Diyarbakır ve İstanbul’da eş zamanlı olarak açıklanan 2026 yılı Newroz programı Karakoçan, Sur, Kadifekale ve Doğubeyazıt’taki kutlamalarla 11 Mart’ta başladı. Dün, 24 Mart’ta Silopi’deki kutlamayla da tamamlandı. Van’da Newroz alanına girişte ‘güvenlik’ adına katılımcılara dayatılan üst araması ve GBT (genel bilgi toplama) dayatması-tacizi dışında, kamuoyuna yansıyan herhangi bir olumsuzluk yaşanmadı. Aksine alanlardan yükselen coşkuya, inada, kararlılığa ve ısrarlı barış, özgürlük ve demokrasi talebine tanık olduk.
Newroz 2026
Tarihsel ritüeli, anlatısı ve Türkiye’de Kürtlerin politik ve yasal koşullarının doğalında mücadele ve direnişle birlikte kutlanan, siyasallaşmış tek bayram olarak bildiğimiz Newroz, 2026 yılında da Kürtlerin yoğun yaşadığı illerde olumsuz hava koşullarına rağmen, büyük bir katılım ve coşkuyla kutlandı. Konuşmacılar, yaklaşık 53 merkezde, Özgürlük ve Demokrasi Newrozu temasına paralel mesajlar verdi. “Yeni” dönemin başlangıcı olduğunu vurguladı.
Katılanların bileşimi açısından Diyarbakır ve Van ile İstanbul ve İzmir arasında büyük farklılıklar görünmüyordu. Kürtler dışındaki katılımın en fazla görünür olduğu İstanbul’da bile DEM Parti’nin DBP dışındaki bileşenleriyle seçim ittifakındaki bazı partilerin oldukça zayıf görünen katılımları söz konusuydu. Ayrıca, Alevi örgütlerinin katılımının önceki yıllara göre belirgin bir artış gösterdiği izlenimi de vardı. Bir de kent uzlaşısının diğer bileşeni ana muhalefet partisi genel başkanının bu yıl ki mesajında 2025 yılındakine göre daha da somutlaşan belirleme ve talepleri de dikkate değerdi. Her ikisi de 21 Mart’larda Diyarbakır’da kutlanan Newrozlarda okundu.
Süreç
2024-2025 yasama yılı açılışında “siyasi tokalaşmayla” kamuoyunda görünür olmaya başlayan, 27 Şubat 2025 tarihinde PKK lideri Abdullah Öcalan tarafından yazılı olarak kamuoyu ile paylaşılan “Barış ve Demokratik Toplum İçin” başlıklı metinin içeriğiyle daha da somutlaşan süreç, TBMM’de Ağustos 2025 tarihinde kurulan Komisyon’un hazırladığı raporun EMEP ve TİP üyelerinin ret, CHP’li bir üyenin de çekimser oylarına karşın, oy çokluğuyla kabul edilmesinin ardından yeni bir döneme girdi. Yedi bölümden oluşan rapor çok genel olarak, barışacak taraflarca silahların susmasının kalıcı hale gelebilmesinin kabul edilebilmesi için yapılması gerekenlere ilişkin önerilerden oluşuyor.
Ana hatları itibarıyla yazının bir önceki paragrafına sığdırılmaya çalışılan bu tarihsel süreç, 2026 Newroz’unu da öncekilerden farklı kılıyor. Çünkü, Türkiye’de 40 yılı aşan bir süredir devam eden “düşük yoğunluklu savaş” yine tarafları eliyle resmen sonlandırılabilecek bir aşamaya gelmiş durumda. Ülkede yıllardır bu siyasi bayramın, Newroz’un da öznesi haline gelen barışın hayata geçirilebilmesinin olasılığı daha önce olmadığı kadar arttı. Elbette her şey bitmiş değil, hatta riskin önemli bir bölümü devam ediyor. Ancak, daha önce olmadığı bir merhalede olduğunu da gören gözler, duyan yürekler fark edebiliyor.
Siyasi bayramda kimler vardı?
Beklenirdi ki 2026 yılı Newroz’u Ankara’da, İzmir’de özellikle de İstanbul’da önceki yıllardan daha farklı kutlansın. Pek çok birlikte mücadele sürecinde olduğu gibi, barış talebi de sosyalist, sol, sosyal demokrat ve demokrat çevre, yapı ve partilerin 1 Mayıslardakine, Gezi-Haziran İsyanındakilere benzer bir katılımıyla Newroz meydanında da hep birlikte dile getirilebilsin. Maalesef olmadı. Muhalefetin, bu süreçte ‘barış ile demokratikleşmeyi birbirine koşul’ olarak kabul ettiklerini doğrudan ve/veya dolaylı olarak ifade eden bölümü Newroz kutlamalarında yoktu.
Bunlar hepimizin talebi olabilir
Bu ülkede silahların susmasını, hasta siyasi mahpuslarla tutukluluk süresi 30 yılı aşan mahpusların salıverilmesini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararlarının uygulanmasını, kayyım uygulamasının ülke genelinde kaldırılmasını, silahlarını bırakacak olanların hukuki süreçlerinin ve demokratik siyasete entegrasyonunun belirlenmesini, fiili olarak süreci yürütmekte olan Abdullah Öcalan’ın statüsünün “resmi” bir içerik kazanmasını talep etmenin hangisi gereksiz? Hangisi “demokrasi” koşulunu beklemeli? Hangisi sosyalist hatta demokrat bir kimlik için uygun değil? Tabii ki hiçbirisi.
Ortak tutum
Sudan sebep yaratmaya son vermek için, barış talebinin toplumsallaşması ve barışın kalıcı hale gelebilmesi için birlikte tutum almak, dayanışmak için hâlâ az da olsa zaman var. Bundan sonrası ise ancak telafisi mümkün olmayan bir pişmanlığın vesilesi olabilir. Bu tutumda ısrar barışla birlikte, daha da yaygın, daha da güçlü olarak devam etme olanağı taşıyacak olan demokrasi, sosyal ve ekonomik haklar, özetle “insanca yaşam” için “ortak mücadelenin”, dayanışmanın koşullarını erozyona uğratır. Sosyalistler olarak birbirimize tabi olmadan güvenmenin, birlikte umut etmenin, dayanışmanın ve yol yürümenin bu kadar kısa sürede hedefine ulaşabilme olasılığı yakın tarihimizde böylesine güçlü olmamıştı. Eleştirel olmanın yanında, empati yapmaya ve yıkıcı olmamaya her zamankinden daha fazla gereksinimimiz var.
Riskin azalması için
Dünya örneklerinde de görüldüğü gibi, çatışma çözümlerinde sürenin uzaması karşıtlarına yarıyor. Oluşan olumlu ortam bozulabiliyor. Buna karşın, kamuoyuna açıklananlar ve basından takip edilenler üzerinden iktidarın bugüne kadar her seferinde değişik gerekçelerle gerekli adımları atmayı ötelediği de açık olarak görülüyor. Oysa, düşük yoğunluklu savaşın tarafı olarak PKK, lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine önce Mart 2025’te tek taraflı ateşkes ilan ettiğini sonra Mayıs 2025’te gerçekleştirdiği kongresinde kendisini feshettiğini açıkladı. Sonrasında da Temmuz 2025’te sembolik olarak silah yakma töreni düzenledi. Ancak, sekiz ay önce silahlarını yakanların ülkelerine geri dönüş koşulları bugüne kadar belirlenmedi bile. Tüm bu olumsuzluklara karşın, Kürt halkının barış ve demokratik entegrasyon talebi azalmadı. Newroz kutlamalarında da gördük ki güçlü bir biçimde artarak devam ediyor. Buna karşın, iktidarın tutumu sürece yönelik güven kaybını her geçen gün daha da artırıyor.
Çocuklarımız için
Artan güven kaybının barış ve demokratik entegrasyon talebini, heyecanını, umudunu azaltmaya başlamaması son sürecin akıbetinin öncekilerden farklı ve kalıcı olabilmesi için iktidar, atması gereken adımları “bayramdan sonra” gibi ucu açık bir zaman diliminde değil, iki bayram arasında, Haziran 2026’dan önce atmalıdır.
Hasta siyasi mahpuslar ve tutukluluk süresi 30 yılı aşan mahpuslar serbest bırakılmalıdır. Fiili olarak süreci yürütmekte olan Abdullah Öcalan’ın statüsüne “resmi” bir içerik kazandırılmalıdır. AİHM’nin ve AYM’nin kararları uygulanmalıdır. Silahlarını bırakacak olanların hukuki süreçlerinin ve demokratik siyasete entegrasyonu için yasal düzenleme yapılmalıdır. Kayyım uygulaması ülke genelinde kaldırılmalıdır. Düşük yoğunluklu savaşa karşı “Bu Suça Otak Olmayacağız” metnine imza atarak barış talep ettikleri için üniversitelerinden ihraç edilen bütün akademisyenler görevlerine iade edilmelidir. Yüzleşmenin koşulları sağlanmalıdır.
Bugünlerde barışın toplumsal talebe dönüşmesi, iktidarın daha fazla gecikmeden gereken adımları atması, barışın sağlanması, kalıcılaşması ve demokratikleşme için birlikte mücadeleye her zamankinden daha fazla gereksinim var. Hedef(ler) somut, hedef(ler)e çok yakınız. Bütün bunlar yalnızca Kürtlerin ve Kürt Özgürlük Hareketi’yle 15 Ekim 2011’de başlayan Halkların Demokratik Kongresi (HDK) sürecinden itibaren stratejik ittifak kuran sosyalist parti, yapı ve bireylerin talebi, görevi ve ödevi olarak kalmamalı. Barış hepimiz, daha çok da “çocuklarımız” için gerekiyor. O nedenle talep, görev ve ödevin de ötesinde sorumluluk, stratejik ittifakın dışındaki sosyalistleri de kapsıyor.
“Davet” adlı şiirinde şairin dediği gibi:
“Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim…”
(OH/TY)







