Özel sektör öğretmenliği neden güvencesiz bir çalışma rejimine dönüştü?
Öğretmenler, Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın çağrısıyla Ankara’da 10 gündür açlık grevini sürdürüyor.
Direnişin merkezinde, özel okul öğretmenlerinin yıllardır biriken güvencesizlik, düşük ücret ve belirsiz sözleşme koşulları yer alırken, öğretmenler taleplerinin karşılanmaması halinde eylemi sonlandırmayacaklarını vurguluyor.
Açlık grevinin geleceğine ilişkin kritik başlığın ise TBMM’de yapılacak görüşmeler.
Öğretmenlerin işaret ettiği en önemli siyasi muhatap, TBMM Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu.
Komisyon, eğitim alanındaki yasal düzenlemeleri belirleyen ve Öğretmenlik Meslek Kanunu dahil olmak üzere öğretmenlerin çalışma koşullarını doğrudan etkileyen kararları görüşen en üst ihtisas organı olarak biliniyor.
Öğretmenler, komisyonun toplanması ve taban maaşın yeniden düzenlenmesi, belirsiz süreli sözleşmeye geçilmesi ve iş güvencesinin yasal güvence altına alınması yönünde adım atılması halinde açlık grevinin sonlandırılabileceğini belirtiyor.
Türkiye’de özel okul öğretmenleri daha insanca bir yaşam için günlerdir açlık grevi çadırında beklerken, kimi zaman “maaşlar fena değil” denilerek görünmez kılınan gerçekler ise hem sahadan hem de araştırmalardan gelen verilerle bambaşka bir tabloyu işaret ediyor.
Yurttaşlık Derneği (hYd) ve Dissensus Araştırma’nın ILO desteğiyle yürüttüğü “Özel Eğitim Sektöründe Adalet: Özel Okul Öğretmenlerinin Çalışma Koşulları ve Mücadelesi” başlıklı araştırma, Türkiye’de özel okul öğretmenlerinin çalışma yaşamına dair görmezden gelinmesi zor bulgular ortaya koyuyor.
Nicel ve nitel verilerin birlikte kullanıldığı çalışmada, öğretmenlerin iş güvencesinden ücret politikalarına, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden sosyal haklara kadar uzanan geniş bir alanda sistematik sorunlarla karşı karşıya olduğu tespit ediliyor.
Özel okul öğretmenliği yüksek güvencesizlik üzerine kurulu
Araştırmanın en temel bulgusu, özel sektör eğitim kurumlarında çalışan öğretmenlerin büyük ölçüde iş güvencesinden yoksun bir çalışma rejimi içinde bulunması.
Anket verilerine göre öğretmenlerin %92,4’ü her yıl yenilenen belirli süreli sözleşmelerle çalışıyor. Yalnızca %1,3’ü belirsiz süreli (kalıcı) iş sözleşmesine sahip. Bu oran, özel okul öğretmenliğinde “kalıcılık” kavramının neredeyse istisna haline geldiğini gösteriyor.
Öğretmenlerin yarısından fazlası sözleşmelerinin yenilenmemesi konusunda ciddi endişe taşıdığını belirtirken, yaklaşık %51,9’u kurumların gerekçe göstermeden iş akdini sonlandırabildiğini ifade ediyor.
Nitel görüşmelerde bu durum çok daha çarpıcı bir dille anlatılıyor. Öğretmenler sözleşme yenilememenin fiilen bir “işten çıkarma yöntemi” olarak kullanıldığını söylüyor. Bir öğretmenin ifadesi bu tabloyu özetliyor:
“Sözleşmen bitiyor ve yenilenmiyor deniyor ama bu aslında doğrudan işten çıkarılma.”
Araştırma, bu yapının bireysel tercihlerden bağımsız olduğunu, sektörel ölçekte yerleşmiş bir “iş gücü rejimi” haline geldiğini ortaya koyuyor. Bu rejim içinde öğretmenler sürekli iş kaybı riskiyle çalışıyor; bu da yalnızca ekonomik değil, mesleki motivasyonu ve kurumsal bağlılığı da zayıflatan bir baskı mekanizmasına dönüşüyor.
Özel sektör, öğretmenler için “zorunlu istihdam alanına” dönüşmüş durumda
Araştırmanın ikinci önemli bulgusu, özel okulların çok sayıda öğretmen için bir tercih değil, zorunlu bir çalışma alanına dönüşmesi.
Verilere göre öğretmenlerin yaklaşık %74,1’i hiç kamu sektöründe çalışmamış. Bu oran, özel sektörün öğretmen istihdamındaki “ikincil seçenek” değil, birçok kişi için tek seçenek haline geldiğini gösteriyor.
Katılımcılar, atanamama süreci, KPSS belirsizliği ve kamudaki sınırlı kadro nedeniyle özel sektöre yöneldiklerini belirtiyor. Ancak özel sektöre giriş çoğu zaman bir “çıkış yolu” değil, yeni bir güvencesizlik alanı yaratıyor.
Bazı öğretmenler özel okulları başlangıçta “daha yüksek ücret, daha esnek çalışma ve mesleki özgürlük” alanı olarak gördüklerini ifade ediyor. Ancak veriler bu beklentilerin büyük ölçüde karşılanmadığını ortaya koyuyor. Öğretmenlerin %21,6’sı mesleki özerkliklerinin olmadığını, %53,6’sı ise mesleki gelişim için yeterli destek alamadığını belirtiyor.
Görüşmelerde sık sık tekrarlanan bir başka nokta ise “alternatif eğitim” söylemiyle açılan bazı kurumların bile uzun çalışma saatleri, düşük ücretler ve yoğun ders dışı yüklerle çalıştırma pratiğini sürdürmesi. Bu durum, söylem ile gerçeklik arasındaki mesafenin giderek açıldığını gösteriyor.
Öğretmenler yüksek iş sirkülasyonu ve sürekli kurum değişikliği içinde

Araştırmaya göre özel sektör öğretmenlerinde ciddi bir iş hareketliliği var. Katılımcıların yaklaşık %70’i kariyeri boyunca 2 ila 5 farklı kurumda çalıştığını, beşte biri ise 6 ve üzeri kurum değiştirdiğini söylüyor.
Öğretmenlerin %63,2’si mevcut kurumlarında üç yıl veya daha kısa süredir çalışıyor. Bu tablo, özel okullarda kalıcı istihdamın son derece sınırlı olduğunu ortaya koyuyor.
Görüşmelerde bu durum daha da görünür hale geliyor. Bir öğretmen, beş yıllık meslek hayatında sekiz farklı kurumda çalıştığını söyleyerek şu cümleyi kuruyor:
“Hiçbir yerde iki yıl üst üste kalamadım.”
Bu anlatı, bireysel bir hikâyeden çok sektörel bir yapıya işaret ediyor. Öğretmen sirkülasyonu bir “istisna” değil, sistemin kendisinin ürettiği bir sonuç haline gelmiş durumda.
Ücretler arasında ciddi eşitsizlik ve düşük gelir sorunu var
Araştırmanın en çarpıcı alanlarından biri de ücret politikaları.
Katılımcıların ortalama aylık geliri yaklaşık 62.000 TL olarak hesaplanırken, en düşük ücretlerin asgari ücretin altına kadar düştüğü, en yüksek ücretlerin ise 125.000 TL’ye kadar çıktığı görülüyor. Bu tablo, aynı mesleğin içinde çok geniş bir gelir uçurumu olduğunu ortaya koyuyor.
Öğretmenlerin %88,5’i aldıkları maaşı yaptıkları işe göre adil bulmadığını, %76,1’i ise gelirlerinin yaşam giderlerini karşılamaya yetmediğini ifade ediyor. Ayrıca %73,2’si özel sektördeki maaşlarının kamu öğretmenlerinden daha düşük olduğunu düşünüyor.
Araştırma, taban maaş uygulamasının kaldırılmasının bu eşitsizliği daha da derinleştirdiğini ve ücretlerin piyasa koşullarına daha bağımlı hale geldiğini ortaya koyuyor.
Kayıt dışı ödeme ve sosyal güvenlik açıkları yaygın
Özel sektörde yalnızca ücret değil, ödeme biçimi de ciddi bir sorun alanı.
Katılımcıların %22,1’i maaşlarının bir kısmının elden ödendiğini, %27,5’i SGK primlerinin gerçek maaş üzerinden yatırılmadığını belirtiyor.
Ayrıca öğretmenlerin %28,4’ü maaşlarını gecikmeli ya da eksik aldığını, %37,8’i sosyal hakların (izin, sigorta vb.) tam uygulanmadığını ifade ediyor.
Toplumsal cinsiyet eşitsizliği belirgin
Araştırma, özel okullarda kadın öğretmenlerin sistematik olarak dezavantajlı bir konumda olduğunu ortaya koyuyor.
Görüşmelere göre erkek öğretmenlere “aile geçindiriyor” gerekçesiyle daha yüksek ücret verilebiliyor. Kadın öğretmenler ise daha düşük ücretlere razı olmaya yönlendiriliyor.
Hamilelik ve doğum süreçleri ise ayrı bir kırılma noktası. Kadın öğretmenlerin hamilelik nedeniyle işten çıkarılma riskinin arttığı, bazı durumlarda bu durumu gizlemek zorunda kaldıkları ifade ediliyor.
Veliler ve öğretmenler aynı meydanda
DEM Parti milletvekili @ozgulsakii bugün öğretmenlerin eylemine destek verdi, kendisi de bir dönem öğretmenlik yapmıştı. Dinlemenizi öneririm. pic.twitter.com/dHeiYWc2dR
— Evrim Kepenek (@kepenekevrimm) June 23, 2026
Dün akşam (23 Haziran Salı) Sultanahmet Meydanı’nda toplanan öğretmenler, “Ayşen Gürcan komisyonu toplasın, öğretmenlik yaşasın” pankartıyla İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne yürümek istedi. Ancak polis bariyerleri nedeniyle yürüyüş sınırlı alanda durduruldu.
Eylemde söz alan bir veli, artan eğitim maliyetlerini ve öğretmenlerin yaşadığı şiddeti şu sözlerle anlattı:
“Bu yıl dershaneye 20 bin ödüyorum, toplam 400 bin TL yapıyor. Ben asgari ücretle çalışan bir anneyim. Öğretmenlerimiz 10 gündür direnişte. Çocuklarımız için endişeliyim.”
Velilerden öğretmenlere destek polislere çağrı “Polisler yoksul aile çocuğu öğretmenler de yoksul aile çocuğu bizim çocuklarımız da yoksul aile çocuğu bu iktidar yoksul aile çocuklarına birbirine kırdırıyor” pic.twitter.com/KNP9FxBUuF
— Evrim Kepenek (@kepenekevrimm) June 23, 2026
Bir dönem öğretmenlik yapan DEM Parti Milletvekili Özgül Saki ise eğitimin giderek piyasalaştığını ve kaynakların farklı alanlara aktarıldığını belirterek, öğretmenlerin mücadelesinin tüm eğitim sistemine dair olduğunu söyledi.
“Müzakere var ama direniş sürüyor”
Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası adına yapılan açıklamada, öğretmenlerin 10 gündür açlık grevinde olduğu hatırlatılarak, görüşme sürecinin başlamasına rağmen mücadeleden vazgeçilmediği vurgulandı.
Açıklamada, taban maaşın yeniden getirilmesi, belirsiz süreli sözleşmelere geçilmesi, 10 aylık sözleşme uygulamasının kaldırılması ve sendikal hakların güvence altına alınması talep edildi.
(EMK)
Halide Türkoğlu: Kadınların özgürlük mücadelesi bu ülkede demokrasinin kurucu gücüdür
İstanbul'da meslektaşlarına destek olmak isteyen 5 öğretmen darp edilerek gözaltına alındı
HABER / İZLENİM
Hopa’ya Kazım Koyuncu Müzik Okulu çağrısı: Kazım’ın umudunu büyütelim
“Kanun Hükmü” İstanbul Barosu’nda izleyiciyle buluşuyor
Göçmen raporu: Sağlık hizmetine ulaşamıyor, şiddet gördüğünde başvuramıyor