Bir kitap, bir film, bir müzik ya da bir tiyatro oyunu; insana gerçekten sırtının sıvazlandığını hissettirebilir mi?
BKM yapımı “Bir Aile Provası” oyunundan çıktığımda hissettiğim tam olarak buydu.
Oyundakine benzer hâllere bazen komşum olan bir aileden, bazen de sivil toplum çalışmalarımdaki kadın arkadaşlarımın bitmek bilmeyen “bakım” sorumluluklarından aşinayım. Bakım mesuliyeti zor konu. Çoğunlukla kadınların sırtlandığı, yaşadığı ve bildiği bir yük bu. Elbette anneye, babaya, eşe ya da çocuğa bakmak; cinsiyet fark etmeksizin herkes için zorlayıcı olabilir. Ancak araştırmalar ve istatistikler de teyit ediyor ki; eğer bir “kız evlat” varsa, bu yükü en çok o göğüslüyor. Türkiye’de bakım ekonomisi; hane içindeki çocuk, yaşlı ve hasta bakımını kapsayan, büyük oranda kadınların ücretsiz emeğine dayanan koca bir “görünmez alan” olarak karşımızda duruyor.
Evrim Yağbasan’ın kaleme aldığı ve Gülhan Kadim’in yönettiği, başrolleri Devin Özgür Çınar, Fatih Özkan, Hasibe Eren, Sacide Taşaner, Süleyman Kara, Ümit Beste Kargın’ın paylaştığı oyun, tam da bu “görünmez” alana mercek tutuyor. Oyunda, annelerinin hastalığı ve bakım süreci nedeniyle bir araya gelmek zorunda kalan, karakterleri birbirine taban tabana zıt iki kız kardeşin hikâyesini izliyoruz. Birinin hayatın pratik yüklerini omuzlayan sertliği, diğerinin ise daha duygusal ve kırılgan dünyası; mutfak masasındaki o bitmek bilmeyen didişmelerde vücut buluyor.

Bu yaygın duruma ne demeli? Toplumsal roller mi, merhamet mi, yoksa fıtri bir iyileştirme güdüsü mü? Sayıları az da olsa bakım veren erkekler de var kuşkusuz; ancak bu yazıda “erkek olma hallerini” dert edinmek istemiyorum. Zaten bu oyunda bir erkek evlat da yok. Aksine; iki kız kardeş, bir anne, bir editör, bir eczacı kalfası ve bir arkadaş var. Hepsinin oyundaki rengi, tıpkı yaşamın kendisi gibi dengeli. Hamile bir editör karakterin, ana karakterin hikâyesini “doğurmasına” ve olayların çözülmesine vesile olması ise çok etkileyici bir metafor olmuş.
Oyunun adı “Bir Aile Provası” olsa da sonuna “Yaşa Gitsin” eklenmiş. Açıkçası bu hâller yaşanırken “yaşa gitsin” demek pek mümkün gelmese de, bu ekin ferahlatıcı bir yanı olduğunu kabul ediyorum.
Oyun sonunda tüm salonun bitmek bilmeyen o içten alkışında, hepimizin benzer duygularda buluştuğunu hissettim. Beni “sırtım sıvazlandı” duygusuna götüren neydi? Kendi tanıklıklarım, bakım emeği veren arkadaşlarımın anlattıkları, o insani yorgunluklar... Oyun tüm bu gerçekliğe; basit, dürüst, yalın, hem mizahi hem de hüzünlü bir ayna tutmuştu.
Hasibe Eren ve Devin Özgür Çınar’ın uyumu gerçekten görülmeye değer. İki kız kardeşin dansları, yüzleşmeleri ve o doğal hâlleri insanı ruhen besliyor. Televizyon işlerinde bu kadar gerçekçi karakterlere hasret kalmıştık. Onların performansı kadar, oyundaki her oyuncu hikâyeye derinlik katıyor.
Seyircisi bol olsun. Oyun Eskişehir, Ankara, Adana turnesinden sonra tekrar İstanbul’a dönecek. Dilerim bu toprağın gerçek hikâyelerini ana akım kanallarda da daha çok görürüz. Çünkü kendimizi ve gerçekliğimizi hatırlamaya ihtiyacımız var.
Süre: Tek perde / 90 dk. Yaş sınırı: +13
Yazan: Evrim Yağbasan
Yöneten: Gülhan Kadim
Dramaturg: Erdem Avşar
Oyuncular: Devin Özgür Çınar, Fatih Özkan, Hasibe Eren, Sacide Taşaner, Süleyman Kara, Ümit Beste Kargın
(NÖ/TY)






.jpg)
