Geçen haftalarda bir e-posta geldi. Gönderen bir avukat, Berkay Türenç Türe. Anlattığı mesele çok tanıdık. Bir üniversite, erkek bir akademisyen, bir öğrenci ve bitmeyen bir şiddet döngüsü.
Genç bir kadın. Biz ona Elif diyelim. Ülkenin köklü üniversitelerinden biri olan Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde, Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü’nde okuyor. Lisansını tamamlamış, yüksek lisansa devam ediyor. Akademinin içinde kalmaya, kendi hayatını kurmaya çalışıyor.
Ve bir akademisyenle ilişkiye başlıyor. Araştırma görevlisi İ.K.Ö.
Sonrası, çok tanıdık. Elif anlatıyor:
“Benim bir adalet arayışım var. Kendimi güvende hissetmediğim bir eğitim hayatı geçirmeye çalışıyorum yaklaşık son bir buçuk yıldır. Bu sadece beni değil, tanıklık yapan arkadaşlarımı da kapsıyor. Okuldaki diğer kadın öğrenciler de tedirgin. Peki hoca devam ediyor mu? Evet. Ne yazık ki derslere girmeye devam ediyor.”
Üniversite içinde bir idari soruşturma yürütülüyor. Dosya rektörlükte. Hatta öğretim görevinden çıkarma yönünde bir değerlendirme olduğu söyleniyor. Ama buna rağmen tedbir kararı yok. Yani süreç devam ederken bile görevine ara verilmemiş.
Bir başka deyişle: Hakkında bu kadar ağır iddialar olan bir akademisyen hâlâ aynı sınıflarda, aynı kampüste.
Üstelik kendisi öğrencilere mesaj atarak “hakkındaki tüm suçlamalardan aklandığını” söylüyor. Oysa dosyada darp, tehdit ve şantaj iddiaları duruyor.
Elif’in anlattıkları ise bu “aklanma” iddiasıyla örtüşmüyor. Başlangıç, klasik bir güç ilişkisi hikâyesi:
Araştırma görevlisi, yıllar önce Elif’e ilgi duyduğunu söylüyor. Elif, evli olduğu için reddediyor. Bu reddediş zamanla bir takıntıya dönüşüyor. Bir süre sonra ilişki başlıyor. Elif için bu ilk ilişki. Karşısındaki erkek akademisyen ise boşanacağını söyleyen, ama bunu hiç gerçekleştirmeyen biri.
İlişki bittikten sonra ise süreç daha karanlık bir yere evriliyor.
"Polis 'babası savcı' dedi"
İ.K.Ö., silah bulduğunu, Elif’i ve hayatında olduğunu düşündüğü kişiyi öldüreceğini söyleyen mesajlar gönderiyor. Sonra şiddet. Elif’in ifadesiyle sabaha karşı evinin önünde yaşanan bir darp. Erkek akademisyen Elif’i saçından sürüklüyor, tokat atıyor ve bu noktadan sonra hukuki süreç başlıyor.
Elif, yaşadığı şiddeti şöyle anlatıyor:
“Sabaha karşı evimin önüne geldi. Saçımdan sürükledi, tokat attı, masalar, sandalyeler fırlattı. Tehditler, küfürler, hakaretler… Hiç beklemediğim bir şiddetle karşılaştım. O an ne yapacağımı bilemedim. Sonrasında da hukuki süreçte koruma kararım olsa bile hâlâ karşıma çıkabiliyor, beni takip edebiliyor. Kendimi eğitim hayatımda bile güvende hissetmiyorum.”
Elif aynı gün karakola gidiyor. İfade vermek istiyor. Saatlerce bekletiliyor. Sonra bir polis memuru gelip şunu söylüyor: “Bu adamın babası savcı. Biz bu ifadeyi almamış olalım. Sen de bugün buraya gelmemiş ol.”
Elif o gün karakoldan geri gönderiliyor. Ertesi gün savcılığa gitmeye korkuyor. Çünkü tehditler devam ediyor.
Daha sonra avukatı Berkay Türenç Türe ile birlikte hukuki süreci yeniden başlatıyorlar. Deliller sunuyorlar, ses kayıtları, mesajlar, tanıklar…
Hatta ailelerin bir araya geldiği bir görüşmede erkek akademisyenin birçok şeyi kabul ettiğine dair kayıtlar da var.
Buna rağmen, özellikle cinsel saldırı iddiasında, karşı tarafın ifadesi dahi alınmadan takipsizlik kararı veriliyor.
Avukat Türe’in ifadesiyle: “Etkili bir soruşturma yürütülmedi.” Dosya şimdi üst mahkemeye taşınmış durumda. Bir sonraki adım ise Anayasa Mahkemesi.
Koruma kararını ihlal ediyor
Bu süreçte Elif için bir koruma kararı çıkarılıyor. Koruma kararında yer alan “okula yaklaşmama” maddesi, erkek akademisyenin “ben burada hocayım” itirazıyla kaldırılıyor.
Yani Elif’i korumak için verilen karar, yine aynı kurumun içinden gelen bir itirazla delinmiş oluyor.
Elif bunu şöyle anlatıyor:
“Aynı kampüste karşılaşmaya devam ediyoruz. Kütüphanede gördüm. Bölümün önünde gördüm. Koruma kararı varken bile.”
Koruma kararının ihlaliyle ilgili başvurular yapılıyor. Duruşma açılıyor. Hakimin tutumu ilk anda umut verici. Ne yazık ki sonuç yine değişmiyor: Ceza yok.
Hukuki sürecin bir diğer dikkat çekici boyutu ise yavaşlık ve parçalı ilerleyiş. Elif’in avukatı Berkay Türenç Türe’nin yaptığı başvurular, sunduğu deliller ve detaylı itiraz dilekçelerine rağmen dosya aylarca neredeyse yerinde sayıyor.
Şikâyet dilekçesinin ardından uzun süre karşı tarafın etkin biçimde ifadeye çağrılmaması, delillerin bütüncül değerlendirilmemesi ve özellikle cinsel saldırı iddiasında “öğrenme tarihi” yerine “olay tarihi” üzerinden yapılan dar yorum, sürecin seyrini doğrudan etkiliyor. Buna karşılık itirazlar sürüyor, üst mahkemeye taşınan dosya için kapsamlı bir hukuki mücadele veriliyor.
Şimdi gözler bir yandan çıkacak kararlarda, diğer yandan da Anayasa Mahkemesi’ne yapılacak başvuruda.
Bu arada üniversite içinde de bir hareketlilik var.
Kadın öğrenciler ve kadın örgütleri sürecin farkında. 8 Mart’ta kampüste yapılan yürüyüşte bu şiddet döngüsü de gündeme geliyor. Erkek akademisyenin adı anılmadan protesto ediliyor.
Biyoloji Bölümü’nde imza toplanıyor. Afişler hazırlanıyor. Kadınlar, “Kadına şiddet faili akademisyen istemiyoruz” diyorlar.
“Suçu ikrar etti”
Elif’in avukatı Berkay Türenç Türe, sürecin tıkanıklığını şöyle özetliyor:
“Kendisinin bütün suçlarını zaten ikrar ettiği delillerimiz mevcut. Fakat şu andaki süreç yavaş ilerlediğinden dolayı sanırım böyle bir noktadayız. Bu yavaşlığın sebebi idari açıdan bir yavaşlık da olabilir, ama bir diğer olasılık, şahsın babasının savcı olması. Hukuki süreçte elimizde bir sürü delil olmasına rağmen takipsizlik kararının çıkmasının nedeni de bu olabilir gibi geliyor bize.”
Sonuç olarak üniversite yönetimi ise hâlâ net bir adım atmış değil. Disiplin soruşturması sürüyor. Eğitim-Sen de ayrıca bir disiplin süreci başlatıyor. Üstelik tüm bu süreçler devam ederken, erkek akademisyen hâlâ görevde. Hâlâ ders veriyor. Hâlâ aynı kampüste. Hâlâ Elif’in karşısına çıkabilecek mesafede.
Ve bütün bu tablo içinde Elif’in söylediği cümle, aslında her şeyi özetliyor:
“Ben artık kendimi güvende hissetmiyorum. Eminim ki ben ilk değilim son da olmayacağım. Umarım başka kadınlar böyle süreçler yaşamazlar…”
Özgür ve adaletli yeni birhafta gelsin. Elbette eşitlik mücadelesinden yana.
(EMK)







