Prosfygika: “Bu, en başından beri kazanmış bir mücadele”
Nisan ayında Prosfygika direnişini tarihsel arka planıyla ele alan ilk yazının ve mayıs ayında direnişin gündelik yaşamdaki yansımasını mahalleden bir gözle aktaran ikinci yazının ardından okuyacağınız bu üçüncü yazı, öncekilerin doğrudan bir fikrî takibi olarak, (şimdilik!) kazanımla sonuçlanan bu direnişten ne öğrenebileceğimizi ve toplumsal bir savunma hattının hangi araçlarla genişletilebileceğini tartışmayı amaçlıyor.
Prosfygika’nın tahliyeye karşı direnişi: “Bir karış toprak bile vermeyeceğiz”
Atina’nın merkezinde yer alan öz örgütlü topluluk Prosfygika, kentsel dönüşüm ve tahliye baskılarına karşı aylardır yürüttüğü direnişte önemli bir kazanım elde etti. Atina Belediye Meclisi 24 Haziran Çarşamba günü ikinci resmi kararnameyi yayımlayarak kentsel dönüşüm adı altında hazırlanan projeyi mevcut haliyle durdurdu. Neoliberal kentsel projelere ve mülksüzleştirme siyasetine karşı kazanılan bu sonuç, sadece resmi kurulların aldığı teknik bir karar olarak kalmıyor.
Elde edilen kazanımın pratikte neye karşılık geldiğini kavramak için Atina Belediyesi’nin kabul ettiği kararnamenin detaylarına yakından bakmak gerekiyor. Bölge Başkanı Nikos Hardalias’ın öncülüğünde yürütülen, teknik, ekonomik ve siyasi açıdan gerçekçiliğini yitirmiş olan soylulaştırma projesini geçersiz kılan bu yeni kararname, mahalle sakinlerinin haklı taleplerinin çok büyük bir kısmını kurumsal düzeyde güvence altına alıyor. Atina Belediyesi bu resmi metinle, ilk olarak Attika Bölge Yönetimi’ni Prosfygika’ya yönelik kentsel dönüşüm kararının uygulanmasını derhal durdurmaya çağırdı. Bu çağrı, Prosfygika Topluluğu’na da aylardır devam eden ve kritik bir aşamaya gelen açlık grevlerini askıya alma zeminini sağladı. Kararnamenin en önemli yönlerinden biri, Prosfygika topluluğunu sadece “yasa dışı bir yerleşimci grubu” olarak değil, kendi başına var olan bağımsız bir oluşum ve kolektif bir toplumsal özne olarak tanımasıydı. Bu tanıma kararı, mahallenin gelecekteki herhangi bir restorasyon ya da yenileme çalışmasında topluluğun eşit ve belirleyici bir muhatap olarak masada yer alacağını kesinleştiriyor.
Bununla birlikte, binalarda yapılacak herhangi bir teknik çalışma esnasında dahi hiçbir mahalle sakininin evinden çıkarılmayacağı, zorunlu tahliyelerin yaşanmayacağı ve restorasyonun topluluğun en başından beri savunduğu modelle onaylandığını görüyoruz. Yani binaların yenilenmesi sakinler içindeyken, kısım kısım ve kademeli olarak gerçekleşecek. Belediye, sosyal konut alanındaki yetkilerini ve binaların onarım aşamalarındaki ruhsat sorumluluklarını hatırlatarak, Bölge Yönetimi’nin bu ortak çerçevenin dışına çıkacak her türlü tek taraflı adımını engelleyeceğini ve yasal izinleri vermeyeceğini taahhüt etti. Böylece belediye yönetimi, kendi kurumsal yetki alanını Bölge Yönetimi’ne sınır çizen yasal bir engel olarak konumlandırıyor.
Belediye meclisindeki oylama sırasında Anatreptiki Symmachia (Yıkıcı İttifak) ve Laiki Syspeirosi (Halkın Kenetlenmesi) gruplarının verdikleri çekimser oylar, topluluk tarafından anlayışla ve saygıyla karşılanıyor. Bu siyasi yapıların dile getirdiği endişeler ve kurumsal güvensizlikler haklı temellere oturuyor. İnsan hayatının korunması ile binaların fiziksel durumu arasında bir pazarlık ya da denge kurulmasına karşı durmak temel bir insani yaklaşım sayılır. Ayrıca deneyimler, devlet kurumlarının verdikleri sözleri yerine getirme konusunda ne kadar güvenilir olduklarını(!) açıkça kanıtlıyor. Tempi tren kazasında oğlu Denis’i kaybeden ve hükümetin çocuğunun mezarının açılması yönündeki sözünü yerine getirmesini hâlâ açlık greviyle bekleyen Panos Routsi’nin durumu bu kurumsal güvensizliğin en güncel ve somut örneği olarak duruyor.
Topluluğun temkinli duruşunun bir diğer nedeni ise Attika Bölge Yönetimi’nin belediye kararından birkaç gün önce başlattığı yeni bir adımla belirginleşti. Yetkililer, Prosfygika sakinlerinin kişisel bilgilerini, mülkiyet durumlarını ve sosyal ihtiyaçlarını kaydetmek amacıyla 19 Temmuz’a kadar açık kalacak bir dijital platform kurdu.[1] Bu adım resmi olarak bir ön hazırlık ve iyileştirme çalışması gibi sunulsa da topluluk bu hamleyi kolektif yapıyı parçalamaya, insanları tekil bireyler olarak ele alıp fişlemeye ve dayanışma ağlarında çatlaklar yaratmaya yönelik bir girişim olarak görüyor. Bu nedenle kazanılan mevziiye rağmen dikkatli bekleyiş ve kurumsal yapılara karşı şüpheci yaklaşım sürüyor. Topluluk, bürokrasinin sunduğu kâğıt üzerindeki hakların sokakta savunulmadığı sürece her an geri alınabileceğini gayet iyi biliyor.
PROSFYGIKA AÇLIK GREVİ 92. GÜNÜNDE
Aristotelis Chantzis: Fikirler tahliye edilemez
Bu resmi geri adımın ve kazanımın en somut dayanağını, topluluktan iki kişinin kendi yaşamlarını ortaya koyarak yürüttüğü uzun süreli açlık grevi eylemi sağladı. Aristotelis Chantzis 5 Şubat’tan, Suzon Doppagne ise 1 Mayıs’tan itibaren açlık grevine başlayarak konuyu bürokratik bir imar planı tartışması olmaktan çıkardı ve karar alıcıların önüne acil bir “kriz gündemi” koydu. Resmî kurumların uzun süre sessiz kalması nedeniyle açlık grevcilerinin sağlık durumları tehlikeli seviyelere vardı. 24 Haziran günü itibarıyla Aristotelis’in açlık grevi 140. gününe girmişti ve sağlık durumu kalıcı organ ve sinir hasarı riskinin tam sınırına gelmişti. Kararın ardından Aristotelis ile birlikte eylemini sonlandıran Suzon ise uzun süreli açlığın ardından yeniden beslenmeye geçiş sürecinde ortaya çıkabilecek tehlikeli komplikasyonların, yani yeniden besleme sendromunun önlenmesi amacıyla hastanede sıkı tıbbi kontrol altında gözleniyor. (Bu yazı yazıldığı sırada Aristotelis’in sağlık durumu hâlâ ciddiyetini koruyordu.)
Yerel otoritelerin uzun süren sessizliğine karşın bu iki insanın kararlılığı Atina’daki toplumsal tepkiyi büyütürken hükümet üzerindeki baskıyı da artırdı. Topluluk, iki arkadaşının hayatını tehlikeye atmamak için ikiliyle görüşerek açlık grevini askıya alma kararı aldı. Bu karar, başarıyı sadece fiziksel yapının korunmasına indirgemeyen, yaşayan insanların hayatını merkeze koyan kolektif bir sağduyuyu yansıtıyor.
Prosfygika’daki bu son beş aylık yoğun direnç dönemini, mahallenin on beş yılı aşan öz örgütlenme geçmişinden bağımsız düşünmek mümkün görünmüyor. Prosfygika topluluğu, Atina’yı etkileyen zorunlu soylulaştırma projelerinin ve mülkiyet ilişkilerinin tam merkezinde, alternatif bir yaşam modelinin sürdürülebileceğini uzun zamandır pratik olarak gösteriyor. Dünyanın yirmi yedi farklı ülkesinden gelen ve farklı dilleri konuşan dört yüzden fazla insanı bir arada tutan güç, mahallede kolektif olarak kurulan yirmi iki ayrı sosyal altyapıdan destek alıyor. Burada dayanışma kurumsal bir yardım olarak değil, gündelik yaşamın doğrudan kendisi olarak varlık gösteriyor.
Mahalle sakinleri kendi çabalarıyla kreş, ortak fırın, kadın yapısı, sağlık yapısı, lojistik merkezi, terzihane ve dil atölyesi gibi alanlar oluşturdu. Bu mekânlar sadece fiziksel odalardan ibaret kalmıyor; Arapça, Farsça, Fransızca, Kürtçe, Türkçe, Yunanca gibi farklı dilleri konuşan insanların ortak bir dilde buluşmasını, kreş sayesinde çocukların dayanışma içinde büyümesini sağlıyor. Kamu otoritelerinin müdahale etmek ve ortadan kaldırmak istediği asıl güç de topluluğun kendi kendini yönetebildiğini gösteren bu örgütlü yapının ta kendisi. Mahalledeki her bir tuğla, kolektif emeğin ve ortak yaşam iradesinin somut birer göstergesi olarak anlam kazanıyor.
Mücadelenin 1 Şubat’tan itibaren geniş bir kesime ulaşması ve toplumsallaşması, bu güçlü bağların bir sonucu olarak yaşandı. Topluluk eylemleri sadece mahalle çevresiyle sınırlı tutmadı ve Atina’nın merkezi olan Syntagma Meydanı gibi alanlarda kitlesel protestolar gerçekleştirdi. Mahallede her hafta yapılan açık etkinlikler, paneller ve kültürel buluşmalar farklı kesimlerin direnişle bağ kurmasını sağladı. Haftalık etkinlik programları sayesinde mahalle dışından binlerce Atinalı buradaki yaşamı yakından gördü, tartışmalara katıldı, dayanışmayı sokağa yaydı. Bu süreç uluslararası alanda da geniş bir karşılık buldu. Avrupa Parlamentosu’ndaki Sol, Yeşiller, Sosyalistler ve Bağımsız gruplardan otuz üç milletvekili, Yunanistan hükümetinin tahliye ve yıkım planlarını resmi bir soru önergesiyle Avrupa Komisyonu’nun gündemine getirdi. Avrupa’nın farklı kentlerindeki Yunanistan büyükelçilikleri önünde kitlesel destek eylemleri yürüttü. Berlin, Paris ve Brüksel gibi merkezlerde farklı gruplar Prosfygika’ya ses vermek adına sembolik açlık grevleri yürüttü. Sanatçılar, öğrenciler ve farklı partilerden siyasetçiler mahalleye düzenli olarak ziyaretlerde bulunarak direnişe güç verdi.
Bu süreçte Türkiye’den giden hekim heyetinin ziyareti de önemli bir dayanışma örneği gösterdi.[2] Türkiye’deki uzun açlık grevleri süreçlerinden yoğun klinik deneyime sahip olan hekimler, grevcilerin durumunu yerinde inceleyerek tıbbi gözlemlerini aktardı. Bu ziyaret, açlık grevlerinde sıkça görülen kalıcı rahatsızlıkların, tiamin (B1 vitamini) eksikliğine bağlı Wernicke-Korsakoff sendromu gibi nörolojik hasarların önlenmesi ve açlık grevi sonrası tedavi süreçlerinin doğru planlanması açısından tıbbi ve bilimsel bir katkı sunuyor. Aynı zamanda iki ülkenin toplumsal muhalefeti arasında pratik bir deneyim aktarım köprüsü inşa etti. Bu dayanışma pratikleri, yerel gibi görünen mücadelenin nasıl enternasyonalist bir karakter kazanabileceğini açıkça gösteriyor.
Gelinen aşamada, toplumsal desteğin büyümesi ve Prosfygika topluluğunun yasal bir muhatap olarak kabul edilmesinin ardından, Miçotakis hükümeti ve Attika Bölge Yönetimi geniş kesimlerin karşısında yalnız kaldı. Kamu otoritelerinin elinde zor kullanma yöntemleri dışında bir seçenek kalmadığı anlaşılıyor. Topluluk ise bu baskılara karşı her zaman olduğu gibi ortak bir duruşla karşı koyacağını ifade ediyor. Prosfygika’nın savunduğu temel ilke, kaybedilen tek mücadelenin hiç verilmeyen mücadele olduğu gerçeğine dayanıyor. Bu bakış açısı, başarıyı sadece resmî belgelerin imzalanmasına bağlamıyor, yaratılan örgütlü iradeyi ve ortak dayanışmayı da bir kazanım olarak kabul ediyor.
Topluluk, kâğıt üstündeki kazanımların fiilen uygulanması, sakinlerin mahallede kalması ve öz örgütlü yapının korunması için direniş çizgisine sadık kalacağını belirtiyor. Devletin veya Bölge Yönetimi’nin olası bypass hamlelerine karşı tüm dayanışma ağlarını uyanık kalmaya çağırarak mücadelenin sonuna kadar kararlılıkla devam edeceğinin altını çiziyor.
Prosfygika direnişinin bu kazanımını tüm Prosfygika hak etti ama en çok da bedenini direnişe teslim eden Aristotelis ve Suzon. Onlar durgunluğun, kuraklığın ve dağılmanın hüküm sürdüğü bir çağda bile zafer getiren mücadelelerin nasıl kurulabileceğini hepimize gösterdi, göstermeye devam ediyor.
“Mücadele kazandı, mücadele devam ediyor!”
Selam olsun.
Dipnotlar:
[1] ThePressProject, “Περιφέρεια Αττικής: Ψηφιακή πλατφόρμα διαβούλευσης για τα Προσφυγικά – «Το σχέδιο αποκατάστασης έχει καθαρό κοινωνικό πρόσημο»”, 19 Haziran 2026. https://thepressproject.gr/perifereia-attikis-psifiaki-platforma-diavoulefsis-gia-ta-prosfygika-to-schedio-apokatastasis-echei-katharo-koinoniko-prosimo/
[2] Türkiye’den gelen hekimlerden Zeki Gül ve Şebnem Korur Fincancı Prosfygika ziyaretleri sonrasında birer yazı da kaleme aldılar: Zeki Gül, “Prosfygika Komünü: Bir mahalleyi anlamak, bir yaşamı savunmak”, Evrensel, 22 Haziran 2026. https://www.evrensel.net/yazi/99501/prosfygika-komunu-bir-mahalleyi-anlamak-bir-yasami-savunmak Şebnem Korur Fincancı, “Prosfygika: Bir mahalleden fazlasını savunmak”, Evrensel, 25 Haziran 2026. https://www.evrensel.net/yazi/99516/prosfygika-bir-mahalleden-fazlasini-savunmak
(DS/VC)
Sözleri yok ama söyleyecekleri “kristal netliğinde”: Los Tre
Bir cuma akşamı fişi çekilen yapay zekâ
Prosfygika günleri: Bir topluluk nasıl savunulur?
Nakba hafızasını oyuna dönüştürmek: 'Dreams on a Pillow' için yeni destek çağrısı
Üretici güçlerden imha makinesine: Palantir ve emperyalist hegemonya