Koruyucu ve önleyici hizmetler güçlenmeden çocuklar korunamaz
Bu değerlendirme, 14/7/2026 tarihli Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun teklifinde çocuklara ilişkin öngörülen düzenlemelerin Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Çocuk Hakları Komitesi'nin 24 No'lu Genel Yorumu, Anayasa'nın çocukların korunmasına ilişkin hükümleri ve çocuk adalet sisteminin temel ilkeleri çerçevesinde incelenmesi amacıyla Av. Kardelen Ateşci (LL.M) ve Uzman Sosyolog Özgür Aktütün tarafından hazırlandı.
Kanun teklifi incelendiğinde ise çocuklara ilişkin düzenlemelerin önemli ölçüde ceza artırımları, infaz rejimi, kapalı kurum uygulamaları ve güvenlik eksenli tedbirler üzerine yoğunlaştığı; buna karşılık çocukların suça sürüklenmesini önlemeye yönelik koruyucu sosyal politikaların, erken müdahale mekanizmalarının, aile destek hizmetlerinin ve kurumlar arası çocuk koruma sisteminin güçlendirilmediği görülüyor. Teklif gerekçesinde çocuk suçluluğunun nedenlerine ilişkin bazı tespitlere yer verilmekle birlikte, önerilen değişikliklerin bu nedenleri nasıl ortadan kaldıracağına veya çocukların yeniden suça sürüklenmesini nasıl önleyeceğine ilişkin bilimsel bir etki analizine yer verilmiyor.
Bu çerçevede aşağıda, kanun teklifinde çocuklara ilişkin öngörülen düzenlemeler çocuk hakları perspektifinden değerlendirilmiş çocuğun üstün yararı, ayrımcılık yasağı, özgürlüğünden yoksun bırakmanın son çare olması, rehabilitasyon ve yeniden topluma kazandırma ilkeleri bakımından ortaya çıkan başlıca sorunlar ortaya konuldu.
1. İnfaz ağırlıklı yaklaşım, çocuk adalet sisteminin ruhuyla bağdaşmamaktadır.
Teklif incelendiğinde, çocuklara ilişkin değişikliklerin önemli bir bölümünün ceza miktarlarının artırılması, yaş küçüklüğü indiriminin sınırlandırılması, tekerrür hükümlerinin genişletilmesi, infaz rejiminin ağırlaştırılması ve kapalı çocuk ceza infaz kurumlarına ilişkin olduğu görülmekte. Buna karşılık çocukların suça sürüklenmesini önlemeye yönelik sosyal politikalar, erken müdahale mekanizmaları, aile destek hizmetleri ve koruyucu sosyal hizmet modelleri güçlendirilmemekte.
Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 3, 37 ve 40. maddeleri ile BM Çocuk Hakları Komitesi'nin 24 No'lu Genel Yorumu uyarınca çocuk adalet sisteminin temel amacı cezalandırma değil, çocuğun rehabilitasyonu, yeniden topluma kazandırılması ve yeniden suça sürüklenmesinin önlenmesidir. Teklif ise çocuk adalet sistemini koruyucu ve onarıcı bir yapıdan uzaklaştırarak infaz ve güvenlik eksenli bir yaklaşıma yöneltmekte.
2. “Suça sürüklenen çocuk” kavramının değiştirilmesi çocuk hakları yaklaşımını zayıflatmaktadır.
Teklif, “suça sürüklenen çocuk” kavramını “adli süreçteki çocuk” olarak değiştirmektedir. Gerekçede bunun ön yargıyı önleme amacı taşıdığı belirtilmektedir. Ancak “suça sürüklenme” kavramı, çocuğun suça bireysel tercihiyle değil, çoğu zaman sosyal çevresi, ihmal, istismar ve yoksulluk gibi koşullar nedeniyle yöneldiğini kabul eden çocuk hakları yaklaşımının ürünüdür. Bu kavramın kaldırılmasıyla çocuk yalnızca adli sürecin öznesi olarak tanımlanmakta; devletin koruma yükümlülüğü ve çocuğun suça sürüklenmesine neden olan sosyal faktörler görünmez hâle gelmekte.
3. Çocuklara özgü ceza sorumluluğu rejimi zayıflatılmaktadır.
Teklif ile belirli suçlar bakımından 15-18 yaş grubundaki çocuklar hakkında yaş küçüklüğü indiriminin uygulanmaması, 12-15 yaş grubundaki çocuklar hakkında ise 15-18 yaş grubuna ilişkin ceza rejiminin uygulanabilmesi öngörülmektedir. Böylece çocukların gelişimsel özelliklerini esas alan yaş gruplandırması zayıflatılmakta ve çocuklara özgü ceza sorumluluğu rejiminden uzaklaşılmaktadır.
Düzenleme, çocuk hakları hukukunun temelini oluşturan rehabilitasyon ve yeniden topluma kazandırma ilkeleri yerine cezalandırıcı yaklaşımı güçlendirmektedir.
4. Çocuklar bakımından tekerrür rejimi genişletilmektedir.
Teklif ile tekerrür hükümlerinin uygulanmasındaki yaş istisnası 18 yaştan 15 yaşa indirilmektedir. Böylece 15 yaşını doldurmuş çocukların işledikleri suçların tekerrüre esas alınması öngörülmektedir. Çocuk adalet sistemi damgalamayı değil rehabilitasyonu esas almalıdır. Tekerrür hükümlerinin çocuklar bakımından genişletilmesi, çocukların yeniden topluma kazandırılması amacıyla bağdaşmayan, cezalandırıcı yaklaşımı güçlendiren bir düzenleme niteliğindedir.
5. Yaş Küçüklüğü indirimi istisnalaştırılmıştır.
Teklif gerekçesinde, mevcut düzenlemenin hâkime somut olayın özelliklerini değerlendirme bakımından yeterli takdir alanı tanımadığı ifade edilmekte ve değişiklik "ölçülülük", "ceza adaletinin sağlanması" ve "suçla daha etkin mücadele" gerekçeleriyle açıklanmaktadır. Ancak mevcut sistemin neden yetersiz kaldığına, önerilen düzenlemenin çocukların yeniden suça sürüklenmesini nasıl önleyeceğine veya daha ağır ceza tehdidinin çocuk suçluluğunu azaltacağına ilişkin herhangi bir bilimsel veri ya da etki analizine yer verilmemektedir. Bu nedenle düzenlemenin gerekliliği ve çocuk adalet sistemi bakımından sağlayacağı fayda somut biçimde ortaya konulamamıştır.
Çocuk hakları hukuku bakımından yaş küçüklüğü indirimi, işlenen suçun niteliğine bağlı bir ayrıcalık değil, çocuğun gelişimsel özelliklerinden kaynaklanan ceza sorumluluğu rejiminin temel unsurudur. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 40. maddesi ve BM Çocuk Hakları Komitesi'nin 24 No'lu Genel Yorumu uyarınca çocuk adalet sistemi, çocukların gelişim düzeyini esas alan, rehabilitasyonu ve topluma yeniden kazandırılmayı önceleyen özel bir sistem olarak yapılandırılmalıdır. Buna karşılık teklif, belirli suçlar bakımından yaş küçüklüğünün sonuçlarını sınırlandırarak cezalandırıcı yaklaşımı güçlendirmektedir.
Ayrıca düzenleme ile hâkime tanınan takdir yetkisinin dayanağını oluşturan "kusurun ağırlığı", "güdülen amaç ve saik" ve "suçun işleniş şekli" gibi kriterlerin çocuklar bakımından nasıl değerlendirileceğine ilişkin herhangi bir ölçüt öngörülmemiştir. Bu durum benzer olaylarda farklı uygulamalara yol açabilecek, öngörülebilirlik ve hukuk güvenliği ilkeleri bakımından tartışma yaratabilecektir.
6. Değişikliklerin çocukların suça sürüklenmesini nasıl önleyeceği açıklanmamaktadır.
Çocuk suçluluğunun yoksulluk, ihmal, istismar, eğitimden kopma, bağımlılık, aile içi şiddet gibi çok boyutlu nedenleri değerlendirilmeden yalnızca cezaların artırılması tercih edilmiştir. Bu yönüyle teklif, önleyici çocuk koruma politikalarından uzaklaşmaktadır.
7. Aileyi, bakım vereni destekleyen koruyucu mekanizmalar yerine cezalandırıcı yaklaşım benimsenmiştir.
Teklif gerekçesinde, çocukların eğitim hakkından yoksun bırakılması, bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihmal edilmesi ile ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanmamasının çocukların gelişimini olumsuz etkilediği ve suça sürüklenme riskini artırdığı açıkça kabul edilmektedir. Buna rağmen düzenleme, bu sorunların önlenmesine yönelik aile destek hizmetleri, sosyal yardım mekanizmaları, ebeveyn destek programları veya erken müdahale modelleri öngörmemekte; yalnızca aile hukukundan doğan yükümlülüklerin ihlaline ilişkin ceza miktarlarını artırmaktadır. Oysa çocuk koruma sisteminin temel amacı, çocuğun suça sürüklenmesine neden olan risk faktörlerini ortaya çıkmadan önce ortadan kaldırmak ve aileyi güçlendirmektir. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 18. maddesi uyarınca devletler, çocukların yetiştirilmesinde ebeveynlere gerekli desteği sağlamak ve çocuk bakım hizmetlerini geliştirmekle yükümlüdür. Benzer şekilde Sözleşme'nin 19. maddesi, çocukların ihmal ve kötü muameleden korunması için yalnızca cezai yaptırımları değil, etkili sosyal programların oluşturulmasını da öngörmektedir. Bu yönüyle teklif, çocukların suça sürüklenmesine neden olan sosyal sorunları tespit etmekle birlikte, bu sorunları giderecek koruyucu ve destekleyici mekanizmaları güçlendirmemekte; devletin pozitif yükümlülüğü yerine cezai yaptırımı önceleyen bir yaklaşım benimsemektedir.
8. Kapalı çocuk ceza infaz kurumları esas infaz modeli haline getirilmektedir.
Teklif, çocukların cezalarının doğrudan eğitimevlerinde infaz edilmesi sisteminden uzaklaşarak infaza öncelikle kapalı çocuk ceza infaz kurumlarında başlanmasını öngörmektedir. İyi hâl değerlendirmesi sonrasında eğitimevine geçiş mümkün hâle getirilmektedir. Böylece özgürlüğü kısıtlayıcı kurumlar istisna olmaktan çıkarılarak fiilen başlangıç modeli hâline getirilmektedir. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 37. maddesi uyarınca çocukların özgürlüğünden yoksun bırakılması son çare olarak uygulanmalıdır. Teklif ise bu ilkeyi tersine çevirmektedir.
9. Kurumlar arası sorumluluk mekanizması belirsiz bırakılmıştır.
Teklifte Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Millî Eğitim Bakanlığına bildirim yapılacağı belirtilmekte, ayrıca koordinasyon görevi Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına verilmektedir. Ancak kurumların hangi sürelerde, hangi yükümlülüklerle ve hangi hizmet modelleriyle hareket edeceği düzenlenmemektedir. Bildirim yapılması tek başına çocuğun korunmasını sağlamayacağı gibi, kurumların hesap verebilirliğine ilişkin bir mekanizma da öngörülmemektedir.
10. Rehabilitasyon sürecine ilişkin somut mekanizmalar ve mesleki roller düzenlenmemiştir.
Teklif gerekçesinde çocuk adalet sisteminin temel amacının çocuğun korunması, gelişiminin desteklenmesi ve yeniden topluma kazandırılması olduğu ifade edilmektedir. Ancak bu amaca ulaşılmasını sağlayacak tıbbi, psikolojik ve sosyal rehabilitasyon süreçlerinin hangi kurumlar tarafından, hangi aşamada, hangi yöntemlerle yürütüleceği ile bu süreçlerde görev alacak meslek gruplarının rol ve sorumluluklarına ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmemektedir.
Çocukların yeniden suça sürüklenmesinin önlenmesi yalnızca ceza yaptırımları veya yönlendirme tedbirleriyle sağlanabilecek bir süreç değildir. Çocuk adalet sistemi; psikolog, sosyal hizmet uzmanı, çocuk gelişimci, çocuk ve ergen psikiyatristi, bağımlılık alanında çalışan uzmanlar, eğitim uzmanları ve diğer ilgili meslek gruplarının iş birliği içinde yürüttüğü disiplinler arası ve vaka temelli bir rehabilitasyon yaklaşımını gerektirir.
Özellikle ağır suçlara sürüklenen veya yeniden suça sürüklenme riski bulunan çocuklar bakımından etkili bir çocuk adalet sistemi; adli değerlendirme ile sınırlı olmayan, kapsamlı risk ve ihtiyaç değerlendirmesi, psikososyal değerlendirme, klinik destek, davranış değiştirme programları, aile ile çalışma, eğitim ve mesleki yönlendirme gibi bileşenleri içeren bütüncül bir müdahale modelini gerektirir. Buna karşın teklif, profesyonel terapi, psikolojik destek, psikososyal müdahale, sosyal rehabilitasyon ve yeniden topluma kazandırma süreçlerinin nasıl planlanacağı ve uygulanacağına ilişkin herhangi bir çerçeve ortaya koymamaktadır. Aynı şekilde, bu süreçlerde hangi kurumların sorumluluk üstleneceği, kurumlar arası koordinasyonun nasıl sağlanacağı, ilgili meslek elemanlarının hangi yetki ve sorumluluklarla sürece dâhil olacağı ve yürütülen müdahalelerin hangi izleme ve değerlendirme mekanizmalarıyla takip edileceği de belirsiz bırakılmıştır.
Diğer yandan, teklifte yer verilen yönlendirme tedbirleri tek başına rehabilitasyonun sağlanması bakımından yeterli değildir. Çocuk adalet sisteminde yönlendirme tedbirleri, ancak açık bir uygulama modeli, uzmanlaşmış insan kaynağı, etkin kurumlar arası koordinasyon ve bireyselleştirilmiş vaka yönetimi ile desteklendiğinde işlevsel hâle gelebilir. Buna karşın teklifte tedbirlerin uygulanma standartları, vaka yönetimi süreci, çocuklara özgü uzmanlaşmış hizmet birimlerinin görevleri ve rehabilitasyon sürecindeki mesleki iş bölümü düzenlenmemiştir. Bu yönüyle teklif, rehabilitasyonu çocuk adalet sisteminin temel amacı olarak ifade etmekle birlikte, bu amacın hayata geçirilmesini sağlayacak kurumsal altyapıyı, mesleki iş bölümünü ve bilimsel müdahale modelini ortaya koymamaktadır. Bu durum, rehabilitasyonun uygulamada somut ve ölçülebilir bir hizmet modeli yerine soyut bir hedef olarak kalmasına neden olabilecek niteliktedir.
11. Sosyal inceleme raporu tüm çocuklar için zorunlu hale getirilmemiştir.
Teklif gerekçesinde sosyal inceleme raporunun çocuğun suça yönelme nedenlerini ortaya koyduğu, kişisel sorumluluğunun değerlendirilmesine katkı sunduğu ve ihtiyaç duyduğu koruyucu ve destekleyici tedbirlerin belirlenmesine hizmet ettiği belirtilmektedir. Buna rağmen bu raporun yalnızca 15 yaşını doldurmamış çocuklar bakımından zorunlu tutulması, 15-18 yaş grubundaki çocukların da aynı ölçüde bireysel değerlendirmeye ihtiyaç duyduğu gerçeğiyle bağdaşmamaktadır. Çocuk adalet sisteminde sosyal inceleme raporu, yalnızca ceza sorumluluğunun değerlendirilmesine ilişkin bir belge değil çocuğun gelişimsel özelliklerinin, aile çevresinin, eğitim durumunun, suça sürüklenme nedenlerinin ve ihtiyaç duyduğu koruyucu ve destekleyici hizmetlerin belirlenmesini sağlayan temel araçlardan biridir. Bu nedenle sosyal inceleme raporunun zorunluluğunun yaşa göre farklılaştırılması yerine, 18 yaşın altındaki tüm çocuklar hakkında hazırlanması esas olmalıdır. Her ne kadar teklif, 15 yaşını doldurmuş çocuklar hakkında rapor alınmaması hâlinde bunun gerekçelendirilmesini öngörse de, çocuk hakları bakımından esas olan sosyal inceleme raporunun istisnai değil, tüm çocuklar yönünden zorunlu bir usul güvencesi olarak düzenlenmesidir.
12. Sosyal inceleme raporlarının amacı ve içeriği tanımlanmamıştır.
Sosyal inceleme, çocukların korunması ve güçlendirilmesi amacıyla; çocuğun bireysel özellikleri ile aile, okul ve sosyal çevresini birlikte değerlendirerek risk ve koruyucu faktörleri analiz eden temel bir mesleki değerlendirme sürecidir. Bu süreç sonunda hazırlanan sosyal inceleme raporu ise yalnızca adli bir değerlendirme belgesi değil, çocuk için planlanacak destek hizmetlerini ve müdahale sürecini belirleyen, planlı bir değişim sürecinin ilk adımını oluşturan temel bir araçtır.
Sosyal inceleme çoğu zaman kapsamlı bir değerlendirme süreci yerine tek bir yapılandırılmış görüşmeye indirgenmekte; çocuğun ihtiyaçları, riskleri ve güçlendirici unsurları bütüncül biçimde değerlendirilememektedir. Kanun teklifinde ise sosyal inceleme raporlarının hazırlanmasına ilişkin yaklaşım daha da daraltılmaktadır. Düzenleme ile sosyal inceleme raporu hazırlanması zorunluluğu 18 yaşından küçük tüm çocuklar için değil, yalnızca 15 yaşın altındaki çocuklar için öngörülmektedir. Bu yaklaşım, 15-18 yaş grubundaki çocukların bireysel ve çevresel risk faktörleri değerlendirilmeden, uzman incelemesinden yoksun bırakılarak yetişkinlere benzer bir cezalandırma anlayışıyla karşı karşıya kalmalarına yol açabilecek niteliktedir. Oysa sosyal inceleme ve bu inceleme sonucunda hazırlanacak rapor aracılığıyla uygun uzman desteğine erişim, suça sürüklenen veya korunma ihtiyacı bulunan her çocuğun sahip olması gereken temel bir haktır.
13. Teklifin 10. maddesinde yer alan yönlendirme tedbirlerinin kapsamı ve uygulanma koşulları belirsizdir.
Teklifin 10. maddesi ile ceza sorumluluğu bulunmayan çocuklar hakkında uygulanabilecek yönlendirme tedbirleri çocuklara özgü güvenlik tedbiri olarak düzenlenmektedir. Ancak düzenleme, bu tedbirlerin uygulanabileceği çocuklara ilişkin herhangi bir alt yaş sınırı veya gelişimsel ölçüt öngörmemektedir. Bu nedenle ceza sorumluluğu bulunmayan tüm çocuklar, yaşları ve gelişim düzeyleri gözetilmeksizin yönlendirme tedbirlerinin kapsamına girebilecektir. Örneğin, düzenlemede yer alan çevreye saygı ve çevre temizliği tedbiri, somut olayın özelliklerine göre küçük yaş grubundaki çocuklar bakımından da uygulanabilecek niteliktedir. Bu durum, çocuğun yaşı, gelişim düzeyi ve üstün yararı dikkate alınmaksızın benzer tedbirlerin uygulanabilmesine imkân tanımaktadır. Çocuk hakları hukuku bakımından çocuğa yönelik her türlü müdahalenin yaşa uygun, bireyselleştirilmiş, ölçülü ve çocuğun üstün yararına uygun olması gerekir. Buna karşılık teklif, yönlendirme tedbirlerinin hangi yaş grupları bakımından, hangi ölçütlere göre ve hangi usulle uygulanacağını açık biçimde düzenlememektedir. Bu belirsizlik, uygulamada farklı yorumlara ve ölçüsüz müdahalelere yol açabilecek niteliktedir. Bu tedbirlerin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların kanunda düzenlenmeyerek yönetmeliğe bırakılması da çocuk haklarını doğrudan etkileyen güvencelerin ikincil düzenlemelere bırakılması sonucunu doğurmaktadır. Çocuklara uygulanacak güvenlik tedbirlerinin kapsamı, sınırları ve usul güvenceleri kanun düzeyinde açık ve öngörülebilir biçimde düzenlenmelidir.
14. Teklifin 15. maddesi ile koruma tedbirlerinde kolluk ve zor kullanma yetkisinin genişletilmesi hak temelli yaklaşımı zedelemektedir.
Koruyucu ve destekleyici tedbirlerin uygulanmasında kolluktan yardım alınması ve zor kullanma imkânının düzenlenmesi, sosyal hizmet temelli çocuk koruma sisteminin güvenlik eksenli bir anlayışa kaymasına yol açabilecek niteliktedir. Tedbirlerin uygulanmasında çocuğun üstün yararı, rızası ve en az müdahale ilkesi yerine zorlayıcı araçların öne çıkarılması, çocuk hakları yaklaşımı bakımından ciddi kaygılar doğurmaktadır. Bu madde destekleyici maddeler olmadan, PVSK’da madde düzenlemeden ve kolluk kuvvetleri “çocuk” konusunda eğitilmeden uygulanmamalıdır.
Son olarak, çocuk adalet sisteminin başarısı, verilen cezaların ağırlığıyla değil; kaç çocuğun yeniden güvenli yaşam koşullarına, eğitime, aile desteğine ve toplumsal yaşama kazandırılabildiğiyle ölçülmeli. Çocuğu suça sürüklenmeden önce destekleyen; çocuğun davranışı ile, davranışı ortaya çıkaran koşulları dönüştürmeyi hedefleyen güçlü bir çocuk koruma sistemi, çocukların üstün yararını esas alan sosyal devlet anlayışının temel gereğidir.
(KA/ÖA/NÖ)