Abdullah Öcalan’ın 21 Mart 2026 tarihli Amed’de okunan Newroz mesajı, Kürt siyasal hareketinin, bölge jeopolitiğinin ve genel anlamda muhalif siyasetin geleceğini okumak açısından sıradan bir politik beyannamenin çok ötesinde; yapısal, felsefi ve ontolojik bir belge niteliği taşıdığını söylemek mümkün. Okunan metin; yeni dönemde siyaset yapma biçiminin, devletle kurulan ilişkinin ve toplumsal zaman algısının yeniden formatlanması yönleriyle dikkat çekiyor.
Mesaja dair birkaç temel vurgu üzerinden bakmak istiyorum.
İlki; potansiyelden aktüele geçiş vurgusudur.
Kürt siyasal hareketinin tarihsel gelişimine bakıldığında, “negatif isyan dönemi” olarak adlandırılan uzunca bir evrenin motor gücünü mevcut olanı olumsuzlamanın oluşturduğu görülebilir. Çatışmaya, baskıya ve devlet aklını reddetmeye dayalı bu strateji, devleti müzakereye zorlayacak muazzam bir tarihsel birikim yaratmış olsa da kendi başına yeni bir yaşam alanı kurma noktasında belli bir noktaya vardı. Bir doygunluğa ulaştı. 2026 metni, tam da bu sınırların aşıldığı eşiği işaretliyor. Felsefi bir terminolojiyle ifade edersek; hareket artık güç halinde bir itiraz veya isyan olmaktan çıkmış, komünal yaşamın inşası yoluyla eylem halinde bir toplumsal formasyona evrilmiştir. Bunu daha kısa ifade edersek; Kürt siyasal hareketi, potansiyelden aktüel duruma geçmiş durumdadır. Bu dönüşüm, hareketin salt bir itiraz odağı olmaktan çıkarak, toplumsal ve politik bir kurucu özne kimliğini üstlendiğinin en net göstergesidir. Metnin bütününe yayılan isyan hafızasından inşa siyasetine geçiş vurgusu, geçmişin biriken enerjisinin bugünün kurucu aklına tahvil edilmesini zorunlu kılıyor.

Öcalan’dan Newroz mesajı
İkincisi “şimdileşme” meselesi.
Şahsen mesajın en güçlü yerinin bu olduğunu düşünüyorum. Zaman algısına radikal bir müdahale getiriliyor. Geleneksel sol ve milliyetçi hareketler, genellikle Hegelci bir teleolojiye yaslanarak devrimi, özgürlüğü veya kurtuluşu gelecekte ulaşılacak ütopik bir menzil olarak kurgularlar. Ancak bu mesajda, özgürlüğün geçmişte kalmış ölü bir nostalji veya gelecekteki bir ütopya olmadığını vurgulayarak, tarihi doğrudan bugünün kurucu anına dönüştürme gerekliliğinden bahsediyor. Bu yaklaşımla hakikat, ancak “şimdi” kurulursa tarihsel bir gerçeklik kazanabilir. Tarihsel birikim; ahlaki değerler, dayanışma pratikleri ve kadın merkezli toplumsal hafıza olarak tam da “şu an” eyleme dökülerek varlık kazanır/kazanabilir. Dolayısıyla “şimdileşme”, özgürlüğün ulaşılacak statik bir sonucu değil, bizzat bir süreç ve bir eyleme tarzı olarak tanımlanıyor. Bu durum, hareketin siyaset anlayışında geçmişin acılarına sığınan ya da geleceğin hayallerini yok sayan pasifist bekleyişi reddeden, anı ve gündelik hayatı dönüştürmeyi merkeze alan ontolojik bir kopuşa işaret ediyor.
Üçüncüsü sembol yerine pratiğin konmasıdır.
Zaman algısındaki bu felsefi sıçrama, sahaya doğrudan Newroz'un yeniden tanımlanması olarak yansımış. “Negatif isyan dönemi” boyunca asimilasyon politikalarına karşı bir direniş ve ortak acıya dayalı sembolik bir protesto alanı olan Newroz, 2026 vizyonuyla bu protest karakterini geride bırakmaya davet ediyor Sayın Öcalan. Yeni dönemde Newroz, salt halay çekilen, ateş yakılan ve geçmişin anıldığı bir ritüel alanı olmamalı; aksine, meydandaki ateşle sokaktaki siyasal çabanın, demokratik siyaset mekanizmalarının ve yerel demokrasinin birbirine bağlandığı; komünal yaşamın siyasal ve ahlaki olarak inşa edildiği bir “pratikleşme anıdır”. Öcalan çizgisinde teorinin, pratikte doğrulanmadıkça eksik kalacağı gerçeği üzerinden, Newroz'un fiziksel ve anlamsal olarak gerçekleşmesi gerektiği formüle edilmiş. Bundan çıkardığımız, “anlam” ideolojik bilinci, “fizik” ise bu bilincin ete kemiğe büründüğü örgütsel ve toplumsal kurumları temsil ediyor. Bu bağlamda, fazla söz üretip az yaşam kuran siyaset yapma biçimi ağır bir dille eleştiriliyor; niyetten kuruluşa, teoriden pratiğe geçiş perspektifi herkesin önüne konuyor.
Dördüncüsü, yapılan uyarılardır.
Öcalan’ın Newroz metinlerinde pek denk gelmediğimiz bir durum söz konusu. Doğrudan eleştirel bir tutum ile uyarılar yapılıyor. Bu açıdan mesajın hareketin kadrolarına ve toplumsal tabanına yönelttiği uyarılar da dikkate değerdir. 2026 yılının sadece yüksek söylemlerin havada uçuştuğu bir anma yılı olmaması gerektiği, tarihsel bir imkân penceresinin aralandığı ancak sonucun kesinleşmediği soğukkanlılıkla ifade ediliyor. Bu fırsatın heba edilmemesi için, dar taktik aklı aşan, geçmişin alışkanlıklarından ve pasif beklentilerinden arınmış bir “yetkin bilinç” ve “anlam derinliği” talep edilmiş. Anlam derinliğinden ne anlamak gerek? Yetkin bilinç ne demektir? Yeni döneme eski psikolojiyle girilmesinin yaratacağı tehlikelere dikkat çekilirken, komünal örgütlenmenin sorumluluğunun bireysel ve yerel düzeyde ahlaki bir görev olarak üstlenilmesi şart koşulduğu bu dönemde belli ki bu soruların kapsamını tartışmaya ihtiyaç var.
Sonuç olarak Öcalan’ın 2026 Newroz metni, isyandan inşaya geçen hareketinin felsefi zeminine demir atıyor. Kürt siyasal hareketi açısından bu mesaj; silahın, devlet kurma hayalinin ve geleceğe ertelenmiş ütopik beklentilerin reddedilerek; ekolojik, kadın özgürlükçü ve radikal demokratik bir komünal yaşamın “şimdi ve burada” inşa edilmesini zorunlu kılan, dönüşü olmayan bir tarihsel eşiktir. Mesaj elbette zafer ilan etmiyor, ancak doğru okunduğu ve pratikleştirildiği takdirde bölge halkları için onurlu bir ortak yaşamın yegane zeminini tarif etmesi açısından çok kıymetlidir. (SB/TY)






