Pusulanızdan öperim
Genel seçimlerin öncesi ve sonrasında siyaset kurumu bizlerle epeyce eğlenmişti. Sandalye kapmaca, oturup kalkmama, kalkıp oturamama, videolar, klipler, şakalar derken seçimlerin bitmesiyle fırtınadan sağ çıkıp kıyıya vurmuşa döndük.
Siyaset durumu hemen fark etti, “Eğlencenin ucunu kaçırdık, kitleyi küstürdük, gördün mü” dedi ve derhal yeni oyuncaklar peyda oldu. Başta ilgilenmiyormuş gibi yapsak da yan gözle yeni oyuncaklara bakmaktan da geri duramadık. Öyleydi böyleydi derken geneli bitmiş seçimlerin yereli geldi.
Genel seçimlerin yorgunluğunu üzerinden atıp yeni oyuncakların cazibesine kapılanlar aldı yürüdü. Taze coşkular filizlendi yüreklerde. Bir kere daha sandık başlarında görevler alındı.
Müşahitlik, sandık odası, katı, kenarı vazifeleri üstlenildi. “Neden küsmemeliyiz” konulu mesajlar gönderildi. Derken seçim günü geldi çattı. Ben hiçbir görev almadım. “Görev ister miyim acaba?” diye arayanların kalbini kırmamak için epey çabaladım.
Seçim günü sabah kalktım. Güzelce giyindim. Kıpkırmızı rujumu sürdüm. Tedarik sıkıntısı olmasın diye ruju cebime attım. Sandık mahalline gittim.
Çarşaf gibi pusulaları tutup tutup neresine denk geldiğine bakmadan uzun uzun öptüm. Pusulalar uzun ve çok olduğundan arada rujumu tazeledim. Eksik kalanları da öptüm. Zarfın ağzını kapattım, ama zarfı öpücükle mühürlemedim. İstedim ki seçime hevesi kalanlar, zarf açıldığında oyları sayarken küçük sürprizimle karşılaşsınlar. Hafif bir tebessümüne vesile olduysa ne mutlu bana.
Gelelim işin diğer yanına. Öpücüklü pusulamla seçim mevzuatı bakımından “geçersiz” oy kullanmış oldum. Anketçilerin istatistiklerine göre hem geçersiz hem kararsız sayıldım. Onlar başka türlü diyebilir; ben seçmeme hakkımı kullandım. Sandığa gittim, boş oy atmadım. Sadece verdikleri mührü pusulaya basmadım o kadar. Beni kararsızlar arasında saymakta ısrar eden olursa kırıcı olabilirim. Kararlı şekilde menüyü reddettim.
Neyse, dönelim o güne. Pusulaları öpücüklere boğup sandık mahallini terk ettim. Gidip güzel bir kahvaltı yaptım. Akşama kadar kitap okudum. Önceden karar verdiğim için yayın yasağı bittiğinde de haberlere bakmadım. Telefonun internet bağlantısını da kestim. Eski filmler bulup izledim, uyukladım. Seçmeyi, seçilmeyi unutmuş tatlı bir pazar akşamı yaşıyordum ki haber almama hakkını kullanmakta ısrarcı arkadaşım aradı.
Normalde ben onu zorla haberdar ettiğimden bana haber verebileceğinden şüphe etmeden telefonu açtım. Haberlere bakıp bakmadığımı, sordu. “Bakmıyorum tabii, sen haklıymışsın arkadaşım” dedim. “Aç, televizyonu aç!” dedi. Önce yüreğim sıkıştı, çok kötü şeyler olduğunu sandım. Meğer çok kötü şeyler olmamış. Olan oldu deyip internete de bağlandım. Sosyal medyayı kurcalamaya başladım.
Yazanlar kendilerini bilir, adlarını rumuzlarını hatırlamıyorum. Okuduğumdan beri aklıma geldikçe güldüğüm iki paylaşıma denk geldim.
İlki, Adıyaman’ı CHP’nin kazandığını “Gavs and Roses” diyerek duyuran o neşeli mesaj. İkincisi Afyon, Kütahya ve Uşak belediyelerindeki değişimi “CHP bu üç ili en son büyük taarruzda aldı” diyerek yorumlayan mesaj. Her ebattaki ekrandan coşku, neşe akıyordu. Ancak siyaset kendisiyle ilgilenmeyen kitle sevmez, neşeli bir halktan hiç hoşlanmaz. O nedenle arada geçen zamanda olan biten malum.
Bütün bunlar bünyede hafif bıkkınlık, merkezi sinir sisteminde ısınma, omuz boyun bölgesinde kulunçlu tutukluluk falan yapıyor. Ben de Dilberay’a katılmaya karar verdim; “Zorunda mıyım?” Değilim ayol!
Kendisiyle meşgul bu menüyü beğenmediğimi, sunulanı seçmeyeceğimi, her türlü pusulaya öpücükler konduracağımı şimdiden ilan ediyorum.
(ÖE/EMK)