım yapacak şirketlere şunları öneriyor:
“Devlete ait madencilik işletmeleriyle yürütülen müzakereler uzun sürebilir. Yetersiz ulaşım bağlantıları ve elektrik kesintileri maliyetleri artırmaktadır. Geleneksel ve küçük ölçekli madencilik yaygın olup, genellikle çocuk işçiliği ve çevresel zararlarla ilişkilendirilmektedir. Durum tespiti ve yerel topluluklarla işbirliği hayati önem taşımaktadır.”
Geleneksel ve küçük ölçekli madencilik, çocuk işçiliği ve çevre kirliliği: Kapitalizmin ucuz emek gücü, kirletilebilir çevre ve kâr maksimizasyonu kapanı.
Madencilik faaliyetlerinin yoğunluğu, bölgede silahlı çatışma ve saldırıları da artırmış.
Sağlık çalışanları tükeniyor
Gelelim salgındaki son duruma: Son verilere göre 15 Temmuz itibarıyla vaka sayısı DKC’de toplamda 2 bin 200’ü aştı, vakaların neredeyse tamamı DKC’de. Ölüm sayısı 828. DKC’de ülke genelinde vakalar yayılıyor, salgın başladığı yer dahil beş bölgeye yayılmış durumda.
Ebola salgınıyla mücadele sağlık sistemini zorluyor, özellikle sağlık çalışanları hem tükenmiş durumda hem de infekte olan sağlık çalışanı sayısı artıyor. Salgının çıktığı eyalet olan Ituri eyaletindeki çalışanlar, 15 Mayıs’ta salgının ilan edilmesinden bu yana maaş ve ikramiyelerini alamadıklarını belirtiyorlar, salgın bölgesinde bir yandan da grevler yaşanıyor.
Salgının çıktığı bölgedeki silahlı çatışma ve saldırılar, nüfus hareketleri, çalışmaları aksatıyor ve zorlaştırıyor. Salgının çıktığı eyalet ve bazı yakın eyaletler 2017 yılından bu yana saldırılar ve çatışmalara sahne oluyor. Bazı bölgelerde silahlı grupların kaçakçılık, haraç faaliyetleri var, yol kesme ve saldırılar zaman zaman yoğunlaşıyor, sağlık tesisleri de saldırılardan etkileniyor. Bölgede gıda temini önemli bir sorun. Hem bu faktörlerin etkisiyle hem de bölgede komşu iki ülke sınırında yaşayanlarda geçim derdi, ticaret ve sosyal ağlar nedeniyle yoğun bir nüfus hareketliliği var.
DKC’de 2018–2020 yılları arasında yaşanan ve 2 bin 200’den fazla kişinin ölümüne neden olan salgında da sağlık çalışanları, tedavi merkezlerine ve kliniklere yönelik tekrarlanan saldırılarla karşı karşıya kalmıştı. Dolayısıyla Ebola cephesinde değişen bir şey yok. Önceki salgınlardan sonra kapasite güçlendirme, sürveyans sistemlerinin iyileştirilmesi, koordinasyon ve salgın müdahale konusunda mesafe alınmasına karşın sorunlar büyüyerek sürüyor.
DKC Sahra Altı Afrika’nın en büyük ülkesi, nüfusu 106 milyon, bu rakamın 2050 yılında 218 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor. DKC’de doğuşta beklenen yaşam süresi 62 yıl (Bu süre Japonya'da 84,5 yıl). Olağanüstü doğal kaynaklara sahip, büyük bir biyolojik çeşitliliği var ve dünyanın en büyük ikinci yağmur ormanı bu ülkede. Öte yandan hâlâ dünyanın en yoksul beş ülkesinden biri. Dünya Bankası (DB) verisine göre nüfusun %69’u ulusal yoksulluk sınırının altında yaşıyor ve DB “bugün doğan bir Kongolu çocuk tam ve kaliteli bir eğitim ve uygun sağlık koşullarında elde edebileceği potansiyelin ancak %37’sini gerçekleştirebiliyor” diyor. Bu düşük oranın başlıca nedenleri beş yaş altı çocuk ölüm oranlarının yüksekliği, yaygın büyüme geriliği ve eğitim kalitesinin kötü oluşu.
Bütün bu sıraladıklarımıza baktığımızda; Ebola’nın yeniden ortaya çıkmasının altında yatan sağlığın temel bileşenleriyle ilgili duruma bakmadan salgını anlamanın olanaklı olmadığını görüyoruz. Ebola yoksulluk, göç, çatışma ve açlık sarmalında bir salgın.
Dünya Kupası’nın bitmesiyle türlü tartışmaların yapıldığı bir dönemde futbola bakıp “futbol sadece futbol değildir” diyorsak benzerini Ebola örneği için de söyleyebiliriz: “Salgın sadece salgın değildir”.
(CYI/HA)
Karanfil Devrimi ve Pessoa’nın izinde Lizbon
Dünden bugüne Türkiye'de sağlık sistemi
SAĞLIK YAZILARI / CAVİT IŞIK YAVUZ YAZDI
İklim ve Kriz Notları 1: Açlık Taşları
SAĞLIK YAZILARI / CAVİT IŞIK YAVUZ YAZDI
Toplum ve Hekim’den İklim Krizi ve Sağlık Dosyası
SAĞLIK YAZILARI/CAVİT IŞIK YAVUZ YAZDI
Kömürlü Termik Santrallere Filtre Muafiyeti Hepimizin Sağlığına Tehdittir