Bu yazıda; Minab’dan İstanbul’a uzanan bir coğrafyada, henüz büyüme çağındayken hayattan koparılan kız çocuklarını ve onlarla birlikte can veren "insanlığımızı" anlatmak istiyorum.
28 Şubat günü İran’ın Minab kentinde, kız çocuklarının gittiği bir ilkokulda hayat durdu. Çocuklar sıradan bir ders saatindeyken atılan bir füze, yaşları 7 ile 12 arasında değişen yüzlerce kız çocuğunu katletti. Haberlere göre saldırının sorumlusu olarak Amerika ve İsrail işaret edildi. İranlı aileler evlatlarını toprağa verirken, ABD Savunma Bakanlığı’ndan gelen açıklama tarihe geçti: "Söyleyebileceğim tek şey, olayı soruşturuyoruz." İsrail ise yanıt bile vermedi. Yüzlerce çocuk öldü ve dünya "soruşturma" kelimesinin arkasına sığındı.
2 Mart günü bu kez İstanbul Zeytinburnu sahilinde Fatmanur Çelik ve 8 yaşındaki kızı ölü bulundu. Ardından ortaya çıkan gerçekler ise kan dondurucuydu. Çocuğun 3 yaşında babası A.Ş tarafından istismara uğradığı, Fatmanur'un henüz evlenmeden aynı şahsın tecavüzüne uğrayıp evlenmeye zorlandığı ortaya çıktı, ölmeden önceki sözleri, sistemin eksikliğini hepimizin yüzüne çarptı:
"Benim intiharım asla söz konusu değildir. Başıma bir şey gelirse bunun intihar gibi gösterilmesine izin vermeyin. Bunca rapor ve mücadele varken neden evladımın elimden alınmasıyla tehdit ediliyorum? Fakir ve kimsesiz olduğumuz için bizi kurban etmek daha mı kolay?"
Sivil toplum kuruluşları üç yıldır kapı çalarken Bakanlık, kurumların birbirine mani olduğunu açıkladı. Sonuç ise değişmedi: Bir anne ve kızı daha korunamadı.
Bitmedi. 5 Mart’ta Fatih’te Semiha Deniz, tam da kızını okuldan almak için beklerken boşanma aşamasındaki eşi E.D tarafından sokak ortasında vurularak öldürüldü. Katilin kaçarken savurduğu o küstah cümle, sistemin açığını özetliyordu: "Akıllı olmazsan böyle olur işte!"
Semiha Hanım bir uzaklaştırma kararı aldırmıştı, ama o kâğıt parçası onu hayatta tutmaya yetmedi. Şimdi o bir "kadın cinayeti" çetelesinde yerini alacak; peki ya annesinin vuruluşunu izleyen o küçük kızın ve arkadaşlarının travmasını hangi çetele tutacak?
Şiddet sarmalını nasıl kıracağız?
Bu katliamlar ve cinayetler, insanlık tarihinin karanlık sayfalarına dâhil oldu. Birbiri ardına gelen bu şiddet sarmalı, artık hiçbir günümüzü "normal" yaşamamıza izin vermiyor. Özellikle büyüme çağındaki çocuklarımızı elimizden alan bu döngüyü nasıl kıracağız? Kamu kurumları, sivil toplum, özel sektör ve bireyler; şiddetsiz bir toplum için gerçekten iş birliği yapacak mı? Şiddetle mücadele politikaları gerçekten denetlenecek mi?
8 Mart bir kutlama değil, mücadele günü.
Bu yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, “Haklar, adalet, eylem. Tüm Kadınlar ve Kız Çocukları İçin” temasıyla kutlanıyor. Kadınlar; ayrımcı yasaların, zayıf koruma kalkanlarının ve haklarını aşındıran uygulamaların son bulması için omuz omuza mücadele etmeye devam ediyor.
Zira her bir çocuk ve her bir kadın, toplumun vicdanı.
#TümKadınlarVeKızÇocuklarıİçin
(NÖ/NÖ)





.jpg)
.jpg)
