Her çocuk eşit, her çocuk haklı
Çocuklara yönelik algı, geçmişten bugüne kadar çeşitli evrelerden geçti. Ancak çocuğun bir hak öznesi olduğu gerçeğinin kabulü pek de eskilere dayanmaz. Çocukların “eksik insan” olduğu kabulü, zihinsel yeterliliğe sahip olmadıkları düşüncesi ve kendi haklarını savunacak mekanizmaların yokluğu, uzun zaman boyunca yetişkinlerin çocuklar hakkında karar almasının “meşru” zeminini oluşturdu. Bu nedenle çocukların katılım hakkı, temel hak mücadelesi alanı olarak önemini korurken yetişkinlerin çocuk hakları alanında kasıtlı olarak ihmal ettikleri bir alana dönüştü.
Bu dönemde Sulukule Gönüllüleri Derneği'nde (SGD) ve Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı'nda (TÇYÖV) gönüllülük yaptım. Sivil Toplumu Geliştirme Merkezi Derneğinin (STGM) çocukların katılım hakkı ile ilgili başlattığı bir programı her iki sivil toplum kuruluşunda da gönüllü olarak deneyimledim. Süreç benim için ilginç ve besleyiciydi çünkü hem çocuk çalışmalarında hem de insan hakları konusunda katılım hakkı üzerine ne kadar az düşündüğümü fark ettim.
Yaşam hakkı, eğitim hakkı, sağlık hakkı, güvenlik hakkı vb. haklar şüphesiz yeri doldurulamaz haklar. Ancak özellikle çocukların katılım hakkını yeterince düşünüyor muyuz? Çocukların katılım hakkını güçlendirmek için ne tür mekanizmalarımız mevcut ve biz bunları geliştirmek için neler yapıyoruz? Çocuklar gerçekten katılabiliyor mu? Ve elbette, çocuklar katılabilirlerse ya da katılamazlarsa neler olur? Bu sorular zihnimde tüm dönem boyunca dönerken burada hem bu soruları ortaya attığım hem de deneyimlerimi paylaştığım bir yazı yazmak istedim.
12. Madde Nedir?
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 20 Kasım 1989 tarihinde kabul edilen Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 12. maddesi, çocukların katılım hakkının yasal olarak güvence altına alındığı bir metindir.
12. madde: Taraf Devletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendiren her konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu görüşlere çocuğun yaşı ve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen gösterilmek suretiyle tanırlar.
Çocuklar katılımın neresinde?
SGD ve TÇYÖV gibi çocuk hakları alanında mücadele veren iki yerde gönüllülük yapmak, farklı kültürel ve sosyoekonomik alanlardan çocuklarla birlikte olmamı sağladı. Bu süreç, hem çocukların sahip oldukları kimliğin toplum tarafından onlar üzerinde yarattığı etkiyi ve algıyı anlamama hem de çocukların katılım mekanizmalarına erişip erişememelerinin önündeki engellerin derecesini görmeme olanak tanıdı. Ayrıca çocukların farklı yaş gruplarından olmaları, katılım konusunun farklı yaş gruplarında yarattığı etkiyi anlamama ve bunun pedagojik zorluklarını görmeme de fırsat sundu.
Yeterince dile yerleşmemiş olan “katılım hakkı”, çocukların ilk süreçte aşina olmakta zorluk çektikleri bir konuydu. Aslında gündelik pratiklerine böylesine nüfuz eden ve günlük yaşamlarında varlığı ya da yokluğu pek çok davranış modelini etkileyen bir hak, nasıl olur da bu kadar kabul edilmesi ve fark edilmesi zor bir alan olabilir? Bunun sebebinin, çocukların fikirlerinin önemsenmemesinin normalleştirildiği bir yaşam biçiminden kaynaklandığını düşündüm.
Demokratik ve katılımcı bir toplum olmak için verilen mücadele, çocuklar düzleminde daha farklı şekilde işliyor. Onlar hem sözleri önemsenmeyen grup olmanın norm hâline geldiği bir toplumla hem de aile içi önemsenmeme pratikleriyle yaşamlarını sürdürüyor. Toplumun çoğunluğu, çocuğun vereceği kararların hatalı olacağı çünkü yeterince “doğru” düşünemediği kabulünü çocukların yaşamına uygulayarak bu algıyı onlarda normalleştirmiş durumda.
Bu dışlayıcı tavır, onların gündelik yaşamlarının her alanında işletildiği için çocuklar, kendileriyle ilgili konularda sözlerinin dinlenmemesinin bir hak gaspı olduğunu düşünmeden bunu normal görme eğiliminde olabiliyorlar. O gün hangi kıyafeti giyeceği, hangi yemeği yiyeceği, nereye gideceği, ne söyleyeceği, nasıl oturacağı, kime neye ve nasıl tepki göstereceği gibi eylemlerin yetişkinler tarafından belirlenmesi hem toplumsal olarak hem de çocukların gözünde normal görülmeye yatkın bir durum hâline dönüşmüş durumda.
Ancak yetişkinler kendi kararlarını uygulatmaktan memnun olurken çocuklar bunu ya kabul etti, ya dile getiremeden reddetti ama uygulamak zorunda hissetti ya da doğrudan reddetti. Reddettiği vakit de “yaramaz” veya “söz dinlemeyen” çocuk durumuna düşürülerek dışlandı.
Çocuk katılımı, işte tam da bu noktada, kendisi hakkında söz söylendiği anda sözü dinlenmediği için rahatsız olan çocukların kendi haklarını nasıl koruyabileceklerini konuştuğumuz bir alan. Katılım hakkının çocuklarda bir “hak” hissi yaratmakta biraz da olsa zorlanmasının sebebi, çocukların katılımının engellenmesinin normalleşmesi ve hatta katılımlarının toplum tarafından marjinal bir eylem olarak algılanması.
Metroda veya kamusal alanda çocuğuna fikrini soran ya da çocuğuyla iletişim kuran bir ebeveynin diğer kişiler tarafından farklı görülmesi olağan bir durum. Hatta çocuğuyla iletişim kuran, ona fikirlerini soran ve onunla sohbet eden ebeveynin diğerleri tarafından “gülünç” bulunduğu anları da hatırlıyorum. Ancak bu, bir noktada sınıfsal da bir mesele.
Bu sebeple katılım hakkı yalnızca sosyoekonomik düzeyi yüksek, hâkim ideolojinin kabul ettiği ebeveyn tipine ve onun çocuklarına ait bir hak değil; her çocuk eşit, her çocuk haklı. Bu hakkın bazı ebeveynlerce bilinmesi, bazılarınca ise gereksiz bulunması da sınıfsal bir durum. Bu nedenle katılım hakkını, toplumun ve iktidarın kriminalize etmeye çalıştığı gruplardan çocuklarla çalışmak ve onlarla bu hakları hakkında atölyeler yapmak, benim için farklı mücadele alanlarının kesişmesine olanak sağladı.
“Bulunduğun yerde söz hakkın var mı?”
Çocuklarla her iki kuruluşta da yaptığımız şey, öncelikle içinde bulundukları mekâna, yani dernek ve vakfa, katılımlarının ne durumda olduğunu birlikte düşünmek oldu. Bulunduğun yerde söz hakkın var mı? Buraya ne ölçüde katılabiliyorsunuz? Hangi katılım mekanizmaları ile katılım sağlayabiliyorsunuz? Sizin hakkınızda belli kararlar alan bu kurumda neredesiniz? Sesinizin duyulduğunu hissediyor musunuz? Geri bildirim, şikâyet ve talep mekanizmaları, sesinizin duyulduğunu hissettiğiniz şekilde işliyor mu?
Öncelikle onların bu kurumda nerede olduklarını ve nerede olmadıklarını tartıştık. Katılım sağlayabildiklerini düşündükleri yerlerdeki mekanizmalar ve yollar yeterli mi, yoksa geliştirilmeli mi? Geliştirilmeliyse bunun yolu ne olmalı? Buna benzer onlarca soru ile onların ne ölçüde karar alma süreçlerine dâhil olduklarını ve ne ölçüde dâhil olmadıklarını tartıştık. Dâhil olmadıklarını düşündükleri ve dâhil olmayı talep ettikleri noktaları birlikte belirleyerek bunların imkânını konuştuk.
Bu, dernek ve vakıf binalarında somut fiziki değişim taleplerini de beraberinde getirdi. Örneğin bir etkinlikte dernek binasını ellerinde post-itlerle gezerek kendileri için güvenli olan ve güvenli olmayan alanları belirlediler. Güvenli olmadığını düşündükleri alanlar için neler yapabileceğimizi birlikte düşündük. Fikirlerini yazdıkları o kağıtlar hâlâ binada duruyor ve değişmesini istedikleri noktaları çocukların talepleri doğrultusunda değiştirmeye çalışıyoruz.
Dernekler ve vakıflar, iş birlikleri için çeşitli kurumlarla görüşmeler yaparlar ve çoğunlukla bu ekipte çocuklar yer almaz. Gönüllülük yaptığım vakıfta çocuklarla böyle bir çocuk ekibinin görüşmelere katılmayı isteyip istemeyeceğini tartıştık. Kendileri hakkında belli kararlar alınıyor ancak onlar bu süreçten sonrasında haberdar oluyorlar.
Çocuklarla, dâhil olmadıkları ancak dâhil olmayı isteyecekleri alanların SWOT analizlerini; yani güçlü yönlerini, zayıf yönlerini, fırsatlarını ve risklerini değerlendirdik. Daha önce dâhil olmadıkları bazı alanlara dâhil olmanın onlar için iyi ya da yorucu olabileceğini onlardan dinledik. Bunun sonucunda, katılım sağlayacakları alanların kendilerine ne gibi yan sorumluluklar ve olumlu etkiler getireceğini tartışarak belirlemeye çalıştılar.
Hak arayışı yayılır, kendi kabına sığmaz
Bir sonraki adımda ise bir politika metni hazırladık. Burada aslında yetişkinlerin çocuklara nasıl yaklaşmalarını istediklerinden, içinde bulundukları kuruma ne şekilde katılım sağlamak istediklerini belirlemeye kadar pek çok katılım mekanizmasını yazılı hâle getirdiler. Bu aşamada çocuklar, sözlerinin yazılı hâle getirilmesiyle haklarının nerelere varabileceğini de görerek güçlü hissettiler.
Özellikle yaşı daha büyük olan çocuklar, bu hakkın gücünü yaşamlarının farklı alanlarına; iş, aile ve okul gibi yerlere nasıl yayabileceklerini bizlere sorarken metni de kendilerine güvenerek tamamladılar. Bir çocuğun, “Çağatay ağabey, böyle bir şey iş yerinde de olsa ne güzel olur,” dediğini ara konuşmalarımızdan hatırlıyorum.
Aslında çocuk katılımı konusunun yalnızca dernek ve vakıf binasıyla sınırlı kalmadığını, bunun hayatlarının diğer alanlarının da temel bir meselesi olduğunu görmeleri, hak mücadelesi alanlarının kesişimselliğini bana bir kez daha gösterdi. Bu çocuklar yaşları ilerledikçe katılımcısı olacakları farklı topluluklara girecekler ve bu hak zihinlerinde hep yer alacak.
Sanırım bu programın sonunda bunu görmek beni çok daha umutlu kıldı. Çünkü çocukların, kendileri için mücadele eden yetişkinlerle birlikte çocuk haklarını savunduklarını görmeleri hem onlara güç verdi hem de kendilerini ileride bu konularda mücadele etme yönünde motive etti.
Bu program elbette bitmedi ve bitmeyecek. Dernek ve vakıfta politika metinleri ve oluşturulan Çocuk Danışma Kurulu aracılığıyla yalnızca düzenli bir hâl aldı. Düşünüyorum ki bu sorgulamalar, gönüllülük yaptığım kuruluşların da kendilerini sorgulamaya açık yerler olması sebebiyle olumlu sonuçlar verdi. Çünkü kuruluşlar da kendi mekanizmalarında çocukların katılımının olmadığı alanları yeniden düzenleme girişiminde bulundular.
Çocuk hakları konusunda bilgiye sahip olsak da özellikle onların aracılığıyla, yani özneleri aracılığıyla hem mekânı hem mekanizmaları yeniden düşünmek; kuruluşlar, çocuklar ve gönüllüler için çok farklı kazanımlar sağladı. Hiçbir hak diğer haklarla ikame edilemez ve her hak bir diğerinin temel taşı.
(ÇTY/NÖ)
Gazi’den Madımak’a bir tanıklık
'BLOCCHIAMO TUTTO' HAREKETİ VE İTALYA'DAKİ FİLİSTİN DESTEKÇİSİ EYLEMLER
"İşçi, gençlik el ele genel greve"
"Hikayeni kaldırdık"
Tarafsız değiliz, hak temelliyiz
“Çocuklar üzerinden kuralsız bir işçileştirme politikası uygulanıyor”