Kırmızı karanfilin tanıklığı
Kırmızı karanfiller insan hakları mücadelemizde önemli bir yere sahip. Zira Cumartesi Anneleri ve kayıplara karşı mücadele edenler her Cumartesi ellerinde kırmızı karanfillerle Galatasaray Meydanı’na geliyor. Karanfili yakınlarımıza ulaştırmaya çalışıyor.
Karanfilin kokusunu tüm meydana yayılıyor.

Bir dal kırmızı karanfil insanlığa karşı suç olan bu fiili gerçekleştiren failler ve onların arkasındaki gücün karşısında duruyor. Bir dal kırmızı karanfil sevdiklerimizi bizden koparanların karşısında onlarla bağımızı koruyor. Bir dal kırmızı karanfil ısrarımızı gösteriyor.
Bu bir dal kırmızı karanfil yakınlarımızı kaybederek bizi sindirmek isteyenlere karşı sesimiz, çığlığımız oluyor.
Derin bir sevgi ve bağlılığı simgeleyen karanfiller her Cumartesi Galatasaray Meydanı’na aynı kararlılıkla bırakılıyor. Karanfiller kararlılığın da simgesi oluyor.
Bir dal kırmızı karanfil artık salt bir çiçek değil mücadelemizin ayrılmaz ve önemli parçası oluyor.
Mutlak yasak olan bir fiil: Zorla kaybettirme
BM Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme zorla kaybedilmeyi mutlak bir biçimde yasaklıyor. Sözleşme’nin birinci maddesi bu yasaklamayı çok net bir biçimde ifade ediyor: Hiç kimse zorla kaybedilmeye maruz bırakılamaz.
Tek bir kişi bakımından da ağır ihlal olan Gözaltında zorla kaybetme-bilhassa sistematik ve yaygın olduğunda-insanlığa karşı suç niteliğindedir.
Bireyleri hedef alan bu fiilin nihai amacı toplumun tamamına korku yaymaktır. Aileleri ve yakınları bitmeyen bir acı içerisinde bırakmaktır. Esasen, gözaltında zorla kaybedilme kişiyi, ailesini, yakınlarını ve tabi toplumun genelini etkileyen bir ihlaldir.
Sadece bedeni değil kimliği de hedef alıyor

Bu fiili gerçekleştirilenler bir kişiyi ailesinden, sevenlerinden koparıp görünmez kılmaya çalışır. Tabi ki, görünmez kılanmak istenen kişinin sadece bedeni değil aynı zamanda sahip olduğu dili, kimliği, siyasi görüşü, felsefesi, inancı ve mücadelesidir. Dolayısıyla, fiziksel bir müdahale olan gözaltında kaybetme bireylerin ötesinde daha geniş bir görünmez kılma amacını içeriyor. Burada hedef alınan insan onurudur.
Savaşlar, silahlı çatışmalar ve zorla kaybetme
Mutlak yasak olan zorla kaybettirme bilhassa muhalif kişileri hedef alıyor. Baskıcı iktidarların, diktatörlerin başvurduğu bu yöntem eleştirel seslere ve farklı kimliklere yöneliyor. Zorla kaybedilmelerin yaşandığı bazı ülkeler arasında Arjantin, Sri Lanka, Suriye, Cezayir, Bosna Hersek, Lübnan, Meksika, Türkiye yer alıyor.
Listede yer alan ülkelerin tamamında ya diktatörlük ya iç savaş veya farklı yoğunluklarda silahlı çatışmalar yaşanmış olması önemli bir olguya işaret ediyor. Zorla kaybetme fiili ve savaşlar, silahlı çatışmalar ve diktatörlüklerin baskıcı uygulamaları arasında doğrusal bir bağ mevcut.
Coğrafyamızda zorla kaybedilmelerin en yoğun yaşandığı dönem Kürt Meselesinde yoğun çatışmaların yaşandığı 1990’lı yıllardı. Çatışmaların yoğun olduğu dönemde yaşanan diğer ihlaller gibi gözaltında zorla kaybetme de yaygındı.
Tam da bu nedenle, Uluslararası Sözleşme’nin birinci maddesinin ikinci paragrafı şu şekilde devam ediyor: “Fiili savaş durumu, savaş tehdidi, ülke içinde siyasal istikrarsızlık veya başka herhangi bir kamusal acil durum dahil olmak üzere, hangi istisnai koşullar söz konusu olursa olsun, bunlar zorla kaybedilme olayları için gerekçe olarak ileri sürülemez.”
Hak savunucuları olarak savaşların ihlallerin kök nedeni olduğunu savunmamızın altında bu gibi olgusal nedenler yatıyor.
Savaşlar kök neden ise çözüm geçmişle yüzleşilen barışta
İnsanlığa karşı suç olan bu fiile yol açan savaşlar ve çatışmalar ise kayıpların akıbetinin ve hakikatin ortaya çıktığı, adaletin sağlanması da barış ile sağlanabilir. Tabi ki, geçmişle yüzleşilen, faillerin ve sorumluların hesap verdiği bir barış.
Bu bakımdan, barış mücadelesi zorla kaybedilmenin görünmez kılmayı hedeflediği dilin, kimliğin, siyasi görüşün, inanışın görünür kılınması mücadelesidir. Esasen, hak temelli bir barış mücadelesi zorla kaybedilmelere karşı mücadeledir.
Talebimiz: kayıplarımız nerede?
İHD olarak kurulduğumuz günden bu yana zorla kaybedilmelere karşı mücadele ediyoruz. 27 Mayıs 1995’te Galatasaray Meydanında başlayan mücadelemiz bugün Diyarbakır, Batman, Hakkari, İzmir, Urfa vb. kentlerde sürüyor.
Bu yılki etkinliklerimize Newala Kasaba'da başladık. Şubelerimizin bulunduğu tüm illerde etkinlikler düzenledik.
17-31 Mayıs Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası etkinliklerimiz kapsamında yayınladığımız “Yıllardır Israrla Soruyor: Kayıplarımız Nerede?” açıklamamızın talepler kısmı şu şekilde:
- Gözaltında kaybedilen tüm kişilerin akıbeti açıklansın.
- Zorla kaybetme suçu Türk Ceza Kanunu’nda insanlığa karşı suç olarak açık biçimde düzenlensin.
- Tüm gözaltında kayıp dosyalarında cezasızlık uygulamalarına son verilsin.
- Sorumlular bağımsız ve etkin soruşturmalar sonucunda adalet önüne çıkarılsın.
- Galatasaray Meydanı’ndaki anayasa ve hukuk dışı mekân yasağı ile sayı sınırlamasına derhal son verilsin, Cumartesi İnsanları taleplerini özgür bir şekilde getirebilsin.
- Türkiye, Birleşmiş Milletler Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşmesi’ni imzalasın, onaylasın ve etkin biçimde uygulasın.
- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin zorla kaybetmelere ilişkin kararları eksiksiz biçimde uygulansın.
Bir dal kırmızı karanfil ve son söz
Karanfili yerine ulaştırma mücadelemizi sürdüreceğiz. Gözaltına kayıplarımızın akıbetini ısrarla soracağız. Kayıplarımızla ilgili hakikat ve adalet talebimizden vazgeçmeyeceğiz.
(Oİ/EMK)