Öğretmenlerin çığlığını duyun: Hak aramak suç değildir!
"Bir ülkenin geleceği öğretmenlerinin omuzlarında yükselir. Öğretmenini ezen bir sistem, aslında kendi geleceğini karartır."
Özel okul ve kurs öğretmenleri ile mülakat mağduru öğretmenlerin yaşadıkları, ülkemizin demokrasi, hukuk ve vicdan sınavı açısından son derece düşündürücü bir tablo ortaya koydu. Yıllardır emek veren, çocuklarımızı ve gençlerimizi geleceğe hazırlayan öğretmenler, bugün kendi gelecekleri için mücadele etmek zorunda bırakıldı.
Özel okul ve kurs öğretmenleri uzun yıllardır düşük ücretlerle çalıştırılmakta, ağır çalışma koşullarına maruz kalmakta ve çoğu zaman emeğinin karşılığını alamıyor. Birçoğu asgari ücret seviyesinde maaşlarla yaşam mücadelesi verirken, ek dersler, hafta sonu çalışmaları ve yoğun iş yükü altında mesleklerini sürdürmeye çalışıyor. Eğitim gibi kutsal bir görevi yerine getiren insanların ekonomik kaygılarla ay sonunu düşünmek zorunda bırakılması başlı başına bir adaletsizlik.
Diğer tarafta ise yıllarını üniversitelerde geçirmiş, KPSS'de yüksek puanlar almış, büyük fedakârlıklarla öğretmen olma hayalini kurmuş binlerce mülakat mağduru öğretmen bulunuyor. Bu öğretmenler, yazılı sınavlarda gösterdikleri başarıya rağmen mülakat süreçlerinde yaşadıkları mağduriyetler nedeniyle hak ettikleri atamalara erişemedi, hayalleri ertelendi, umutları kırıldı. Kimi yıllarca işsiz kaldı, kimi farklı sektörlerde çalışmak zorunda bırakıldı, kimi ise ekonomik ve psikolojik zorluklarla mücadele etti.
Bütün bu mağduriyetlere rağmen öğretmenler şiddete başvurmadı, "kamu düzenini bozacak" herhangi bir girişimde bulunmadı, sadece demokratik haklarını kullanarak seslerini duyurmaya çalıştı. Ancak ne yazık ki ortaya çıkan görüntüler, bir hukuk devletinde görülmemesi gereken görüntüler oldu.
Haklarını arayan öğretmenlerin ellerine kelepçe vurulması, yerlerde sürüklenmesi, sert müdahalelere maruz bırakılması ve adeta suçlu muamelesi görmesi toplum vicdanını derinden yaraladı. Bu görüntüler yalnızca öğretmenleri değil, adalet duygusuna sahip herkesi üzmüş ve düşündürdü. Çünkü karşı karşıya olduğumuz insanlar suçlu değil; öğrencilerine bilgiyi, ahlakı, adaleti ve insan sevgisini öğreten eğitim neferleri.
Bir toplumun öğretmenlerine reva gördüğü muamele, aslında o toplumun geleceğe bakışını da ortaya koyar. Eğer öğretmenler geçim sıkıntısı çekiyorsa, emeklerinin karşılığını alamıyorsa, hak aradıkları için baskıyla karşılaşıyorsa burada yalnızca öğretmenlerin değil, toplumun tamamının kaybettiği bir süreç yaşanıyor demek.
Öğretmenler lüks istemiyor. Ayrıcalık istemiyor. Kimsenin hakkına göz dikmiyor. Sadece emeklerinin karşılığını, adil bir çalışma hayatını ve hak ettikleri fırsatları talep ediyorlar. İstedikleri şey adalet, eşitlik, insanca yaşamak.
Bugün susturulmaya çalışılan sesler, aslında eğitim sisteminin içinde biriken sorunların haykırışı. Bu sesi duymak, anlamak ve çözüm üretmek gerekir. Çünkü öğretmenlerin mutsuz olduğu bir ülkede eğitimin güçlü olması mümkün değil. Eğitimin güçlü olmadığı bir ülkede ise kalkınma, gelişme ve toplumsal refah sadece bir temenniden ibaret kalır.
Yetkililerden beklentimiz; öğretmenlerin taleplerine kulak verilmesi, yaşanan mağduriyetlerin giderilmesi ve demokratik haklarını kullanan eğitim emekçilerine yönelik bu tür görüntülerin bir daha yaşanmamasıdır. Adaletin, hakkaniyetin ve insan onurunun gereği budur.
Unutulmamalı ki;
"Öğretmenin kelepçelendiği yerde sadece eller değil, bir ülkenin geleceği de zincire vurulmuş olur."
Ve unutulmamalı ki;
"Hak arayan öğretmenler değil, onların sesini duymayanlar tarihin vicdanında mahkûm olacaktır."
(AÖ/NÖ)