Sanatı galeri metası olmaktan çıkarıp kolektif mücadeleye taşımak: Earth Liberation Studio
Link Berry tarafından kurulan Earth Liberation Studio, kapitalizm var olduğu sürece iklim krizinin çözülemeyeceği tezinden hareketle sanatı kolektif mücadelenin örgütlenme aracı ve siyasi ajitasyon nesnesi olarak konumlandırıyor. İşçi sınıfından bir sanat örgütleyicisi olarak tanımlanan Berry, yapay zekâ kullanmadan ürettiği ajitprop estetiğiyle burjuva sanat piyasasına ve ana akım iklim hareketlerinin emperyalizme dair körlüğüne karşı çıkıyor. Stüdyo, ekososyalist perspektifle sömürgecilik karşıtı mücadeleleri destekliyor, ABD militarizminin ekolojik yıkımını görünür kılıyor ve Filistin direnişini çevre mücadelesinin merkezine yerleştiriyor. Berry, galeriler yerine sıradan emekçilerin katkılarıyla ayakta duran stüdyosunun devrimci iyimserliği korumaya ve insanları harekete geçirmeye yardımcı olduğunu söylüyor.
Görsel dilin yapay zekâ eliyle tek tipleştirilip bayağılaştırıldığı, burjuva sanat piyasasının ise sanatı steril galerilere hapsettiği bir dönemde; sokaklar, kampüsler ve barikatlar kendi direniş estetiğini yaratmaya devam ediyor. Sanatı piyasa metası olmaktan çıkarıp kolektif mücadelenin bir örgütlenme aracı ve siyasi ajitasyon nesnesi olarak kuran Earth Liberation Studio (Yeryüzü Kurtuluş Stüdyosu), bu arayışın bir ürünü.
Temeline “kapitalizm var olduğu sürece iklim krizinin çözülemeyeceği” savını koyan stüdyo, ekososyalist bir perspektifle sömürgecilik ve emperyalizm karşıtı mücadelelere omuz veriyor.
Kendini “işçi sınıfından bir sanat örgütleyicisi” olarak tanımlayan kurucusu Link Berry ile yaşanan iklim krizinin ortasında “devrimci iyimserliği” korumayı, ana akım hareketlerin savaş endüstrisine ve emperyalizme dair körlüğünü, Filistin direnişinin yerini ve sokağın ajitprop estetiğini konuştuk.

“Daha iyi bir dünya adına küçük de olsa bir fark yaratabiliriz”
Earth Liberation Studio’nun temelinde net bir sav var: Kapitalizm var olduğu sürece iklim krizi çözülemez, çünkü gezegeni onaracak adımlar bu düzende kâr getirmiyor. Stüdyoyu bu fikirle, açıkça siyasi bir araç olarak kurarken aklınızdaki temel hedef neydi?
İklim krizi ve bu krizi ele almaya bile yanaşmayan küresel siyasi isteksizlik karşısında duyduğum umutsuzluğu, öfkeyi ve hayal kırıklığını dışa vurmak için sanattan ve siyasi mesajdan yararlanmak istediğimi biliyordum. Sanat bu duyguları ifade etmemi ve krizin çözümlerine dair düşüncelerimi netleştirmemi sağladı. Sanat üretmek benim için konuya dair bir araştırma ve sorgulama süreciydi. Bu süreç beni bambaşka yerlere götürdü, çeşitli hareketlerle buluşturdu, yeni dostlarla ve yoldaşlarla tanıştırdı. Sanatın taşıdığı siyasi sonuçlar da tüm bunlardan doğdu.
Geriye dönüp baktığımda amacım, benim gibi umutsuzluk ve öfke duyan başkalarının bu duygularla baş etmesine yardımcı olmaktı; hâlâ da öyle. Onların bu enerjiyi daha iyi bir dünya adına küçük de olsa bir fark yaratabilecek herhangi bir şeye yöneltmelerini, en azından geceleri uyuyabilmelerine yardımcı olmak istedim. Sanatın neler başarabileceği konusunda büyük laflar etmeyi sevmiyorum. Siyasi değişim yaratabileceğinden emin değilim ama insanların kendilerini daha az yalnız hissetmesini sağlayabileceğini, en iyi örneklerdeyse insanları harekete geçmeye ve birbirini bulmaya teşvik edip egemen kültürel anlatıların sorgulanmasının önünü açabileceğini düşünüyorum.
İşlerinizin temel yapı taşlarından biri “devrimci iyimserlik”. İklim krizi ve küresel diğer krizlerin ortasında bu iyimserliği korumak hiç kolay değil. Sizi sermayenin, borçların ve insanı tüketen o yabancılaştırıcı işlerin boyunduruğundan kurtulacağımıza ikna eden, bu iyimserliği boş bir teselliden ayıran şey ne?
Temel yapı taşı olmasının nedeni, en büyük mücadelemin bu olması.
Şununla başlayayım: Değişim yaratmak için önce bunun mümkün olduğuna inanmamız gerekiyor. Bir şeylerin değişebileceğine inanmıyorsak eylem ufkumuz ciddi biçimde daralır. Lenin ve Bolşevikler devrimin mümkün olduğuna gerçekten inanmasaydı 1917 nasıl görünürdü? Kendi yoldaşlarından yüzlercesi bunun mümkün olmadığında ısrar ediyor, onları daha az eyleme ve iktidara giden yavaş, kademeli bir yola çağırıyordu. Petrograd’ı ele geçirdiler çünkü bunun mümkün olduğuna inanıyorlardı, belki de aksini gösteren kanıtlara rağmen.
Daha iyi bir dünyanın mümkün olduğuna beni ikna eden tek şey, her şeyin olabileceğini kavramış olmam. Tarihin en ölümcül ve en saldırgan imparatorluğunun İranlılar karşısında uğradığı yenilgiye ve aşağılanmasına daha yeni tanık olduk. İmparatorluğun böylesine gözle görülür biçimde çöktüğü bir dünyada her yerde çatlaklar var. Gelecek, son on yıldaki kadar bilinmezken kendini tam bir karamsarlığa teslim etmek zor. Çevremizde her yerde yeni alanlar açılıyor ve bu boşlukları doldurup bir devrim başlatabileceğimize inanmazsak bunu yapamayız.
“Asıl propagandacılar, çökmekte olan imparatorluğu ayakta tutanlar”
Portfolyonuz Paul Robeson’ın, “Sanatçı taraf tutmak zorundadır; özgürlük için mi kölelik için mi savaşacağını seçmelidir” sözüyle açılıyor. Bugün ana akım sanat dünyası ise açıkça siyasi olanı genellikle “propaganda” diyerek estetik dışı ilan ediyor ya da steril galerilere hapsediyor. Doğrudan sokak ve eylemler için ürettiğiniz bu ajitprop estetiğinin, sanatın piyasa tarafından çizilen sınırlarına nasıl bir meydan okuma sunduğunu düşünüyorsunuz?
Ana akım sanat dünyasının işlerimi "propaganda" diyerek kestirip atmasına gelince, söyleyeceğim tek şey var: Her itham aslında bir itiraftır. Burjuva sanat dünyası statükoyu ayakta tutuyor ve bize durmaksızın bireyci, nihilist ve emperyalist propaganda satıp duruyor. Tüm ajitprop sanatçılarını bu suçlamayı tersyüz etmeye çağırıyorum: Asıl propagandacılar, can çekişen imparatorluğu ayakta tutanların ta kendisidir.
Burjuva sanat dünyası sıradan emekçi insanların ihtiyaçlarından, arzularından ve zevklerinden acınacak ölçüde kopuk. Çoğu zaman da cafcaflı ve nihilist. Bir avuç ajitprop sanatçısı yoldaşımla birlikte eski bir ikinci el dükkânında açtığımız bir sergiye, Beverly Hills’teki bir galerinin açılış hafta sonundan daha fazla insan çekebiliriz; çektik de.
“Mutlulukta kazandığımı ekonomik güvencede kaybettim”
Kendinizi tam zamanlı çalışan, işçi sınıfından bir sanatçı ve sanat örgütleyicisi olarak tanımlıyorsunuz. Gündelik geçim mücadelesi ve mesai zorunlulukları devam ederken, bir yandan da bu radikal ve yoğun üretim temposunu sürdürmek, bir emekçi olarak perspektifinizi ve tasarımlarınızı nasıl besliyor?
Hayatımın büyük bölümünde “gerçek bir iş” sahibi olma zorunluluğu beni sanat yapma ihtiyacımdan alıkoydu. Bu birçok sanatçı için geçerli ve erken yaşta şunu kavrıyoruz: Kapitalizm bizi küçültüyor, gerçek benliğimizi gerçekleştirmekten alıkoyuyor, yapmamız gerekenden uzak tutuyor. Ben de kapitalizmin sömürücü doğasını böyle içeriden kavradım ve bu, siyasi görüşlerimin hızla şekillenmesini sağladı.
Son "gerçek işimi" bırakalı üç yıl oldu ama geçim kavgası pek de değişmedi: Kiramı ödeyip hayatta kalabilmek için meta üretip karşılığını alma zorunluluğu, zamanıma hâlâ el koyuyor. Yine de artık hangi metaları üreteceğimi kendim seçiyorum ve bu da yaptığım işi çok daha keyifli kılıyor. Başlarda, aktif işgücünün dışına çıkarak kendimi mücadeleye yabancılaştıracağımdan ve ürettiklerimin giderek hayattan kopuk hâle geleceğinden endişe ediyordum. Ama öyle olmadı; bir sanatçı olarak, bir işverene bağlı çalışırken kazandığımdan çok daha az kazanıyorum. Yani mutluluktan yana ne kazandıysam, ekonomik güvenceden o kadar kaybettim. Dünyaya bin kez gelsem yine yapacağım bir takas bu; üstelik beni yaşam mücadelesine karşı duyarsızlaşmaktan da korudu.
Tanıtımlarınızda “Hiçbir eserin yaratım sürecinde asla yapay zekâ araçları kullanılmaz” notu var. Bu sadece teknik bir yöntem açıklaması değil, güçlü bir ilke. Veri merkezlerinin çok büyük miktarda enerji tüketimiyle iklim krizini derinleştirmesi ve sanatçı emeğinin sömürülmesi ortadayken, siz bu reddiyeyi kendi sanatsal etiğinizde nereye oturtuyorsunuz?
Yapay zekâya ve veri merkezlerine karşı çevresel argümanı biraz etkisiz buluyorum. Evet, bunlar hepimizin içinde bulunduğu felaket çukurunu aktif biçimde derinleştiren birer çevre felaketi ama bu, kapitalizm altındaki diğer her şey için de geçerli. Dolayısıyla yapay zekâya direnişim daha çok yaratıcı sürece duyduğum saygı ve derin bağlılıktan kaynaklanıyor.
Bir fikrin doğuşu ve o fikri görsel forma dönüştürmenin ilk aşamaları, bu hayatta yaşadığım en büyük sevinçlerden biri. O sevinci tatmış birinin bunu neden bir algoritmaya devretmek isteyeceğini aklım almıyor ve yeni sanatçıların üretken yapay zekânın yükselişi yüzünden o sevinci hiç tadamayabilecek olması beni üzüyor.
“Emperyalizm de en çok döndüğüm konulardan biri”
Abby Martin’in, ABD ordusunun yol açtığı ekolojik yıkımı konu alan “Earth’s Greatest Enemy” belgeseli için de afişler hazırladınız. ABD emperyalizminin askeri gücü, küresel kaynak sömürüsünü güvence altına alırken aynı zamanda dünyanın en büyük karbon ayak izine sahip yapılarından biri. İklim hareketlerinin sıklıkla görmezden geldiği bu militarizm ve emperyalizm bağını görsel dilinizle nasıl görünür kılmaya çalışıyorsunuz?
Batılı iklim hareketinin diline doladığı ortak bir nakarat var: Güya ABD ve emperyalist blok, dünyayı karbon nötr ya da karbon negatif bir geleceğe “taşıyacak öncü güç” olacakmış. Bu bakış açısı haliyle ABD’yi ya demokrasi yayan ya da en azından tarafsız bir aktör gibi kabul ediyor. Üstelik bu ülkenin, gezegeni emperyalist ve karbon yoğun yöntemlerle sömürerek bizi bu batağa bizzat sürüklediği gerçeğini de tamamen görmezden geliyor. Tabii ki ABD bir şeye öncülük edebilir; kendisine ve diğer yerleşimci sömürgeci devletlere tarihin çöplüğüne giden yolda seve seve öncülük etsin. Bunun dışında ise ABD'nin, küresel sahnede her türlü liderlik rolünden dize getirilerek men edilmesi şart.
Ana akım hareketler ne kadar sessizse marjinal hareketler o kadar yüksek sesle konuşmak zorunda. Emperyalizm de bu yüzden en çok döndüğüm konulardan biri. İşlerimde savaş uçakları, tanklar, uçak gemileri gibi askeri teçhizat çoğu zaman doğanın güçleri, insan toplulukları ya da sabotaj araçları karşısında dize gelirken, yok edilirken veya yutulurken resmediliyor.
Silah sevkiyatlarını engelleyen eylemciler ve kampüsleri işgal eden öğrenciler için de tasarımlarınız var. Manifestonuzda sömürgecilik karşıtı mücadelelerin, iklim krizini çözmenin ve daha iyi bir dünya kurmanın anahtarı olduğunu belirtiyorsunuz. Filistin halkının işgale karşı direnişi ve sömürgecilik karşıtı duruşu, sizin bu anlatınızın tam olarak neresinde duruyor?
Filistin halkının mücadelesi her ciddi çevre mücadelesinin ön safında yer almalı. Gezegenin dört bir yanında görüldüğü gibi, yerli halkların serpildiği yerlerde onların gözettiği doğal çevreler de serpiliyor. Ezilen tüm yerli halkların sömürgecilik karşıtı mücadeleleri selamlanmalı. Filistin mücadelesi bu mücadelelerin en görünürlerinden biri ve tüm Batılı ulusların Filistinlilerin yok edilmesine ortak olması nedeniyle hepimizi içine çağıran bir mücadele.
“Emekçilerin küçük katkılarına yaslanmak, bu işi mümkün kılan tek yol”
Uzun yıllardır iklim hareketinin içinde olduğunuzu ve kendinizi bir “sanat örgütleyicisi” olarak tanımladığınızı biliyoruz. Stüdyoyu da endüstriyel ve ticari sanat piyasasının tamamen uzağında bir yerde konumlandırıyorsunuz. Sanatı bir galeri metası olmaktan çıkarıp doğrudan kolektif mücadelenin içine, bir örgütlenme aracı olarak taşımak üretiminize nasıl bir özgürlük katıyor? Stüdyonun bağımsız yapısını nasıl koruyorsunuz?
Burjuva sanat dünyasının “dışında kalmak” stüdyonun ayağa kalkmasına kesinlikle yardımcı oldu. Galerilere ya da zengin koleksiyonculara bağımlı olmak yerine sıradan emekçi insanların küçük katkılarına yaslanmak, bu işi mümkün kılan tek yoldu. Bir baskı, tişört ya da çıkartma satın alan, Patreon’a abone olan ya da sipariş veren her bir kişi bu işi mümkün kılıyor.
Tüm bu işler, daha iyi bir dünyanın mümkün olduğu inancına yaslanıyor. Kapitalizmin aşıldığı, gezegenin yeniden nefes almaya başladığı ve insanın kendi emeğine yabancılaşmaktan kurtulduğu o dünyayı zihninizde somut olarak nasıl hayal ediyorsunuz?
O daha iyi dünyayı hayal etmek açıkçası zor, çünkü büyük olasılıkla, imparatorluk merkezlerindekiler de dahil dünya nüfusunun çok büyük bir bölümünü gerçekten sefalete sürükleyecek büyük bir felaketin öte yanında duruyor. O felaketin ve onunla birlikte gelecek daha iyi bir dünya ihtimalinin ilk işaretlerini şimdiden görüyoruz. Şehrim Los Angeles 2025’te yangınlarla vurulduğunda nelerin mümkün olduğuna bir an tanık olduk. İnsanlar birbirine yardım etmek için bir araya geldi, ellerinden geleni yaptı. Daha iyi dünyayı somut olarak hayal etmenin yolu bu: İnsanı yalnızlığa iten Batılı yaşam tarzlarının çözülmesi ve topluluğun inşası.
Earth Liberation Studio’yu X veya Instagram’dan da takip edebilirsiniz.
(DS/VC)
Nefeli Fasouli: Acının, mutluluğun ve barışın şarkısını söylemek için buradayım
İşgali dijitalleştirmek: Sekiz büyük teknoloji şirketi İsrail ordusu için ne yapıyor?
Yapay zekâ insanlığın bir ürünüdür
Prosfygika: “Bu, en başından beri kazanmış bir mücadele”
Sözleri yok ama söyleyecekleri “kristal netliğinde”: Los Tre