Öteki olarak Bayram Balcı ve şiirleri
Kendimizi ve yazıp söylediklerimizi geçmiş tartışması kadar bugün ve gelecek önerisinden ayrı tutamayız. Bu başlı başına sorundur ve her zaman dışlanma, cezalandırılma, sürgün, ölme, öldürülme gibi sonuçlar doğurmuştur. O nedenle şairler yaşananlara ve yaşadıklarına bağlı olarak sürgünlük, göçebelik, gezginlik, mültecilik gibi izleklere her zaman ilgi göstermiştir. Bu durum şairin ötekiliği kadar ötekine dönüşme ihtimalini ve arzusunu baştan içerir.
Bayram Balcı hayatıyla ve yazıp söyledikleriyle öteki olmaktan tereddüt etmemiş böyle yaşamış ve yazmıştır. Şiirindeki ‘biz’i de bu öteki üstünden oluşturmuştur.
“bizden bildik bize sığınmaya gelen her kişiyi”.[1]
Bu, kendini doğrudan ötekinin yerine koyma, öyle tanımlama ve davranma ile ilgilidir. Bayram Balcı özellikle son dönem şiirlerinde ötekiliğini Dersim üstünden tekrar oluşturarak kendine yeni bir memleket ve ‘ben’ inşa etmiştir. Böylelikle şair hem ötekinin kaderini hem de sürgünlüğünü yaşayanlardan biri haline gelmiştir.
Gazeteci ve yazar kimliği, verilen ortak mücadeleye katkısından dolayı öne çıkmış gibi görünüyorsa da Bayram Balcı öncesinde de sonrasında da şairdir ve şairliği hepsi üstünde belirleyicidir. Balcı, şair tavrından ve şairliğe yüklediği anlamdan dolayı farklı alanlarda verilen toplumsal mücadelelere katkıda bulunmuş, katılmış ve dert ettiğini o temelde ifade etmiştir.
Şimdiye kadar yayımlanmış olan üç kitabı “Canıma Değmez Hayat” (1999), “Yerdibi” (2002) ve “Livar”a (2009) bakılırsa Bayram Balcı’nın baştan beri yaşadıklarına bağlı olarak hayat, aşk, yalnızlık, ölüm ve isyan izleklerinin öne çıktığı şiirler yazdığı söylenebilir.[2] Bunu yaparken bu izlekler üzerine düşünmeyi, düşünce üretmeyi, tartışmayı ve yeni düşünceler çıkarmayı fazlasıyla öncelemiş ve sevmiştir. Bu tavrı şiirlerinde estetik anlamda pek bir şey değiştirmezken şair şiirsel olanla olmayan arasında kimi zaman tam bir kafa karışıklığı içinde hatta kimi zaman kekemeleşerek gidip gelmiştir ama ifade edilmek istenenin öne çıktığı bir düzlemde bunu tartışmak pek gerekmeyebilir.
Yazdıklarının bu özelliği şiirlerini izlek temelli güzel ve değerli dize/ler sonra da söz haline getirmesini sağlamış ve yazdıklarını yer yer düzyazı şiire yaklaştırırken aforizmaya da yakın tutmuştur.
Hayat, aşk, yalnızlık ve ayrılık farklı şehirlerde yaşamak zorunda kalmasından ve o şehirlerin trajik geçmişiyle zihinsel bir ilişki kurmasından dolayı bugüne ve şehirlere dönük bir ilgiye hatta şehir tartışmasına, eleştirisine yönelmesini de sağlamıştır. Bu gidip gelme, yaşama biçimi haline de getirdiği yalnızlığı ve onun çoğalttığı düşünceyle birlikte şiirlerinde daha fazla sevgiliyle ilgilenmesine ve ona seslenmesine, çağırmasına neden olurken her seferinde bir şehri terk etmek zorunda kalmak anlamına gelen hayatına dağlara bakan bir geçmiş ve çocukluk oluştururken bir yandan da o geçmiş ve tabii bugün içinde aynı çocukluğun bir sonucu olarak anne ve babasına dönük bir ilginin ortaya çıkmasına da neden olmuştur.
Bugünün tanığı
O şiirlerinde büyük trajediler yaşamış şehir ve ahalileri kadar anne ve babayla başlayan, hem geçmişe hem de bugüne doğru genişleyen bir etraf oluşturmuştur. Buna bir zaman sonra Elif ve ölen, öldürülen hayatta kalmaya çalışan arkadaşları katılmıştır. Aile ya da etraf daha çok hatırda tutulması ve anlatılması gereken bir geçmiş olarak şiirlerde ortaya çıkarken Elif de bugün ve geleceğin umutlu ve insanı sevindiren, yaşama arzusu veren tarafı olmuştur.
Ölen, öldürülen arkadaşlara dönük ilgisi ise toplumsal bellek ve başta sözünü ettiğimiz görev ve sorumlulukla açıklanabileceği gibi ikisinden çok insanın duygu değerleri ve onlara derinden bağlılığı ile ilgilidir. Bütün bunların hepsi onu insanı düşünme konusunda kışkırtmakla kalmamış kendi düşüncesini başka düşüncelerle karşılaştırma ve bundan sonuçlar çıkartma imkanı da vermiştir.
Düşünce ise ele aldığımız olay ve olguları hatırda tutma ve onu düşüncenin bir parçası haline getirmek gibi bir anlamı baştan sahiplenir . Öte yandan şiirlerde Bayram Balcı’nın düşünceyle kurduğu ilişki ve yaptığı tartışma kimi yerde edebiyat dünyasına ve şairlere dönük bir eleştiriye ve karşı çıkmaya da dönüşür. Çünkü edebiyat dünyası yaşadığımız dünyadan bağımsız değildir onun parçalarından biridir ve tartışmaya, eleştirilmeye sonuna kadar açık olduğu gibi buna ihtiyacı da vardır.
Şairin dünyaya dönük insani tavrı aynı insana dönük eleştiriyi bünyesinde sürekli tutarken bir yandan da başka canlılar şiirinde yer bulur. Bayram Balcı bilir ki dünya yalnızca insanlardan oluşan ve onların belirlediği ve hüküm sürdüğü bir yer değil canlıların birlikte yaşadığı bir mekândır. Bu yüzden Balcı’nın gazetecilik başta olmak üzere farklı nedenlerle şehir, kasaba, köy ve mezralara gitmesi, kısa ve uzun aralıklarla oralarda yaşaması geçmişten haberdar olması kadar bugünün tanığı yapar. Hepsinden önemlisi şairin hikâyesinin hepsi Türk ulusçuluğunun ve otoritenin dışında geçmiştir. Şairin tercih ettiği bu hayat aynı zamanda birlikte yaşamayı kışkırtan ya da bundan birlikte yaşama düşüncesi çıkartan da bir şeydir.
Bunun aynı temelde sürekli bir hatırlama ve geçmişi yeniden inşa etme anlamına geldiği söylenebilir. Bu yanıyla Bayram Balcı’nın şiirleri aynı zamanda geçmişe dair bir bellek de oluşturmaktadır. Çünkü şiir daha çok sözün içinde bir yerlerde gizli duranı eksik, fazla telaffuz edileni zihinden alarak kalıcı bir şey haline getirir. Balcı bunu yaparken de geçmişi yeniden oluştururken de kendini hiçbir biçimde bunun dışında tutmaz, tersine ele aldığının öznesi yapar. Buysa yazıp söylediğini büyük ölçüde kendi yaşadığı ve acısını çektiği, yasını tuttuğu bir olgu ve durum haline getirir.
Naif ama sertleşmekten de çekinmeyen bir itiraz hali
Sivas’ın Kangal ilçesinden Ankara’ya gelmiş bir ailenin çocuğu olarak orada doğan Bayram Balcı’nın Urfa, Diyarbakır, Van, Mardin, Adana, Mersin ve İstanbul’da yaşamış, hapishaneye düşmüş en sonunda da politik nedenlerden Belçika’ya sürgüne gitmiş olması ya da gitmek zorunda kalması yalnızlık ve ayrılık izleklerinin son dönem şiirlerinde biraz daha başat öğe haline gelmesini sağlarken Doğu ve Güneydoğu’da gazetecilik yapmasının da etkisiyle Kürtlerin, Alevilerin ve başka halkların yaşadıkları ve yaşamayı sürdürdükleri trajedileri ve bundan kaynaklanan politik tavrını öncelemesini de sağlamıştır.
Bayram Balcı’nın Belçika’da yaşamaya başlamasıyla birlikte geride ve uzakta kalan geçmiş ve onun potansiyeliyle kurduğu ilişkinin şair tarafından geri çağrıldığını hatta bu ilginin Dersim gibi örneklerle tarihe daha fazla yöneldiğini belirtmeliyiz. Bu geri çekilmenin önce belirttiğimiz gibi özellikle Aleviler ve Dersim eksenli yası önceleyecek gibi duran, en azından belirtilerin bu yönde olduğu bir kültürelliğe ve geçmiş değerlendirmesine yol açtığını da söyleyebiliriz.
Bayram Balcı’nın şiirlerinde ilginç olan bütün bunların örneğine çok az rastlayacağımız bir şekilde bireyliği çoktan geçmiş bir kişisellikle yazılıp söylenmesidir. Şiirlerinde estetik olanın yazılanı tam olarak belirlemesine ve düşüncenin önüne geçmesine izin vermemesi de aynı kişisellikten güç alır. Bunu onu tanıyan biri olarak bireylik ya da kişisellik düşüncesiyle değil doğrudan Bayram Balcı’nın kendisi ve naifliğiyle açıklayabilirim. Bu durum Terry Eagleton’ın yetişkinin çocuk naifliğini ve onun hakikatini çok daha yüksek aşamada kendisine göre üretmeye çabalayabileceği düşüncesiyle büyük ölçüde örtüşebilir.[3] Kaldı ki başta sözünü ettiğimiz ve ilk şiirlerinden bu yana geçmişle, çocuklukla ve orda anne babayla ve etrafla kurulmaya çalışan ilişki de bu hakikatle ilgilidir.
Bayram Balcı’nın şiirlerinin ortaya çıkardığı şeylerden biri de şiirleri ile belirginleştirdiği geçmişi ve bugünü birlikte değerlendiren ve naif ama sertleşmekten de çekinmeyen bir itiraz haline gelen tavrıdır. Şairin yazdığı şiirleri politikleştiren bu tavrı aynı zamanda öteki ile kurulan ilişki kadar kendinden çıkıp ötekinin yerine geçme, öteki olma ve ötekini öyle anlama arzusunu en azından onunla karşılaşmanın, yanında olmaya çalışmanın duyurduklarını aynı naiflikle dillendirmesini sağlar. Şairin alıntılayarak “Şiir insanın kendisinin dışına çıkma ve kendisiyle karşılaşmasına neden olur” dediği şey de tamamıyla kendi kadar öteki ile ilgilidir.
Şiirin biz şairlere asıl öğrettiği sözcüklerin gücüdür. Bir zaman sonra yazmayı bir yaşama biçimi haline getirenler ise sözcüklerin gücüne daha fazla inanır ve bugüne ve geleceğe dair bütün beklentilerimizi sözcüklere güvenerek ifade etmeye çalışırız. Bayram Balcı için de öyledir ve ona göre sözcükler dünyayı bir daha yeniden kuracaktır.[4]
Ölüm insana bir tamamlanmışlık duygusu verse de bunun gerçekliği her zaman tartışmalıdır. Şair-yazar için bu iki kere böyledir. Cemal Süreya’nın “üstü kalsın” dediği şey de işte bizim yazamadıklarımız ve yarım bıraktıklarımızdan başkası değildir. Bu yüzden ölüm her şeyi tamamlar, sona erdirir sözüne biraz mesafeli olmak gerekir. Bayram Balcı şu dizeleri bunun için yazmıştır:
“çoook hastayım işte/ kalbim lütfen beni bağışla" [5]
Bayram Balcı harflerle, sözcüklerle hayatın üstüne yürümeyi ve kendini deşelemeyi sürdürürken üç kitabı ve sonrasında yazdıklarını bunun şiire yansıyan sonuçları olarak kabul edebiliriz. Onun için de ihtimal “yaşadı ve öldü” denecektir ama onun önce şair sonra da gazeteci olarak verdiği mücadele ve bu ikisinin yazıp söylediklerindeki sonuçlarını en azından bizler uzun bir zaman konuşup tartışacağız.
Ölüm ölünceye kadar ölmeyi bekleyenin o öldükten sonra da hayatta kalanın sorunudur. Hayat her zaman ölenin yükünü de, yasını da yaşamakta olana bırakır.
Bayram Balcı’nın şu dizeleri de bizim yükümüz ve acımızdır:
“lakin hüseyin kadar kısa oldu ömrümüz. ah etmedik/ vah etmedik. yaşamak bize kaderdi/yaşamayı. böyle yaşamayı biz kendimiz bize seçtik/siz bizim kim olduğumuzu kendinizden bilirsiniz”[6]
Gazeteci Bayram Balcı hayatını kaybetti
Bayram Balcı kimdir?
[1] Kim Olduğumuzu Kendinizden Bilirsiniz, bireylikler, sayı 89,- Kasım Aralık 2019, Kayseri
[2] Üç kitap daha sonra dergilerde yayımlanan şiirler de eklenerek Hüt (Toplu Şiirler) olarak yayımlandı. Klaros , 2022
[3]Marksizm ve Edebiyat Eleştirisi, çeviri: Utku Özmakas, İletişim,2012,,İstanbul
[4] “Ve biliyorum ki, kelimeler dünyayı yeniden kurduğunda iyiye kötüye yer kalmadığında, tanrı kemiklerimin üzerinde ağlayacaktır.” Tanrı kemiklerimizin üzerinde ağlayacaktır, Bayram Balcı, bireylikler. sayı 91, Mart-Nisan 2020, Kayseri
[5] Kalbim Lütfen Beni Bağışla, bireylikler, sayı 98, mayıs-Haziran 2021, Kayseri
[6] Kim Olduğumuzu Kendinizden Bilirsiniz, bireylikler, sayı 89,- Kasım Aralık 2019, Kayseri
(HŞ/HA)