Sosyal medyanın Instagram kavmine katılmamak için epey direnmiştim. Aslında direnme deyince böbürlenme gibi geliyor kulağa. Baş edememekten kaynaklı ayak direme diyelim.
Nihayetinde geçen sene bir yaz gecesi “azıcık eğlenmek, komik video izlemek benim de hakkım” dedim ve hesap açtım. Akıllı bıdıklar seni senden iyi tanıyor tabii, “şunu da izle bunu da izle, onu da tanırsın” dedikçe kabul ettim. Öyle bir akış oldu ki aradığım eğlence algoritmanın içinde kayboldu gitti. Benim hesap X’e döndü.
Aklımı başıma devşirip algoritma ile mücadele ettim. Ne kadar komedyen varsa hepsini takip ettim. Az biraz pazarlama olan sayfaları da izledim ve benim önüme de komik şeyler gelmeye başladı.
Başladı ama hangi videoya beş saniyeden uzun baksam sürüsüne bereket coşarak akarak gelmeye başladılar.
Bir defa merak edip fırında karnabahar tarifi izledim, kendisiyle akraba çıkıyorduk neredeyse. Dünyanın tüm dillerinde tarif almış olabilirim. Aynı şey glütensiz pırasalı börek videosunun üzerinde biraz uzun kalınca da oldu. Neyse ki algoritma da akışkan. Ben de Trevor Noah’ın sayfasında uzun kaldım, gelsin komedyenler gitsin gösteriler derken pırasadan kurtuldum.
Bizim kuşak hadi ICQ’yu falan saymayalım da facebook ile bu işlere başladı malum. “Ne düşünüyorsun?” diye sorar facebook. Sen de “ne düşeneyim facebook’cum, takılıyoruz işte” falan dersin. Bir yandan da yaz, yaz, uzun yaz, dediğinden içinde böyle hevesleri olup da mecra bulamayanlar yazar da yazardı.
Sonra mavi kuşumuz X, (eski adıyla Twitter) geldi. “O kadar uzun yazma, iki satır yaz yolla” dedi. Her ne diyeceksen o kadar işaret ile anlatman gerektiğinden güzel kısaltmalar türedi. Özellikle İngilizce yazanlar ses benzerliğinden yararlandılar. Mesela “4 U” yazınca bu “for you” yani senin için anlamına geliyor. Dile hakim olmayan bizim gibiler için bu da eğitim vesilesi oldu. Bu arada tüm kamu idareleri de mecburen mecraya katıldı. Bu da haberlerin akışını iyice hızlandırdı. Orada yoksan yok oluyordun sanki.
Günlerden bir gün X, “benim dükkanımı kullanarak siyasetçilerin manipülasyon yapmasına izin vermeyeceğim” dedi. Donald Trump o zamanlar durmadan mesaj paylaşıyordu ve işler onun için pek iyi gitmiyordu. Donald Trump bir mesaj yazdı, Twitter güm diye “mesaj manipülasyon içerir” diye işaretledi.
Trump çok sinirlendi, bir mesaj daha yazdı. Twitter güm diye o mesajı sildi ve hesabını topluluk kurallarını ihlal ettiğinden askıya aldı. Bütün dünyada haber oldu bu dijital agora savaşı, ama Donald Trump mesaj yazamıyordu. O da bilindik medya araçlarını kullanarak laf yetiştirmeye kalktı ve tabii olmadı.
Neyse aradan zamanlar geçti, Twitter gitti yerine X geldi, Jack Dorsey mavi göklere karıştı, değişik zenginlerin en acayibi olan Elon Musk dükkana çöktü. Algoritmalar değişti, millete bir sinir geldi. İstediğini göremiyorsun, umurunda olmayan ne varsa burnunun dibinde bitiyor. Reklamlar, sponsorlu saçma sapan içerikler derken “burası çöpe döndü” diyenler artmaya başladı. Ama bir yandan da alışmışız tabii, ha deyince de bırakılmıyor. Tabii bu arada Donald Trump yine seçime girdi ve malum Elon Musk ile deli deli dans edip hoplayıp zıplamaya başladılar. Benim instagram kavmine katılma kararım da aşağı yukarı o zamanlarda denk geliyor.
Dedim ya bir içeriğe azıcık uzun bakınca sürüsüne bereket toplanıp geliyorlar. Ben de ilk başlarda durmadan “bunu bir İtalyan nineden öğrendim”, “ünlü şefin gizli tarifi” falan diyen mesajlar görmeye başladım.
Önce dedim ki “bizim çocuklar oralara gidip ninelerle muhabbet edip neler öğrenmişler böyle”. Sonra bir baktım aynı cümlenin farklı dillerde benzerleri geliyor. O zaman aydım. Biz yeniyi bulmakta zorlanır, ama bulunmuş olanı bulandan bile iyi kullanırız.
Burma altın bilezikli bilekleriyle yemek tarifleri verenlerin kamera açısına uygun olmayan mutfaklarında güç bela yaptıkları yemeklerin videolarını da izleyince çok geriden gelip konuyu hiç anlamadığımı iyice anladım. Burada para var, para yoksa bile umudu var. Bunun bir mesaisi var, yaşama alışkanlığı var. Ben anlasam ne olur anlamasam ne olur.
(ÖE/EMK)







