Baskıya direniş ahlaktır
Ahlak var mı?
Adalet yok mu?
Bu iki soru arasındaki ilişkiyi siyasetçi nasıl kurar?
Ahlak ve ahlak bekçiliği yapabilmek bu kadar kolay mıdır?
Tanık olduğumuz olaylar insanın içini karartıyor. Acı ve çok ekşi…
Ahlak, tat alma duygusu gibidir. Jonathan Haidt; diliniz tatlı, tuzlu, acı, ekşi tatları algılayabiliyorsa ahlakın tadını da algılayabilir diyor[i]…
Ahlak kavramı Arapça “huy” anlamına gelen “hulk” kelimesinin çoğuludur.
Ahlaktan geçilmeyen, herkesin bir anda sarıldığı ve günlük yaşamı etkileyen bir anlatım olarak “ahlak” nedir?
Yaratılış diyebiliriz, huy ve karakter anlamına da gelir. Bireylerin ve toplumların yaşam biçimlerini düzenler. İyi ile kötüdür. Doğru ile yanlıştır. Bunları birbirinden ayırt edendir. Ahlak kurallardır, normlar bütünüdür.
Bireylerin tek tek kendi dünyalarındaki davranış biçimlerini şekillendiren ahlak bireysel hakları ve özgürlükleri toplumun merkezine taşıyabilir. Buna karşılık bir toplumda ahlaka aykırı kabul edilen davranış, başka bir toplumda aykırılık olarak görülmeyebilir.
O zaman etik nedir?
Eski Yunanca ethos sözcüğünden türetilmiştir. Alışkanlıklardır, töredir. İnsan davranışlarını doğru/yanlış, iyi/kötü anlamında değerlendiren felsefi disiplindir. Kant için “evrensel ahlak” demektir. Bireylerin, kurumların ve devletlerin davranış biçimlerini değerlendiren şey etiktir.
Ahlaktan farklıdır. Değişmeyen, evrensellik iddiasını içinde barındıran ilkelerdir. Toplumdan topluma çok az değişkenlik gösterir. Kısaca etik; insana ait değerlerdir.
Etik hem bireyleri hem toplumu sorumluluk altına alır.
İnsan davranışlarının yol göstericisidir. Pusulasıdır, bir dizi ahlaki ilkedir, değerdir.
Bir eylemde bulunma zorunluluğunu taşır veya kişinin kendi eylemlerinden sorumlu olmasını ve/veya sorumlu tutulmasını ifade eder.
Etik ve ahlak insan yaşamını ve toplumsal sorumlulukları yönlendirir. Yüzyılımızda birbirinden ayrı gözükseler bile birbirine olan yakınlıkları toplumu ve insanları etkilemiştir.
Ahlak, toplumsal değerler üzerinden kendisini gösterir.
Etik evrensel ilkeleri, sorgulamayı ve sorumlulukları esas alır.
Etik ve ahlak teorik kavramlar olmaktan çoktan çıkmıştır. Yaşamın ve toplumun merkezindedir. Herkesin en çok tartıştığı ilkelerdir.
Günümüzde yolsuzluk var, ortadan kaldırılması gerekir diyen “ahlak bekçilerinin” bir dizi tutarsızlıklarıyla tanışan toplum; artık olsun varsın demiyor!
Toplum biliyor… Etik denilince; adalet, dürüstlük, insan onuru, yaşam hakkıdır. Bu ilkeler insana ait değerlerdir. Evrenseldir, toplumdan topluma değişmez. Toplumu ve bireyleri sorumluluk altına alır.[ii]
Türkiye’de olup bitenlere bakarsanız; herkesin ağzından düşmeyen ahlak ve etik kurallar siyasetçilerin cebinden çıkıp ortalığa dökülünce herkesin sorumlulukları sorgulanır.
Başta ahlak diyenlerin hallerine dair etik ilkeler; ahlak bekçilerinin ahlaksızlıklarını sorgular… Çünkü etik ilkelerle çerçevelenmiş ahlakın içini doldurur.
Ahlak; insanların güven duygusunu sağlayabilmek için sosyal birleştiricilik işlevine sahiptir.
Lawrence Kohlberg’e göre ahlak bitmeyen bir adalet arayışıdır. Günlük verilen küçük küçük kararlar ortaya ahlakın dokunulmaz yapısını ve büyüklüğünü çıkarabilir.
Ahlak, gelenekseldir.
Etik, vicdani ilkelerdir.
Doğru yapıp yapmadığınızı sorgulayabilirsiniz, bu ahlaki sorgulamanızdır.
Vicdan azabı çekerseniz eğer; davranışınızı ve sonuçlarını etik yönden sorgulamışsınız demektir.
“Ben” değil, yerine “biz” denilebilirse; insanlar birbirlerine karşı ahlaki yükümlülüklerini anımsar…
Örnek olarak adaleti alalım.
Siyasetçilerle yargı arasındaki ilişkilerden yola çıkalım…
1997-1998'de adli yıl açış konuşmasında Yargıtay Birinci Başkanı Mehmet Uygun’un sözlerine kulak verelim:
“İnsanlığın doğuşundan beri söylenen fakat tanımı yapılırken en çok zorlanılan bir kavramdır. Adaleti algılayamayanlar bile yeri gelince adaletsizlikten yakınıp, "adalet yok mu? ..." diye haykırır. Adalet, devlete meşruluk kazandıran güçtür.
Meşruiyetinin bu kaynağını unutan siyasal güç (otorite) zaman zaman adalet ve özgürlük aleyhine genişleme eğilimi gösterirse de hukuk devleti bu genişlemeyi önleyici çarkları daima işler durumda tutmalıdır. İnsan onuruna saygılı hiçbir yönetim, milli irade ile yargıyı karşı karşıya getirmez. Siyasi kuvveti kaba kuvvetten ayıran özelliklerin başında adalet gelir.
Yargılama erki yasamadan ve yürütmeden ayrılmamışsa orada hürriyet yoktur. Eğer yargı erki yasama ile birleşmişse vatandaşın hayat ve hürriyeti keyfiliğe tabi olacaktır. Yok eğer yargı erki yürütme erki ile birleşirse hükümler tahakküme dönüşür.
Bu sakıncaları yok etmek için yargı bağımsız olmalıdır. Bağımsız yargı; yeri ve zamanı geldiğinde yasamanın ve yürütmenin kendi mensupları için de sığınılacak en sakin limandır. Bu kesinlikle böyle bilinmelidir. Siyaset ve hukuk tarihi ve tarihimiz bunu bilmezliğin veya bilmezlikten gelmenin hazin ve ibret verici örnekleriyle doludur”
Özgürlük/baskı karşısında “…yargı erki yürütme erki ile birleşirse hükümler tahakküme dönüşür”. İşte o zaman ahlak; zorbalığa direniş göstermek demektir.
Ahlak budur.
Etik sorumluluk budur.
Komisyon kurarak “kirlileri” tespit edecekler(miş). Kim bunlar? Siyasiler “kirliliği” iddianamelere bakarak, dosyaları inceleyerek yapacaklarını ifade ediyorlar.
Başımızdaki iddiacıların, adalete bakan adamların suçlamaları yetmedi mi?
Bu memleket daha ne kadar tahakküm altında kalacak?
İddianameler iddiadır, sadece suçlar!
Etik; vicdani sorumluluktur. İnsan onurunu korur, evrenseldir.
Ahlak; iddianame yazmaz. Suçlamaz!
Ahlak; ayıplar. Utancınız olur. İnsanlara yaşattığınız her ayıp, utancınız olsun!
Etik; vicdan sızlatır. Sorumsuzluğunuzdur.
Masumiyet karinesi, ahlak bekçilerinin oyuncağı değildir.
Düdüğü ötmeyenlerin ahlakı yoktur.
Etik’miş!…
[i] Hakan Türkçapar. İnsan Doğasının Karanlık Yüzü Psikeart 102. Ahlak. Kasım Aralık 2025. Sayfa 16 ve devamı
[ii] Kadircan Keskinboğa. Etik Nedir, ahlak nedir, aralarındaki ilişki veya farklılık nedir? Psikeart 102. Ahlak. Kasım Aralık 2025. Sayfa 81 ve devamı
(Fİ/HA)