Barış, masadan mahallelere nasıl gelecek? Kardeş Türküler’in 30 yılı
Devletin “Terörsüz Türkiye”, demokrasi isteyenlerin ise “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” olarak adlandırdığı süreç başladığı andan itibaren, uzun yıllardır barışı izleyen, takip eden ya da barışı savunan gazeteciler açısından akıllardaki temel sorulardan biri şu oldu: Peki bu süreci, barışı topluma nasıl anlatacağız?
Medyada yıllarca “bebek katili” kodlamasıyla sunulan Abdullah Öcalan’ı tek boyutlu, kaba saba, cahil ve mafyatik bir figür olarak resmeden; Kürt kimliğini ise çoğu zaman şive, bölgesel farklılıklar ve kalıp yargılar üzerinden görünür kılan diziler aracılığıyla bir nefret nesnesine dönüştürülen Kürt halkını nasıl anlatacağız?
"Milli ve yerli"

Evet, belki siyasetçiler olması gereken mücadeleyi verecek. Ancak asıl soru şu: Tabanda, yani halklar arasında neler yaşanacak? Aynı mahallede oturan Kürt ve Laz komşu birbirine önyargıyla mı bakacak? Bir Kürt işçi Sakarya’ya gittiğinde çalıştırılıp parasını istediğinde yine linç mi edilecek?
Mahallelerden çıkıp kurumlara gidelim… Örneğin Türkler dışındaki tüm halkları neredeyse “düşman” ilan eden eğitim müfredatları değişecek mi? “Milli ve yerli” söylemiyle üzerimize boca edilen, halklar arasında önyargı tohumları eken nefret politikaları nasıl aşılacak?
Yıllardır bu önyargılar üzerinden kendi ideolojisini inşa eden anlayışla birlikte büyüyen, ekonomik, sosyal, kültürel ve sanatsal alanlarda halklar arasında oluşan uçurumlar nasıl ortadan kaldırılacak? Buna yönelik hangi politikalar üretiliyor?
Barışın uygulayıcısı olarak görünen iktidar taraflarının bu konuda bir planı, programı var mı? Bunca yılın ardından halklar arasında eşitlik köprüleri nasıl kurulacak? Yıllardır ekilen nefret tohumlarının karşısında bir anda “Biz barışıyoruz, siz de barışın” demek yeterli mi?
"Toplumu hazırlamak bir hafta sürer"
Ya da barışın mümkün olduğu kabul edilse bile bunun kolay ve hızlı bir süreç olmayacağı gerçeği nasıl ele alınacak? Buraları nasıl aşacağız ve açacağız toplum olarak?
Bu konuda DEM Parti Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel de İlke TV’de katıldığı canlı yayında benzer bir noktaya dikkat çekiyor. Temel, “Toplumun tersi şekilde kışkırtıldığı araçlar aslında pozitif bir rol oynamaya başlarsa, toplumu hazırlamak bir hafta sürer” diyor.
Sürecin toplumsallaşması gerektiğini belirten Temel, barışın yalnızca siyasi aktörler arasında yürütülen bir süreç olarak kalmaması, toplumun farklı kesimlerinin sürece dahil olması gerektiğini söylüyor.
Program boyunca söylediği en önemli detaylardan biri de şu: 2013-2015 çözüm sürecinden farklı olarak daha geniş bir toplumsal ve siyasal zemine ihtiyaç var. Temel, önceki sürecin sona ermesinden çıkarılması gereken dersleri hatırlatıyor.
Soruların yanıtı: Kardeş Türküler
Peki bu nasıl olacak? Halklar arasındaki, kimilerine göre kardeşlik, çoğumuza göre ise eşitlik köprüleri nasıl kurulacak?
Tam da 11 Temmuz’da Şikefta Caseneyê’deki silah bırakma töreninin yıldönümünde izlediğim “Kardeş Türküler ile 30 Yıl” belgeseli, tüm bu sorulara net yanıtlar veriyor.
1993 yılında Boğaziçi Üniversitesi Folklor Kulübü bünyesinde kurulan ve farklı kültürlerin şarkılarını bir araya getiren Kardeş Türküler projesinin müzikal ve politik yolculuğunu anlatan belgeseli, Çayan Demirel ve Ayşe Çetinbaş yönetiyor.
Toplumsal hareketler belgeselin zemini
Bence bu belgesel, tüm okullarda Hayat Bilgisi dersinde gösterilmeli. Çocuklar bu ülkedeki kültürlerin ne anlama geldiğini, neden birbirimize ihtiyaç duyduğumuzu, Ağrı’daki kurdun, Şırnak’taki maden kuyusunun, Dersim’deki Gülistan’ın, Artvin’deki barajların, Zonguldak’taki HES’lerin, yani doğası, kültürü, ritüelleri ve dilleriyle hepimizin eşit olduğunu ancak böyle öğrenebilir.
Belgesel, sadece “Kardeş Türküler Boğaziçi Üniversitesi’nde kuruldu, grupta şu kişiler yer alıyor” gibi bilgileri veren bir çalışma değil. Belgeseli izlerken Türkiye’nin 1993’ten bu yana toplumsal mücadelesine de tanıklık ediyorsunuz.
Bir sanatçı olarak toplum ne yaşarsa, kadınlar, çocuklar ne yaşarsa Kardeş Türküler’in onu sahneye taşıdığını görüyorsunuz.
Feminist mücadele ikinci zemin
Yıllar akarken, ilk Kürtçe kliplerden birinin televizyonlarda yayınlanması için verilen mücadeleyi, dönemin Dışişleri Bakanı İsmail Cem’in Kardeş Türküler albümünü yurtdışında yetkili isimlere hediye ederken Türkiye’de Lazca ve Kürtçe şarkıların yasak olduğunu hatırlıyorsunuz.
Belgesel aslında Kardeş Türküler’in bir yanıyla feminist mücadelenin de parçası olduğunu gösteriyor. “Burçak Tarlası”nı sahneye taşıdıklarında arkada kadın eylemlerinden, kadınların halaylarından görüntüler görüyorsunuz. Sonra “Fadike”, ardından Çerkes halk türküsü “Gülsüm” geliyor. Sahneye kadınların hikâyelerini de taşıyorlar. Daha fazla spoiler vermemek adına detaylandırmıyorum.
Kardeş Türküler belgeseli ekranda akarken izleyen kişi şunu diyebilir: “Evet, bu da olmuştu. Evet, deprem olmuştu. Evet, Gezi Direnişi yaşanmıştı. Evet, 6 Şubat depremleri olmuştu.” Belgesel sadece kendi hafızanızı değil, memleketin ortak hafızasını da önünüze koyuyor.
Kardeş Türküler, yıllar boyunca memleketteki tüm sorunlara yine memleketin şarkıları, türküleri, dilleri ve kültürüyle yara bandı, tentürdiyot, pansuman pamuğu artık aklınıza ne geliyorsa olmuş. Müziği bir tedavi gibi ele almış ve ihtiyaç duyulan her yere koşmuş. Muazzam bir işe imza atmışlar.
O sahnede kimse öteki değil. İzleyen de dinleyen de, sahnenin dışında ya da ortasında halay çeken de aynı hikâyenin parçası.
En güzel yanı ise tüm bunları yaparken halkların kültürlerine uzaktan, tepeden bakan bir yerden yaklaşmamaları. “Biz Batılılar olarak gidelim, Doğu’daki yoksul yerlere bakalım” ya da “İstanbul’un köşelerinde yaşayan Romanlara bakalım” diyen bir bakışları yok. Günlerce atölyeler düzenlemişler, kültürleri öğrenmeye, dilleri kendi özgünlüğüyle ve en doğru haliyle söylemeye çalışmışlar.
Belgeselde Sezen Aksu, Hrant Dink, Neşet Ertaş gibi isimlerin yer aldığı sahneler içinizi yakıyor. Sırrı Süreyya Önder’i görmek ise bu ülkede bir arada yaşama konusundaki ısrarı yeniden hatırlatıyor.
Belgeselde Feryal Öney’in söylediği bir cümle çok şey anlatıyor: “Kardeş Türküler bir arada yaşama inancı.”
Bugün eğer barıştan, toplumsal barıştan söz ediyorsak, bu inanç ve bu ısrar biraz da böyle şarkılar ve bu inancı taşıyan insanlar sayesinde var.
Kardeş Türküler’in tüm emekçilerine ve elbette yönetmenlerine özel teşekkürler.
Dilerim bu belgesel bir gün çok daha geniş kesimlere ulaşır. Boş salonlarda değil, yüz binlerin katıldığı buluşmalarda gösterilir. Uzun siyasi söylemlerin, konuşmaların, politik tartışmaların yanında bu belgesel okullarda, barışın anlatıldığı her yerde yurttaşlarla buluşur.
Belgesel hakkında

Yönetmen Çayan Demirel, 1993 yılında Boğaziçi Üniversitesi Folklör Kulübü bünyesinde doğan Kardeş Türküler projesinin hikâyesini anlatmak için 14 yıl önce yola çıktı. Türkiye ve dünya halklarının, dillerinin ve kültürlerinin bir arada üretebildiği bir alanı temsil eden grubun yolculuğunu belgeleyen çalışma, zamanla kapsamlı bir arşive dönüştü.
Demirel’in 2015’te sağlık sorunları nedeniyle projeden uzaklaşmasının ardından, belgeselin yapımcısı Ayşe Çetinbaş yönetmenliği devralarak çalışmayı sürdürdü. Çetinbaş ve Koray Kesik, uzun yıllar grubun konserlerini, turnelerini, provalarını ve söyleşilerini kayıt altına aldı.
Belgesel, grubun hikâyesinin yanı sıra Türkiye yakın tarihindeki önemli dönemeçlere de yer veriyor. 1992 Cizre Newrozu, 1993 Madımak Katliamı, Ermeni gazeteci Hrant Dink’in 2007 yılında öldürülmesi, Gezi Direnişi, Suruç ve Ankara Katliamları ve 6 Şubat Türkiye-Suriye depremleri gibi tarihsel kırılma anları, grubun müziğiyle kurduğu ilişki üzerinden yeniden hatırlatılıyor. Bu yönüyle belgesel yalnızca bir grubun değil, bir ülkenin kültürel dönüşümünün hikâyesi olarak da öne çıkıyor.
Belgeseldeki arşiv görüntülerinde rastladığımız yüzlerden bazıları Pakrat Estukyan, Rakel Dink, Şivan Perwer; Hrant Dink, Yetvart Tovmasyan, Neşet Ertaş ve Sırrı Süreyya Önder. Kardeş Türküler’in hikâyesinin önemli tanıklarından biri de Kalan Müzik’in kurucusu, 2021’de hayatını kaybeden Hasan Saltık. Saltık filmde pek çok keyifli anının yanında, grubun Kürtçe şarkılarını yayınlayacak televizyon kanalı bulamadıkları dönemde bir gazeteye ilân verişlerini anlatıyor.
(EMK)
Ruken Yılmaz "Werne Werne"yi anlattı: İki kadın yan yana durduk
HABER / İZLENİM
Hakan Tosun davasında cevap bekleyen soru: Kamera görüntülerine rağmen Yusuf Özakdağ neden sanık değil?
Hakan Tosun davasında sanık savunması: "Cezaevinde namaz kılıyorum"
İstiklal Caddesi’nde meşalelerle NATO protestosu: 12 kişi gözaltında
ERKEK ŞİDDETİ ÇETELESİ HAZİRAN 2026
Erkekler Haziran'da 30 kadını öldürdü