Yıl 2021, aylardan Şubat. Diyarbakır’da yaşayan S.S., Şırnak’ın Cizre ilçesinde o dönem polis olarak görev yapan E.A. ile sosyal medya üzerinden tanıştı.
Arkadaşlıkları zamanla ilerledi ve sevgili oldular. Pandemi döneminde E.A., bir gün Diyarbakır’a gelip S.S.’yi ziyaret edeceğini söyledi. S.S. de ona sürpriz yapmak istedi ve Cizre’ye gitti.
S.S., o günü şöyle anlatıyor:
“Aynı memleketli olduğumuz için ona güvendim. Yanına gittim, beni otogardan aldı. Evlerine gittik, misafir olarak kalacaktım.”
Ancak sonrasında S.S.’nin hiç beklemediği bir şiddet yaşandı. Anlatımına göre, E.A., kapıyı kilitledi ve S.S.’ye tecavüz etti.
Yine S.S.’nin anlatımına göre, gitmek istediğini söyledikçe şiddet daha da arttı. E.A.’nın başka bir odada uyuduğunu fark edince S.S., 155’i aradı.
“Emniyet müdürü benimle alay eder gibi konuştu”
Ne oldu? Anlatıyor:
“Asayiş amirinin korumasının beni alıkoyduğunu anlattım. Yaşadıklarımı karakolda detaylı anlatacağımı söyledim ve beni bu evden çıkarmalarını istedim. Yaklaşık 10 dakika sonra bir komiser E.A.’yı aradı. Bağırarak konuşuyordu. Komiser, ‘Hazırlan, gelip alıyoruz seni. Kız senden şikâyetçi olmuş, onu serbest bırak’ dedi. E.A. odaya geldi, karşıma dikildi ve ‘Bu evde olanları anlatırsan ailene zarar veririm’ diyerek beni tehdit etti. Ayrıca komiser gelince ‘Erkek arkadaşımla tartıştık, ben kendi isteğimle kalıyorum’ dememi söyledi.
Komiser ve ekip geldiğinde, korkudan aileme zarar gelmemesi için onun dediklerini yaptım. Ertesi gün öğlen Diyarbakır’a dönmem gerekiyordu. Komiser de E.A.’ya ‘Kızı bırakmazsan evine gelip kontrol ederim’ dedi. O gece şikâyetçi olamadım. Bu yüzden savcı serbest bıraktı. Ben de onunla eve döndüm ve ertesi gün Diyarbakır’a gittim. Daha sonra, ayın 12’sinde tekrar Cizre’ye gittim kendisinden şikâyetçi oldum.”
S.S., muhtemelen birçok kadının yaşadığı gibi baskıya maruz kaldı; şikâyetini geri çekmesi istendi. Hatta kadın polislerin de S.S.’ye psikolojik baskı uyguladığını anlattı.
“Kadın sığınma evinde kaldım”
S.S., anlatmaya devam ediyor:
“Büroda bulunan kadın polisler bana psikolojik baskı uyguladı. Emniyet müdürü beni makamına aldı, olayı beş polisin önünde anlattırdı ve benimle alay eder gibi konuştu. Daha sonra hastaneye götürüldüm. Hastaneye götürüldüğümde yanımda olan iki polis, başka polislerle konuştu; ‘Biz doktorla konuşacağız, halledeceğiz’ dediler. Muayene sırasında odada iki polis vardı ve tek bir doktor tarafından muayene edildim. Doktor ‘Kalk, bir şey yok’ dedi. Ben de tepki gösterdim. ‘Nasıl bir şey yok?’ deyince ‘İstersen üst doktora git, rapor al’ dedi. Doktorun yüzünde korku vardı. Daha sonra beni Diyarbakır’a gönderdiler. Kadın sığınma evinde kaldım. Ailemin bana zarar vereceğinden korktuğum için eve dönemedim. İznim olmadan oradaki kadın komiser ailemi arayıp haber verdi. Bir süre kadın sığınma evinde kaldım. Daha sonra ailem bana ulaştı ve eve geri döndüm.”
“Bana dava açtı”
Peki hukuki süreçte ne oldu? Dinliyoruz:
“O süreçte ailemin psikolojik baskılarına maruz kaldım. Bana tecavüz eden polis de ayrıca bana ulaşıp psikolojik baskı uyguluyordu. Bir hafta içinde dosyama takipsizlik kararı verildi. Hukuki bilgim olmadığı ve avukatım bulunmadığı için dosyama kimse sahip çıkmadı. Daha sonra birkaç ay geçince olayı basına verdim. Roza Kadın Derneği’nden Adalet Kaya beni Eren Keskin’e yönlendirdi. Adli Tıp’tan geçtim. Bu süreçte E.A. bana iftiradan dava açtı, ancak ben bu davadan beraat ettim. Kendisi meslek içinde idari soruşturmalar geçirdi, koruma görevinden trafik şubeye gönderildi. Daha sonra İstanbul’a tayini çıktı. Bana açtığı davalardan toplam beş dosyada beraat kararı aldım. Eren Keskin dosyamı Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Şu an ön inceleme sürecinde.”
“Göçmen kaçakçılığından tutuklandı”
S.S.’nin yaşadıkları bununla da sınırlı değil, anlatıyor:
“6 Temmuz 2026 sabahı uyandığımda, bana tecavüz eden polisin bir akrabası gece saat 04.00’te WhatsApp üzerinden mesaj atmıştı. ‘Acil beni ara, sana haberlerim var’ diyordu. Ben de aradım. Bana, E.A.’nın üç göçmeni Marmaris’e götürürken polis noktasında suçüstü yakalandığını, gözaltına alındığını ve sulh ceza hâkimliği tarafından tutuklandığını Paşakapı Kapalı Cezaevi’ne gönderildiğini söyledi. İlk başta inanamadım. Daha sonra cezaevini aradım ve tutuklu olduğu bilgisini doğruladım.
Daha sonra E.A.’nın Cizreli bir aşirete mensup bir kadınla evlendiğini, kadının ailesinin bu durumdan haberi olmadığını öğrendim. Aileye ulaştım onlar da durumdan habersiz olduklarını, kızlarının öğretmen olduğunu ve uzun süredir bir ilişkileri olduğunu söylediler. Yaklaşık üç buçuk ay sonra, evlendiği kadının babasının HSK başkan yardımcısını aradığını damadının göçmen kaçakçılığı suçundan tutuklandığını ve 8 Ekim’de davası olduğunu söylediğini duydum. Cezaevinden çıkması için gerekenlerin yapılması yönünde talimat verildiği söylendi. Mahkemede şartlı tahliye ile serbest bırakıldı. Davası hâlâ devam ediyor. Şu anda İstanbul’da taksicilik yaptığını öğrendim. Polislikten yaklaşık yedi aydır açığa alınmış durumda. Mahkeme süreci devam ediyor.”
Sonuç, İnsan Hakları Derneği Yönetim Kurulu üyesi Avukat Eren Keskin, polis E.A.’nın cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçlarından cezalandırılması için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
S.S., E.A.’nın korunduğunu düşünüyor, şöyle diyor:
“Daha önce göçmen kaçakçılığı suçundan haberlere düşmedi. Normalde bir polis böyle bir şey yaptığında ulusal kanallarda haber olur. Ancak arkasındaki kişiler sayesinde bu olay gündem olmadı. Sürekli birileri onu koruyor.”
Ayrıca, E.A. hakkında ne zaman haber yapılsa S.S. hakkında dava açılıyor. Bu nedenle kendisine defalarca bu haberi yapıp yapmam konusunda emin olup olmadığını sordum. S.S. şu yanıtı verdi:
“Haberi yapın, böyle yaşamak daha kötü. Benim de sesim duyulsun. Daha önce de haberleri yapıldı, her defasında benim hakkımda dava açıldı. Hepsinden beraat ettim. Bana tecavüz eden erkeğin cezalandırılmasını istiyorum. Adaletsizliğe dayanacak gücüm kalmadı.”
Hiçbir kadının “adaletsizliğe dayanacak gücüm kalmadı” cümlesini kurmak zorunda bırakılmadığı, özgür günlerimiz olsun…
(EMK)







