Benim de ODTÜ’lü tanıdıklarım var
Komedyen Deniz Göktaş sayesinde memleket ODTÜ’lülerin nasıl insanlar olduğunu biraz daha iyi anladı.
Ankara’nın içinde bile bizler “orada bir ODTÜ var uzakta, kazanamasak da bahçesine giremesek de ODTÜ’lüleri severiz” diyerek uzaktan bakarız kendilerine. Yakından tanışması, tanıması zor insanlar. Zorlukları da hırçınlıklarından değildir. Aksine fikri sert, mizacı yumuşak, değişik insanlar.
Bütün Ankara’ya “Hocam” hitabını hediye etmeleri bir dert, herkesin diline dolanan “şanlı direniş” hikâyelerini oturup kalkıp anlatmayı umursamamaları bir dert.
Değişikler
Ama asıl dert bunlardan başka. Bir kere ODTÜ’lülerin neye güldüklerini anlamak biraz zor oluyor. Kendimden biliyorum. İnsanda “mühendissin, sayısalcısın, niye felsefe okursun, niye sosyolojiye merak sararsın, bunca romanı okuyup ne yapacaksın” diye ufaktan bir öfke yarattıkları da olur. Bu arada sırf mühendisleri değil, sözelcileri de bir garip. ODTÜ’lü de olsa sözelci buldum diye sevinsen hevesin kursağında kalır. Dedim ya, değişikler.
ODTÜ’lülerin arasında kaldıysan muhabbete katılmak için “Dekoder yok mu ayol? Ne diyor bu insanlar, neye gülüyorlar bu kadar” derken bulursun kendini. Ama ODTÜ’lüyü tek yakalayıp aramıza aldıysak işler değişir. Bir kere bütün gece tek kelime etmeden oturabilirler. Muhabbet hızla dönerken usulca bir soru sorarlar mesela.
Şaka yapamazlar
Masadan cevval bir tip “Oho Hocam! O iki tur öncenin geyiğiydi, senin kafan ancak mı geldi?” der. Ona da sinirlenmez, “Tamam” der geçerler. Sen tutup merak edersen, sorar da sorar. Merak ettiğine dertlenebilirsin veya onun sorularıyla kendi zihninde dolanmaya başlarsın. Eh fena olmaz doğrusu. Masadaki genel muhabbete ayak uydururken ODTÜ’lünün yanında oturuyorsan arada katılarak gülmene neden olabilirler. Çatlayana kadar gülersin, biri neye güldüğünü sorsa tam da ifade edemeyebilirsin. “Sen anlatsana” dersin, “geçti” der mesela. “Neyse çok güldüm, oh yarasın”, dersin. Ne yapacaksın?
Bir de ODTÜ’lüler donuktur. Onlardan masa komiği pek çıkmaz. Ellerini kollarını sallayarak, taklit yaparak şaka yapmazlar. Gerçi şaka yaptıklarını da çok geç fark edebilirsin. Halk arasında “bu çocuk da değişik işte” denilen tiplerdendir kendileri.
Hem çok çalışkan yani “inek” lakabını hak edecek kadar çalışkan olurlar hem de boş boş tavana bakmayı ihmal etmezler. Yanına yatıp tavana baksan ona görünen sana da görünür sanırsın, ama en fazla “Tavanı bir silsen iyi olur” dersin mesela.
Benim de ODTÜ’lü tanıdıklarım var. Elektrik devrelerinin olduğu küçük tablalara “ekmek teknesi” diyorlar mesela. Kendi aralarında İngilizce şakalaştıkları da olur, ama senin anlamadığını anlarlarsa hemen aynı şakanın Türkçe versiyonunu da paylaşırlar. Eh artık nasip, anlarsan güler geçersin.
Deniz Göktaş sayesinde memleket ODTÜ’lülerle tanışmış oldu. Mesela biz Ankara’da izledik, güldük geçtik. Üstelik “ihtiyar heyeti” olarak gittik, lafımızı da yedik, yediğimiz lafa da güldük, geçtik. Ankara’nın ODTÜ’lü ile tanışıklığı daha çok olduğundan mıdır nedir salondaki herkes güzelce güldü, eğlendi. Olaysız dağıldık.
Deniz Göktaş sayesinde memleket, ifadeden önce fikir geldiğini fark edince unutulan bir kas çalıştı anladığım kadarıyla.
Kas çalışınca bir gıdıklanma hissi yarattı. O hisle bir titreşim başladı. O titreşim dalgalar halinde yayıldı. Kasını fark edende hafiften bir çimdiklenip yerinden sıçrama isteği oluştu.
Eh nihayetinde insanlarımızı gıdıklamak suretiyle çimdiklenme hissi yaratarak oldukları yerde titreşmelerine neden olmak ağır bir suç olduğundan
Yatarmatik hesabına göre kotasını doldurmak için gelip teslim olmasıyla bir aşama tamamlanmış oldu. O tavanda gözüne görüneceklerle kim bilir hangi kasımız canlanacak, merakla bekliyoruz.
(ÖE/EMK)