Hep yanlış buldum bize verdikleri adı:
Göçmen,
Göç eden demektir bu, oysa biz
Göç etmedik, kendi isteğimizle
Seçerek başka bir ülkeyi, gelmedik
…
Bir yuva değil, bir sürgün yeri olur ancak
Kabul edildiğimiz ülke bize
Bertold Brecht
Annie Moore 20 Aralık 1891 günü İrlanda’nın güneyinde yer alan şimdiki adıyla Cobh o dönemki adıyla Queenstown Limanı’nda demirli Nevada isimli buharlı gemiye binmişti. Bir eliyle 15 yaşındaki erkek kardeşi Anthony’i diğer eliyle de 12 yaşındaki erkek kardeşi Philip’i tutmuştu. Henüz 18 yaşında olmasına karşın dört yıldır kardeşlerinin hem anası hem de babası olmuştu. Çocuk omuzlarına yüklenen sorumluluk çabucak olgunlaştırmıştı genç kadını.
Bir milyondan fazla insanın açlıktan ölümüne neden olan İrlanda Patates Kıtlığının üzerinden neredeyse 40 yıl geçmiş olmasına karşın halen etkileri hissediliyordu. Annie’nin yaşadığı bölge olan County Cork nüfusunun üçte birini açlığa kurban vermişti. Bir o kadarı da hayatta kalabilmek için aç biilaç yollara düşmüştü. En çok da Amerika Birleşik Devletleri’ni (ABD) gurbet bellemişlerdi. Annie’nin anne ve babası da dört yıl önce çıkınlarına umudu katık edip düşmüştü Amerika yollarına.

Annie Moore ve kardeşleri
Göç sırası Annie ve erkek kardeşlerine gelmişti. Bir yanda anne ve babalarına kavuşacak olmanın sevinci, diğer yanda yolun bilinmezliği. Karışık duyguların git gelindeyken çalan geminin kampana sesini duymuştur elbet ve gemi Kelt Denizi’nin açıklarına doğru ilerlerken, çelik gibi soğuğa aldırış etmeden koşarak güverteye de koşmuştu. Ne de olsa gidip dönmemek de var. Son kez doğup büyüdüğü toprakları görmeyi istemiştir elbet.
On bir gün ve on bir gece okyanusun hırçın dalgaları ile boğuştuktan sonra New York açıklarında kara görünmüştü. Gemi yavaş yavaş Henry Hudson’ın 1609’da Atlantik ile Pasifik Okyanuslarını birleştiren bir kanal olabileceği umuduyla kat ettiği nehrin ağzına gelmişti. Özgürlük Heykeli 92 metrelik boyu ve ışık saçan meşalesi ile Annie ve kardeşlerini karşılamıştı. Bir an önce anne ve babasına kavuşmak için geminin rıhtıma yanaşmasını bekleyen Annie ve kardeşleri, karaya ayak basmadan, diğer üçüncü sınıf yolcularla birlikte, bir mavnaya bindirilmişti. Mavna dümenini New York Limanı’nın biraz açığında, Özgürlük Heykeli’nin gölgesinin üzerine düştüğü küçücük bir adaya doğru kırmıştı. Bu ada Ellis Adası idi.
XVI. yüzyılda bölgede yaşayan Moheganlar tarafından Martı Adası, XVII. yüzyılda Hollandalıların adayı ele geçirmesi ile İstiridye Adası, XVII. yüzyılda korsanlıktan hüküm giyenlerin asılması için kullanıldığı için Darağacı Adası olarak adlandırılan bu ada; 1874’te Galli bir tüccar olan Samuel Ellis’in satın alıp balıkçılar için bir taverna açması ile Ellis Adası adını almıştı. Resmi adı haritalarda Ellis olarak geçse de ada 1892’den sonra bazıları için Istırap Adası, bazıları için Gözyaşı Adası; bazıları için de Umut Adası ismini aldı.
Çünkü bu ada 1 Ocak 1892’den 12 Kasım 1954’e kadar açlıktan, yoksulluktan, ayrımcılıktan ve savaştan kaçarak Amerika’ya dümen kıran göçmenler için bir istasyon olmuştu. Kimi bu istasyondan geçip “umutlar” diyarı olan Amerika’ya adım atarken; kimi de ıstırap ve gözyaşı içinde gerisin geri geldikleri ülkeye gönderilmişti.
İşte Annie bu istasyona ayak basan ilk göçmen olmuştu. Nevada Gemisi’nin birinci ve ikinci sınıf yolcuları hızlıca gemide doktor muayenesinden geçirilerek karaya ayak basmışken; güverte altında yolculuk yapmış olan Annie, kardeşleri ve diğer üçüncü sınıf yolcular Ellis Adası’na götürülmüş.
Göçmenler Ellis Adası’nda önce bulaşıcı hastalıklar açısından incelenirmiş. Bu hastalıklardan körlüğe neden olan trahom göçmenlerin kâbusuymuş. Kör olacaklarından değil de geri gönderileceklerinden korkarlarmış. Çünkü göçmenlerin en sık geri gönderilme nedeni trahommuş. Ayrıca bu hastalığın tespiti için göz kapağının ters çevrilmesinde kullanılan düğme kancası da göçmenler için büyük bir endişe kaynağıymış. Bulaşıcı hastalık şüphesi olanlar tebeşirle işaretlenerek ileri incelemeye tabi tutulurmuş. Hastalık incelemesinden geçen göçmenlerin bedensel ya da zihinsel engelli olup olmadıkları tespit edilirmiş. Çünkü devlete yük olma ihtimali olan üçüncü sınıf göçmenler de Amerika’ya ayak basamazlarmış. Hele bir de yasa dışı işlere bulaşacağından şüphelenildi mi ver elini sıla.
Annie şanslı yoksul göçmenlerdenmiş ve Amerika’ya ayak basarak ailesine kavuşmuş ve ömrünün sonuna kadar Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşamış. Hatta Ellis Adası’na ilk ayak basan göçmen olması nedeniyle adaya heykeli bile dikilmiş. Peki ya Annie kadar şanslı olmayan göçmenler; gurbete varamadan sılaya dönenler ya da sılaya bile dönemeyenler… Yani asla heykeli dikilemeyecek, hikâyesi anlatılamayacak olanlar.
1892-1954 yılları arasında 12 milyondan fazla göçmen Ellis Adası’na ayak basmış. Hatta bir iddiaya göre Ellis Adası’na ayak basarak Amerika’ya girenlerin çocukları ve torunları şu anki Amerikan nüfusunun yüzde 40’ını oluşturuyormuş. İşte göçmenlerin kurduğu bu ülke bugün geldi göçmen düşmanı oldu.
İnsan insan olalı önce aç kalmamak için ana yurdu Afrika’dan göç etti, sonra göç ettiği Avrupa’dan, Asya’dan ve diğer kıtalardan kimi zaman iklim koşulları nedeniyle, kimi zaman açlık nedeniyle, kimi zaman savaşlar nedeniyle, kimi zamanda insanın insana zorbalığı yüzünden göç etti. Günümüzde dünya üzerinde yaklaşık 300 milyon göçmen nerenin gurbet, nerenin sıla olduğuna aldırış etmeden yersizliğe ve yurtsuzluğa alıştı.
Ya da alıştı mı gerçekten? Yediği ekmeğin tuzu, içtiği suyun tadı, memleketinin kokusu, esen rüzgârın tenine dokunuşu, anadilinin tınısını olmadan alışılabilir mi gurbete? Eğer gurbete varılabilmişse elbet. Brecht 1937’de Danimarka’nın Svendborg şehrinde sürgünken yazdığı “Göçmenlerin Adlandırılması Üzerine” başlıklı şiirinde “Bir yuva değil, bir sürgün yeri olur ancak/Kabul edildiğimiz ülke bize” diyerek göçmenlikle sürgünlük arasındaki ayrımı vurgular. Aslında her göç aynı zamanda bir sürgün değil midir kendi özünden? Özgürlüğün gölgesi üzerine düşse de…
Meraklısına not: Birleşik Devletler Adalet Bakanlığı’nın 1976 yılı Göç ve Vatandaşlığa Kabul Hizmetleri Raporuna göre 1881-1950 yılları arasında Türkiye’den (Raporda Türkiye olarak belirtilmiş) ABD’ye göç eden 361 bin 327 kişi Ellis Adasına ayak basmıştır. Ellis Adası’na ayak basan Türkiyelilerin yıllara göre sayılarına baktığımızda şöyle bir tablo ile karşılaşırız:
1881-1890 arasında 3 bin 782 kişi, 1891-1900 arasında 30 bin 425 kişi, 1901-1910 arasında 157 bin 369 kişi, 1911-1920 arasında 134 bin 66 (I. Dünya Savaşına rağmen), 1921-1930 arasında 33 bin 824 kişi, 1931-1940 arasında 1.063 ve 1941-1950 arasında da 798 kişi.

Türk Banka Güvenlik Görevlisi, Ellis Adası-9 Şubat 1912
Adaya ilk ayak basmış kişiden bahsedip de adadan son ayrılan kişiden bahsetmesem yazı eksik kalır. 12 Kasım 1954 günü Ellis Adası’ndan son ayrılan kişi Norveçli denizci Arne Pettersen’dir. O yıllarda Amerika’ya deniz yoluyla gelen göçmen olmayan denizcilere 29 gün ülkede kalma izni veriyormuş. Oysa Pettersen’ın göçmen olmamasına karşın bu süreyi oldukça aştığı tespit edilerek gözaltına alınmış. Ellis Adası’na getirilen bu kaçak denizci adanın son konuğu olmuş. Ardından da sınır dışı edilmiş.




