Kötü haber arsızı olduğumuzdan sabah kalktığımızda operasyon haberi okumazsak daha kötüsünün yaklaştığına dair kaygılanıyoruz. Ne demişler? Bildiğin kötü, bilmediğin kötüden iyidir.
Geçen sabah telefonu elime aldım ve “Sahte avukat şebekesine operasyon” başlığını okudum. Günlük operasyon dozumu alıp rahatladım. Üstelik kendilerini avukat olarak tanıtıp insanları kandırmışlar, ne kadar ayıp! Haberin başlığına bakıp geçmeyelim; kimmiş, kimlerdenmiş bu kişiler bir öğreneyim, dedim. Başta devletin çeşitli dijital onay mekanizmalarından da geçebilen sahte diploma, sahte avukatlık ruhsatı satın alıp sosyal medyada müvekkil avına çıkanların yakalandığını zannettim. Meğer öyle bir çabaya hiç girmemişler. Taktik basit. “Borcun var, davan var, şu kadar parayı hemen yatır, yoksa çok fena olur,” diyerek insanlara mesaj atıyorlar veya arıyorlar. İnsanlar da şak diye parayı yatırıyor.
Gerçi geçenlerde bizim bir avukat arkadaşa önce mesaj geldi, ardından aradılar. Saat tam 16.30’da gelen mesajda mealen, adliye veznesine saat 16.45’e kadar şu kadar para yatırırsanız hakkınızdaki dava düşecek, diyor. Peşinden aradılar. Arkadaş da biraz eğlenmek için çok kaygılı bir sesle konuşuyor. “Ah” diyor, “Üzerimde nakit yok. Adliye çok uzak, bu saatte yetişemem ki oraya. Ne yapmam lazım? Yardım edemez misiniz?” Hep beraber konuşmayı dinliyoruz. Arkadaş iyice role girdi tabii, ama karşı tarafla yarışması imkansız! Kadın öyle net, kendinden emin, sakin ki bir yandan gülüyoruz bir yandan performansa hayran olmaktan kendimizi alamıyoruz. Neyse, bizim arkadaş yeterince eğlendikten sonra avukat olduğunu söyleyince tık diye kapanıverdi telefon. Hemen “Avukat olunca rahat olursun tabii” diye homurdanmayınız. Ayrıca bu kadarcıktan ne olur, diyenler de olabilir. Doğru tabii. Karekodlu, şekilli şemalli ve tümüyle saçma sapan mahkeme kararı üretmişler. Başı ağır ceza, ortası asliye hukuk, sonu istinaf gibi görünüyor. Hiçbir paragrafın diğeriyle ilgisi yok. Bunu gönderip para istiyorlarmış insanlardan. Sıkı durun! E ödüyorlarmış!
Hasılı ütülmeye doyamadık gitti. Şimdi biz halk denen kütlekişi olarak farklı yollardan ütülmekteyiz malum. Öncelik elbette, kurala uyanlar olarak kurala uyduğu için ütülenlerde. Ev sahibi olma vaadiyle resmi, yarı resmi ve gayrı resmi yapılar tarafından ütülenler ikinci sıraya yerleşebilir sanırım. Kredi kartı ve diğer kredilerden kaynaklı ütülenler de bir övgüyü hak eder tabii. Bunların dışında “bir koyup üç alma” hevesinden kaynaklı minik tuzaklar var. Buraya kadar olanlar böyle grimsi ama içinde bir pembelik de bulunanlar sanki, değil mi? Bir de kendisini savcı, hakim, polis diye tanıtarak banka hesabına, evdeki altına, paraya çökenler var. Şimdi elimizdeki bu ekip de “Ben avukatım, şu kadar borcun var,” diye arıyor diyelim ki birini. Mahkeme kararı “üreten” tebligat zarfını serçe parmağı ile yapar, onu da kabul ederim. Ama yine de soru şu: İnsan davası, borcu olduğunu bilmez mi, unutur mu? Yoksulluktan borç çevirme ustasına dönmüş insanlar, sen ne anlatıyorsun derseniz, o da kabulüm. Ancak minik bir itirazımı da söylemeden edemeyeceğim. Mesela tüm tıbbi meselelerde, tüm siyasi konularda, hatta gerçek hukuki uyuşmazlıklarda “büyük resmi gören”, şüphesini zırh gibi kuşanan, organik ve yapay zekâları şakır şakır harcayan güzelim insanlar bu tufaya nasıl düşüyor? İkisi aynı anda nasıl oluyor? Muhterem sosyal bilimcilerden rica ediyorum. Büyük resmi görmekten çakma icra takibini ayırt edemeyecek hâle nasıl gelir insanlar bir açıklayabilir misiniz? (ÖE/TY)







