Zulme uğrayan bir halkın failleri tarafından söz söyleme ve anlatı oluşturma hakkının gasp edilmesi sadece Filistin halkına özel değildir. Bu durumu yaşadığımız topraklarda Ermeni halkının, Kürt halkının ve diğer bölgelerdeki otokton halkların da kendi anlatılarını ve hikayelerini oluşturmada karşılaştıkları zorlukta da görebiliriz. Hamas’ın, İzzeddin-el Kassam Tugayları sözcüsü Ebu Ubeyde’nin İsrail işgal güçleri tarafından öldürülmesini resmi olarak açıklamasından sonra Ubeyde ile ilgili yapılan paylaşımlar çeşitli sosyal medya kuruluşlarından “güvenlik” ve “terör” gerekçesiyle kaldırıldı. Ben de gazeteci ve fotoğrafçı Shady Alassar’ın kendi çektiği ve sonrasında paylaştığı bir Ebu Ubeyde fotoğrafını Instagram üzerinde paylaştıktan sonra hem Alassar’ın fotoğrafının hem de paylaştığım hikayenin kaldırıldığına ilişkin Instagram’dan bir mesaj aldım: Hikayeni kaldırdık.
Haklılardı, hikayemizi kaldırıyorlardı. Bu çaba ne yalnızca Ebu Ubeyde ile ilgiliydi ne de Hamas ile. Bu politik ve ekonomik çabanın 7 Ekim ile başlamadığına değinmek istiyorum.
“Filistin anlatısı, İsrail tarihinde hiçbir zaman kabul edilmedi”
Filistin doğumlu karşılaştırmalı edebiyat profesörü, aktivist ve teorisyen olan Edward Wadie Said, 1982’de Lübnan’ın İsrail tarafından işgalinin ve Sabra-Şatila kamplarındaki katliamların tepkiyle karşılanmamasından hareketle Filistin halkının yaşadığı bir başka sorun olarak “tanınma(ma)” ve anlatı oluşturamama sorunlarına da dikkat çeken bir metin yazdı. Metnin ismi “Permission to Narrate” (1) kabaca “Anlatma İzni” olarak çevrilebilir. Ancak burada yalnızca bir söylem üretmekten öte eski zamanlarda bilgi değeri yüksek olan ve toplumsal hafıza inşasını da sağlayan bir “hikaye anlatma” hakkı da gündeme geliyor. Anlatmak, bir hafıza oluşturmak ve kimlik inşa etmek açısından önemli bir araç ki dilsel bir müze ve sergidir. Ayrıca bu dilsel anlatının yazılı olarak güvence altına alınması bu hikayenin duyurulmasını da sağlıyor. Said ise Filistin halkının, yaşadıklarını anlatamamasının önündeki ekonomik ve politik engelleri göstermeye çalışıyor. Said’e göre:
“Filistin anlatısı, İsrail tarihine resmi olarak hiçbir zaman kabul edilmedi; yalnızca Filistin'deki pasif varlıkları görmezden gelinmesi veya kovulması gereken bir rahatsızlık olarak görülen 'Yahudi olmayanlar'ın anlatısı olarak ele alındı. Sonuç olarak, küçük ve marjinal bir İsrailli grup dışında, İsrail'in büyük çoğunluğu Lübnan savaşı ve sonrasındaki dehşet olaylarının öyküsünü kolayca atlattı.”
Genel olarak anlatının, halk masalından romana, yıllıklardan tam anlamıyla gerçekleşmiş "tarihe" kadar, hukuk, yasallık, meşruiyet veya daha genel olarak otorite konularıyla ilgili olduğunu belirten Hayden White’ın yorumunu (2) Said bir adım öteye taşır:
“'Şu anda Filistinlileri bir halk olarak, mücadelelerini meşru bir mücadele olarak ve bağımsız bir devlete sahip olma haklarını 'devredilemez' olarak tasdik eden çok sayıda BM kararı bulunmaktadır . Ancak bu kararlar, White'ın bahsettiği yetkiye sahip değildir. Hiçbiri İsrail veya Amerika Birleşik Devletleri'nden herhangi bir onay almamıştır; bu ülkeler kendilerini, ABD'nin kayıtsız açıklamalarının diliyle ifade etmek gerekirse, 'Filistin sorununun tüm yönleriyle çözümü' gibi anlatısal olmayan ve belirsiz formüllerle sınırlamışlardır.”
“Atomize edilmiş kliplerin ötesinde, anlatısal kanıtlar sunmak”
Medyada ve politik alanda “terör” adı altında bir halkın kriminalize edilerek anlatı kurma hakkının gaspedilmesine değinen Said, “İsrail'in "terörle mücadele"si veya "Celile Barışı" olarak da bilinen eylemlerinin hedefi olmanın nasıl bir şey olduğuna dair, atomize edilmiş ve somutlaştırılmış TV kliplerinin ötesinde, anlatısal kanıtlar sunmak için bir başlangıç noktası olarak çok önemli görünüyordu.” sözleriyle anlatı kurmanın önemine vurgu yapıyor. Ayrıca “terör” yoluyla hakikatin de korku politkalarının arkasında bırakılmasını şu şekilde metinde anlatıyor:
“Terörizmin, gerçek ve tanımlanmış olsun, ayrım gözetmemesi, totolojik ve döngüsel karakteri, anlatı karşıtıdır. Sıralama, zalimler ve mağdurlar arasındaki neden-sonuç mantığı, karşıt baskılar – bunların hepsi 'terörizm' adı verilen sarmalayan bir bulutun içinde kaybolur. İsrailli yorumcular, Begin, Sharon, Eytan ve Arens'in Filistinlileri tanımlamak için 'terörist' başlığını sistematik olarak kullanmalarının, mülteci kamplarını bombalamak için 'terörist yuvaları', 'kanserli büyüme' ve 'iki ayaklı canavarlar' gibi ifadeler kullanmalarını mümkün kıldığını belirtmişlerdir. Bir İsrailli paraşütçü, "Her Filistinli otomatik olarak şüpheli bir teröristtir ve bizim tanımımıza göre bu aslında doğrudur" dedi. Şunu da eklemek gerekir ki, Likud'un terörle mücadele dili ve yöntemleri, Filistinlilere gerçek bir tarihe sahip gerçek insanlar olarak davranan önceki İsrail politikalarına kıyasla yalnızca daha yoğun bir yaklaşımı temsil etmektedir.”
Filistinli bir avukat ve insan hakları örgütü el-Hak’ın kurucusu olan Raja Shehadeh, anlatı kurma eyleminin bir iktidar mücadelesi olduğunu şu sözlerle belirtmektedir:
“1948’de ne olduğuna dair İsrail’in sunduğu anlatı, bugün hâlâ baskın anlatıdır. Bu anlatı sadece Tevrat gibi dünyanın en çok bilinen kitaplarından biriyle desteklenmekle kalmadı, aynı zamanda modern tarihin en büyük trajedilerinden biri olan Holokost’un ardından dünya kamuoyunun duyduğu sempatiyle de güçlendi. İşte bu ortamda, Filistinliler 1948’de başlarına geleni anlatmak ve kendi gerçeklerini dünyaya duyurmak zorunda kaldı. Ama bunu bugün bile tam anlamıyla başarabildiğimiz söylenemez.” (3)
Hikayemi kim kaldırdı?
Sosyal medya platformları belirli şirketlere ait oldukları için belli yayın politikalarına tabii olarak çalışıyorlar. Bu sebeple yapılan paylaşımlar sürekli bir denetim ve gözetim süzgecinden geçiyor ki bu süzgeci belirleyen şey şirketlerin ekonomik-politik konumları. Filistin halkının, medya şirketlerince görünmez kılındığını ve bunun bir politika olarak yürütüldüğünü belirten Antony Loewenstein, “Filistin Laboratuvarı” (4) kitabında bu konuya “Sosyal Medya Şirketleri Filistinlilerden Hoşlanmıyor” başlığı adında yer verdi.
Facebook, Youtube, Instagram, Twitter ve TikTok gibi sosyal medya platformlarında İsrail’i eleştiren veya Filistinlilerin bakış açısını gösteren herhangi bir içeriğin düzenli şekilde engellendiğini belirten Loewenstein, İsrail içinde devletin uygunsuz gördüğü içerikleri sıkıca denetleme gücünün arttığını şu sözlerle belirtiyor:
“İsrail Yüksek Mahkemesi 2021 yılında Siber Teknoloji Birimi’ne gizli faaliyetler yürütme, sosyal medya şirketleriyle gizli işbirlikleri yapma ve kullanıcılara danışmadan gönderileri kaldırma konusunda yeşil ışık yaktı. Bu kapalı döngü sistemi içinde Filistinliler sözlerinin neden ortadan kaybolduğunu tahmin etmeye terk edilmişti.”
“Bu kelimeler söylemimizin, kültürümüzün bir parçası”
Loewenstein’ın aktardığına göre, İsrail Nisan 2021’de işgal altındaki Doğu Kudüs’ün Şeyh Cerrah mahallesindeki Filistinlilerin evlerini yıkım kararı aldığında aktivistler Facebook, Instagram ve Twitter’da #SaveSheikhJarrah etiketiyle paylaşılan gönderilerin kaldırıldığını gördü. Bu Twitter hesapları askıya alınıyor ve Facebook gönderileri kaldırılıyordu. Bu konuyla ilgili açıklama yapan şirket ise Filistinlilerin “mesajlarını ve hikayelerini” kasıtlı olarak engellemek gibi bir niyetlerinin olmadığını belirtmişti.
Haziran 2021’de yaklaşık iki yüz Facebook çalışanının, şirketin Filistinlilerin paylaşımlarını koruması için adımlar atmasını talep eden açık bir mektup imzaladıklarını aktaran Loewenstein, “gittikçe daha fazla Facebook çalışanı, platformun Filistinlilerin paylaştığıı içeriklerle kalmayıp Arapça yazılmış her şeyi kısıtlama yaklaşımından rahatsızdı” sözleriyle durumu özetliyor. Mevcut şirketlerin kullandıkları taraflı algoritmanın, şirket politikaları tarafından nasıl belirlendiğini kitapta verilen şu örnekle görebiliriz:
“2021 yılında Kassam adlı bebeğin doğum gününü kutlayan Filistinli bir adamın gönderisi kaldırıldı. Şirket muhtemelen adamın, Hamas’ın askeri kanadı olan İzzeddin el-Kassam Tugayları’ndan bahsettiğini sanmıştı. ‘Bu kelimeler bizim söylemimizin, kültürümüzün bir parçası’ diyor Filistin’de dijital hakların takibini yapan Sada Social’in yöneticisi Iyad Alrefaie. Facebook bağlamla hiç ilgilenmiyor.”
“Taraflı algoritma ve bilgisiz moderatörler gerçeklikten bihaber”
Mescid-i Aksa’da ibadet ederken oradan gönderi paylaşan insanların gönderilerinin silinmesinin sebebi olarak ABD ve AB’nin terör listesinde yer alan bir örgütün (ki el-Aksa Şehitleri Tugayları) ismini çağrıştırmasını gerekçe gösteren sosyal medya şirketleri, Filistin halkının kendi anlatısını oluşturması önünde ciddi engel oluşturan bir gözetleme ve kontrol mekanizmasına sahiptir. Kitapta teknolojinin, işgal pratiklerini ne şekilde beslediğini ve kontrol pratiklerindeki etkisini ortaya koyan Loewenstein, algoritmanın oluşturulmasının ardında ideolojik çıkarlar olduğunu şu şekilde açıklıyor:
“Daha fazla Filistinli çalışanı olsaydı Facebook, Mayıs 2021’deki ayaklanma esnasında Filistinlilerin ‘direniş’ ve ‘şehit’ kelimelerini içeren paylaşımlarını bu kadara yoğun şekilde kaldırmayabilirdi, çünkü bu sözcüklerin çoğu durumda şiddete teşvikten ziyade Filistinlilere destek amacıyla kullanıldığının farkında olurdu. Taraflı algoritma ve bilgisiz moderatörler bu gerçeklikten bihaberdi, Filistinliler de siyasi güçten yoksundu., bu yüzden İsrail hükümetinin tesiri ve şirket içindeki nüfuzuyla baş edemiyorlardı. Kimi Filistinlilerin, önümüzdeki yıllarda gelişecek kapsayıcı bir dijital dünya olan Metaverse’ün büyümesinden duydukları endişenin sebebi de bu. Bugün fiziksel işgal altındaki Filistinlilerin maruz kaldığı sansür ve kısıtlamaların çevrimiçi dünyada da devam etme riski var.”
KAYNAKÇA
1 E.W.Said "Permission to Narrate"
2 Hayden White, "The Value of Narrativity in the Representation of Reality"
3 Raja Shehadeh, “İsrail Neden Filistin’den Korkuyor?”, 2018, Ketebe Yayınları
4 Antony Loewenstein, “Filistin Laboratuvarı: İsrail İşgal Teknolojilerini Dünyaya Nasıl İhraç Ediyor?”, 2024, Metis
(ÇTY/NÖ)







