Ahmet Telli şiirindeki romantik öznenin anlamı
Yetmişlerde yazılan şiirin özelliği eylemi öncelemesi bu yüzden de didaktizme düşebilen bir şiir olması ve özneyi sorunlu bulunabilecek biçimde romantikleştirmesi, kahramanlaştırmasıdır. Bu yüzden “1970’lerde yayınlanan pek çok şiir (bir kuşağın ürünleri) son kertede bir eylem ve kahraman eğretilemesi bağlamında” üretilmiştir.1
Bu şiirlerde özne şairin kendisidir ve biz merkezine özne olarak onu alır. Buradaki romantizm toplumsal mücadeleye bireysel özellikler kazandırırken bir yandan da şiirde olay ve olguları ele alışta duygusal olanı öne çıkarır. Mücadele özneler ve onların kurdukları izleksel ilişkiler üstünden sertliğinden kurtularak daha da insanileşir ve duygusal olanla bütünleşir.
12 Eylül’ün birey üstündeki kalıcı travmatik etkilerine bağlı olarak şair/ler yazdıkları şiiri “iç dökmenin (itirafın) motifleriyle” doldururken bireyliklerine de başka bir boyut ve düzey kazandırdılar. İç dökmeyi yazanı merkezine alan ve eleştirel olabilen bir geçmiş değerlendirmesi ve bugün önerisi haline getirdiler.2 Bu durum şairin lirizminin açıklamalarından da biridir. Her anlamda kişisel olan 12 Eylül’ü yaşamış şairi de yazdıklarında öne çıkarmış bugünü dışlayarak yetmişlerden gelen ‘biz’in sevgiliden sonra asıl ve tek romantik öznesi yapmıştır ve “biz”in bir örgütleyicisi varsa o da şairden başkası değildir.
Hayat dediğimiz şeyin bireysel/toplumsal trajedi ve travmalardan oluşuyor olması ancak böyle bir hayatın yaşanabilmesi aynı hayatın öne çıkan öznelerinin romantikleştirilmesi sorun gibi dursa da bireysel olanın kendini her zaman buna açması mümkündür. Şairlerin bireyliği içinde olay ve olguları ele alış biçimi bu romantikliği arttıran başka bir şeydir.
Bunun en iyi örneğini Ahmet Telli’nin kişiliğinde ve şiirlerinde buluruz. Ahmet Telli’nin altmışlardan bugüne gelen şiir serüveninde hem kendi hem de ortak geçmiş üstünden solla kimi zaman olumlu kimi zaman eleştirel hatta red temelli kurduğu ilişki daha çok vicdanın ve başka duygudeğerlerinin temellendirdiği naif daha çok romantik bulunabilecek insaniliği içerir. Ahmet Telli’nin şiiri sol şairin altmışlardan bugüne her anlamda geçirdiği dönüşümler kadar bağlandıklarına ve bağ kurduklarına ilişkin iz ve belirtilerle doludur. Yazdığı şiiri özgünleştiren de romantizm ve onun kişisel dilidir. Dünyanın ve orda yaşanmakta olanların sertliği ve aşırılığı karşısında bu romantizm kuşkusuz şairlerin tercih edeceği bir yol ya da seçenek olabilir.
Şairin sol mücadeleyi serüven devrimci sempatizanı serüvenci olarak tanımlaması da romantizmle ilgilidir. Burada şiirin öznesini kahramanlaştırmasını ve hikâyeyi söylence haline getirmesini sorun olarak görebiliriz. Ama geçmiş ve bugün karşısında hem yaşama hem de bu uğurda mücadele etme konusunda örnek öznelere her zaman ihtiyaç duyulmuştur. Bu yüzden şairin şiiirini bunun üstüne inşa etmesi sorunlu bulunabilecek yanlarına rağmen kendine ve yazdığı şiire dönük politik ilgi oluşturmuş ve bu onun şiirinin özgün yanı haline gelmiştir.
Aynı dönemde 12 Mart ve 12 Eylül’ün yaşandığını sempatizan çoğu şairin tutuklanıp işkence gördüğünü ve hapishaneye düştüğünü unutmayalım. Ahmet Telli özellikle “Su Çürüdü”de (1982) kendi hapishane süreçlerini ele alırken umutla direnen romantik özne konusunda etkileyici bir profil de ortaya çıkarır. Bu tartışma “Arkadaşlık Günleriydi” (2023) ile birlikte insanilik temelinde daha kapsamlı kişisel bir geçmiş değerlendirmesine dönüşür. Buysa bir ucuyla bugün karşısında geçmiş üstünden otoritelerin ve iktidarların dışında ve karşısında insani ama devrimci bir çıkış yolu aramak gibi bir tavrı baştan sahiplenir. Bu bugün karşısında çoğu ölen ve öldürülen arkadaşlar karşısında geçmişi özlemek kadar çıkış yolu aramayı da içerir.
Bu yüzden de önceki şiirlerinde izleri olsa da “Arkadaşlık Günleriydi” kitabı izlek olarak bu döneme onun insaniliğini hatırlamaya ve değerlendirmeye yönelerek önceki şiirlerinden ayrılır.3 Bu kitabın daha çok olumlu anlamda bir geçmiş ama ondan çok romantikleştirilmiş bir mücadele yılları değerlendirmesi ve anması olduğunu da söyleyebiliriz. Şairin arkadaşlık izleği temelli bu yönelimi yaşlılık kadar dönemin ilişkilerinin onda oluşturduğu ve bıraktığı etki ile de açıklanabilir.4
Ama şiirlerde varlığını hep duyuran en insani duygu ve düşünce olarak kabul edebileceğimiz, bütün izlekleri belirleyen, şairi romantikleştiren asıl izlek aşk ve onun duyurdukları, yaşattıklarıdır. Bu noktada sevgiliyle kurulan ilişkilerin yaşama, mücadele, direnme ve itiraz etme noktasında katkısının çok olduğunu söylememiz gerekir.
Aşk yaşama arzusunu kışkırtırken bir yandan da şiirde incelikli ve romantik de bulunabilecek bir itiraz kültürünün gelişmesine de katkıda bulunmuştur. Belki de itiraz ve mücadele kültürü ya da yolu aynı zamanda sevgiliyle gidilen/yapılan bir yoldur, yolculuktur. Dünya işleri ile ilgili ne varsa, ne olmuşsa ona anlatılmış, onunla paylaşılmış, onunla yaşanmış, ne olmuşsa o gittiğinde ayrılık düşüncesi araya girdiğinde olmuştur. Buysa aşkı da, sevgiliyi de ruhsal olmaktan kurtarıp yaşanan bir şey yapmaya yeter. Aşkın öncelendiği bir şiirin de kendini her zaman romantizme açması, dünyayı özneleri ve eylemleri üstünden romantikleştirmesi mümkündür.
Aşk tartışması burada kalacak bir şey de değildir. Aşk aynı zamanda bir iktidar ilişkisi olduğu için şairler aşk izleğiyle uğraşmayı ve yazdıklarında konu etmeyi severler. Ne olacaksa, yaşanacaksa onların belirlediği alanda gerçeklik kazanacak sol düşünceyle kurdukları ilişkinin de sonucu olarak aşkın ilerici bir içeriği sahiplenmesi, oradan ifade edilmesi ve bu türden bir anlam yüklenmesi mümkün olacaktır.
Söz konusu yıllar solcu gençlerin insanın duygudeğerlerinin daha çok belirleyici olduğu bir hayatı birlikte yaşamış olmalarından dolayı özel bir ilgiyi de hakeder. Buradaki insaniliği asıl oluşturan ise birlikte yaşamanın hem şehirde (özellikle gecekondu mahallerinde) hem kırda , hem kendi içlerinde, hem de halka yönelik her anlamda yardımlaşma ve dayanışmayı öncelemiş olmasıdır. Dönemin köy çalışmaları ve gecekondu mahallelerinin oluşturulması, kimi yerel yönetim deneyimleri buna en iyi örnektir.5
Bu noktada insan olarak Ahmet Telli’nin dünyaya dönük ve gündelik hayattaki davranışlarına ve söylemine sinmiş hatta yaşama biçimi haline gelmiş olan inceliği, naifliği ve dayanışmacılığının altını çizmemiz gerekir. Onun romantizmi yaşadığı bir şeydir ve yazdıklarında, hayatında karşılık bulmuştur. Şiirlerine eksen aldığı söz konusu dünyanın arkadaşlığı, dostluğu ve onun bireysel temelde düşünüp duyurduklarıdır. Şair, şiir serüveni boyunca bu sol geçmişi bir uçtan eleştiri konusu edip hatta bir zaman sonra reddedip, hatta vedalaşıp yine sol ama anti-otoriter bir tavra yönelirken dönemin insani boyutunu ve insaniliğini her zaman savunmuştur.
Bunu yaparken de geçmişi bugün karşısında en azından dostluk, arkadaşlık ve mücadele temelinde olumlamaya gitmiştir. Kaldı ki insani boyut bugüne ve onun her anlamdaki yabancılaştırmasına karşı durma noktasında da fazlasıyla önemli bir olgudur. Şair, dönemin insaniliğini bugün karşısında romantikleştirmekte hatta ideal bir şey haline getirmekte haklıdır. Şairlere yakışan da romantizmle açıklanabilecek bu inceliktir.
Arkadaşlık, dostluk duygusu ve ilişkisi insan hayatının en önemli ve belirleyici unsurudur. Sosyal olmaktan çok kişisel bir duygu ve ilişkidir. Arkadaşlık ve dostluk ilişkisi özgürce yaşanan ve daha özgün bir ilişki biçimidir. Başka bir şeye dönüşmediği, başka bir biçim haline gelmediği sürece egemenlik değil özgürlük ve eşitlik üretir. Arkadaşlık ve dostluk doğrudan ilişkinin kendisinden güç alır, egemenlik üreten bir bağa ihtiyaç duymaz ve iki kişi arasında oluşturduğu bir alanda yaşanır.
Bunun tamamıyla sol düşünceden mi yoksa insanın kendi duygudeğerlerine bağlılığı ve bunlarının oluşturduğu davranış ve birlikte yaşama biçimlerinden mi kaynaklandığı sorusuna kesin bir yanıt vermek zor olsa da ikisinin birbirini tamamladığını çoğu yerde iç içe geçtiklerini yazabiliriz. Kaldı ki devrim imgesi ve onun gerçeklikle ilişkisi çoğu insanda yardımlaşma ve dayanışma temelli bir insanilik oluşturmuştur. Bunu inşa (David Harvey) ya da canlandırma (Todd May) olarak da görmek mümkündür.
Ahmet Telli’nin şiirlerinde yaptığı bilinç haline gelmiş anti-otoriterliği üstünden yeni ve romantikleştirilmiş aynı zamanda özlenen oldukça kişisel bir geçmiş değerlendirmesidir. Bu yüzden şiir serüveni eski ‘biz’den bireysel olanın kendini merkeze olarak oluşturduğu anti-otoriter bir “biz” oluşturma sürecidir.
Bütün bunlardan dolayı solun dağınıklığı ve örgütsüzlüğü kadar bunların yaydığı karamsarlık karşısında iyice yalnızlaşmış ya da öyle bir duyguya sahip okura Ahmet Telli’nin şiiri iyi gelmiş geçmişi ve özellikle 12 Eylül sürecini bireysel temelde değerlendirme ve onu biraz olsun geride bırakma imkanı vermiştir. Burada şairin yazdığı şiirin gerisinde kalsın kalmasın politik mücadelesi şiiri konusunda da söz sahibi olduğu gibi olumlama da bu geçmiş üstünden yapıldığı için estetik tartışma bunun biraz dışında kalmış ve öncelik olmaktan çıkmıştır.
Bu yüzden bunun sorgulama mı yoksa hesaplaşma mı olduğunu sorusuna net bir yanıt vermek ve bu konuda bir karara varmak zordur. Bunun okuru yazılanın bir uçtan sol kitleleri umutlandırdığı gibisinden bir sonuca vardırması mümkünse de şairin kendini neredeyse ve yalnızca o büyük yıkım/lar üstünden ifade etmesi, şiirine ve kendisine buna uygun bir ruhsallık kazandırması sorun olarak anlanmaya açıksa da okura iyi geldiği için bu tartışma da şiirin lehine bitmiştir.
Sonuç olarak bireyliğin asıl ortaya çıkardığı bundan sonrasında hangi içerenlere sahip olursa olsun hayatın artık ve yalnızca yola çıkma saatini beklediğimiz aynı zamanda duygu dolu bir serüven hatta macera olarak yaşanabilecek olduğudur. Buysa romantik ama sorunlu bulunabilecek bir bireylik ve bireyselliktir. Kaldı ki dünyada da özneler ve onların mücadelelerini değerlendirme biçimi olarak da kabul edebileceğimiz romantik tarih çoktan yazılmıştır. Ahmet Oktay’ın altını çizdiği gibi “Tarih serüveni dıştalar.”6 Ahmet Telli bu dediğimizin oluşmasında katkıda bulunan şairlerin başında gelse de söz konusu şiirlerin ürettiği ve yaydığı duygusallık ve duygudaşlık bir yana dönemin insani ya da insanileştirilmiş dünyasının okurda yol açtığı önemlidir.
Özetle...Seksenlerde, doksanlarda bize yaşama ve mücadele etme arzusu veren Ahmet Telli’nin bu oluşturduğudur. Bu yüzden de yapabileceğimiz tartışmalara ve eleştirilere rağmen biz seksenlerden, doksanlardan onun şiiri ve sesiyle çıkıp bugüne geldik. İçimizde bugüne ve geleceğe dair az bir umut olduysa sebeplerden biri Ahmet Telli ve şiiiridir. Biz romantik bir özne olarak Ahmet Telli ve şiirini çok sevdik ve sevmeyi sürdüreceğiz deyip bitirelim.
1Ahmet Oktay, Kahraman İmgesi ve İçeriği (Yazko Edebiyat, Kasım 1983), Şair ile Kurtarıcı(1992), imkânsız poetika, ithaki, 2008, İstanbul, s.265
2Ahmet Oktay, Şiir ve Kurtarıcı Özne(Tan, Sayı 2,1982), Şair ile Kurtarıcı(1992), imkânsız poetika, ithaki, 2008, İstanbul, s.261
3Everest, Temmuz 2023, İstanbul
4Bkz. Halim Şafak, https://www.sineyaslilik.com/ahmet-tellinin-arkadaslik-gunleriydi-siiri-ve-yasliligi/
5Bkz. ‘Küçük Moskova’ Tuzluçayır,Yelda Yürekli, İletişim, Ocak 2016, İstanbul Yerel Hükümet: Gültepe Bir Özerklik Deneyimi (1973-1980), Turgay Gülpınar, İletişim, Haziran 2025, İstanbul / 1 Mayıs Mahallesi, Şükrü Aslan, İletişim, Ekim 2004, İstanbul
6Kahraman İmgesi ve İçeriği, (Yazko Edebiyat, Kasım 1983) Şair ile Kurtarıcı(1992), imkânsız poetika, ithaki, 2008, İstanbul, s.267
(HŞ/NÖ)