Cumartesi Anneleri: Hiçbir çocuk babasının akıbetini bilmeden büyümemeli
*Cumartesi Anneleri/İnsanları, 1114. haftalık eylemlerinde Galatasaray Meydanı'nda bir araya gelerek 34 yıl önce gözaltında kaybedilen Mehmet Ertak'ın akıbetini sordu. 18 Ağustos 1992'de Şırnak'ta kömür ocağında çalışan 32 yaşındaki dört çocuk babası Ertak, polis tarafından gözaltına alındıktan sonra kayboldu.
*Tanıklar gözaltında işkence gördüğünü doğruladı, 1997'de JİTEM personeli Murat İpek öldürüldüğünü itiraf etti.
*AİHM 2000 yılında Türkiye'yi yaşam hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle mahkum etti. Oğlu Servet Ertak okunan mektubunda "intikam değil gerçek istiyoruz" dedi. İHD Eş Genel Başkanı Oya Ersoy, AİHM kararlarına rağmen etkili soruşturma yürütülmediğini, cezasızlığın devam ettiğini belirterek adli makamları etkili kovuşturma yapmaya çağırdı.
“Biz babamızın mezarına gidemedik. Ona bir dua okuyamadık. Çocukluğumuz, onun yokluğunda büyümekle geçti. Annemiz, bir yandan yasını yaşarken diğer yandan bizi büyütmeye çalıştı. Ama hiçbir çocuk, babasının akıbetini bilmeden büyümemeli; hiçbir anne, eşinin nerede olduğunu öğrenemeden ömrünü tüketmemelidir.”
Bugün Galatasaray Meydanı’nda böyle seslenen kişi Servet Ertan. Babası mehmet Ertan 34 yıl önce gözaltında kaybedildi.
Cumartesi Anneleri/İnsanları, gözaltında kaybedilen katledilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerinin bulunması ve yargılanması talebiyle sürdürdükleri eylemlerinin 1114.haftasında da Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldi. Eyleme DEM Parti'li siaysetçi ve eski milletvekili Musa Piroğlu ile siaysetçi hukukçu İlhan Cihaner de katıldı.
Ellerinde karanfiller taşıyan Cumartesi Anneleri/İnsanları, bu hafta 34 yıl önce gözaltında kaybedilen Mehmet Ertan’ın akıbetini sordu.
"AİHS ihlal edildi"

Cumartesi Anneleri adına basına açıklamayı İHD Eş Genel Başkanı Oya Ersoy okudu. Ersoy şöyle seslendi:
“İç hukukta hakikate ve adalete ulaşamayan çok sayıda kayıp yakını, çareyi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurmakta buldu. AİHM, Türkiye hakkında verdiği birçok kararda, gözaltında kaybetme vakalarında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) çeşitli maddelerinin ihlal edildiğine hükmetti.
Ancak bu kararlar, Türkiye’de etkili soruşturma ve yargılama süreçlerini başlatmaya yetmedi. AİHM’in ihlal kararlarına rağmen yerel mahkemelerde davalar beraat ya da zaman aşımıyla sonuçlandı; kaybedilen kişilerin akıbetini ortaya çıkaracak deliller toplanmadı, sorumlular hakkında etkili soruşturma yürütülmedi. Cezasızlık devam etti.
1114.haftamızda, cezasızlık politikası nedeniyle hakikatin karanlıkta bırakıldığı dosyalardan biri olan Mehmet Ertak’ın hikâyesini kamuoyuyla paylaşıyoruz.
32 yaşındaki, dört çocuk babası Mehmet Ertak, Şırnak’ın Rezuk Mezrası’nda yaşıyor ve bölgedeki bir kömür ocağında işçi olarak çalışıyordu. Daha önce iki kez gözaltına alınmış, ağır işkence gördükten sonra serbest bırakılmıştı.”
"Etkili soruşturma yürütülsün"

Daha sonra Ertan’ın kaybedilmesine dair detayları anlatan Ersoy şöyle dedi:
“Mehmet Ertak, aynı işyerinde çalışan üç akrabasıyla birlikte 18 Ağustos 1992 tarihinde işten eve dönüyordu. İçinde bulundukları araç kontrol noktasında resmi üniformalı polisler tarafından durduruldu. Kimlik kontrolünün ardından Mehmet Ertak gözaltına alınarak Şırnak Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Gözaltına alındığına ilişkin tutanak düzenlenmesine rağmen, emniyete başvuran ailesine böyle bir gözaltının olmadığı söylendi.
Baba İsmail Ertak bunun üzerine savcılığa başvurdu. Üç tanık Mehmet Ertak’ın gözaltına alındığını, altı tanık ise onu gözaltında işkence edilirken gördüğünü anlattı. Bazıları aynı nezarethanede kaldıklarını ifade etti. Gözaltındakilerden avukat A.D., Mehmet Ertak ile beş gün aynı nezarethanede tutulduğunu ve ona işkence edildiğini beyan etti. Olay, soru önergeleriyle TBMM gündemine taşındı. Ancak aile, tüm tanıklara ve belgelere rağmen her başvurusunda inkârla karşılaştı.
1997 yılında JİTEM personeli Murat İpek, kamuoyuna da yansıyan itiraflarında, “Mehmet Ertak’ı Şırnak Emniyet Müdürü Necati Altuntaş ile Terörle Mücadele Şube Müdürü Mehmet Kaplan’ın emriyle öldürüp gömdük” dedi. Ayrıca gerçekleştirdikleri infazların dönemin OHAL Valisi Ünal Erkan’ın bilgisi dâhilinde yapıldığını açıkladı.
İç hukuktan sonuç alamayan aile AİHM’e başvurdu. Ancak başvuruyu hazırlayan Avukat Tahir Elçi’nin bürosu polis tarafından basıldı, dava dosyalarına el konuldu. Gözaltına alınan Tahir Elçi işkenceye maruz bırakıldı. Tüm baskı ve tehditlere rağmen AİHM başvurusu gerçekleştirildi.
AİHM, dosyadaki delillerin Mehmet Ertak’ın gözaltına alındığını, işkence sonucu yaşamını yitirdiğini ve ölümünden devletin sorumlu olduğunu hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde ortaya koyduğunu belirledi. Mahkeme, Türkiye’yi yaşam hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle oybirliğiyle mahkûm etti. (Ertak/Türkiye, 09.05.2000, Başvuru No: 20764/92)
Mehmet Ertak’ın gözaltında kaybedilişinin 34. yılında adli ve siyasi makamları bir kez daha göreve çağırıyoruz:
Mehmet Ertak’ın gözaltında kaybedilmesiyle ilgili etkili soruşturma ve kovuşturma yürütme yükümlülüğünüzü yerine getirin.”
Ersoy son olarak şu talebi iletti:
“Kaç yıl geçerse geçsin, Mehmet Ertak için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten; devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”
Kalıcı barış vurgusu

Daha sonra Servet Ertan’ın mektubu okundu. Şöyle seslenildi:
“Bugün burada sadece babam Mehmet Ertak için değil, gözaltında kaybedilen tüm insanlar için bulunuyorsunuz, Ertak ailesi olarak , fiilen yanınızda olamazsak da tüm kalbi duygularla sizlerle birlikteyiz.
Ben, 18 Ağustos 1992 tarihinde Şırnak'ta gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Mehmet Ertak'ın evladıyım.
Babam kaybedildiğinde geride gözü yaşlı bir eş, dört çocuk ve yarım bırakılmış bir hayat kaldı. Aradan onlarca yıl geçti. Takvimler değişti, nesiller büyüdü ama bizim bekleyişimiz hiç bitmedi. Bir kapının çalınmasını, bir haber gelmesini, en azından gerçeğin ortaya çıkmasını bekledik.
‘Biz intikam istemiyoruz’
Mehmet Ertak’ın gözaltında kaybedilişinin 34. yılında oğlu Servet Ertak'ın mektubu okundu: "Hiçbir çocuk babasının akıbetini bilmeden büyümemeli" pic.twitter.com/EEIswUzj32
— Evrim Kepenek (@kepenekevrimm) August 1, 2026
Biz babamızın mezarına gidemedik. Ona bir dua okuyamadık. Çocukluğumuz, onun yokluğunda büyümekle geçti. Annemiz, bir yandan yasını yaşarken diğer yandan bizi büyütmeye çalıştı. Ama hiçbir çocuk, babasının akıbetini bilmeden büyümemeli; hiçbir anne, eşinin nerede olduğunu öğrenemeden ömrünü tüketmemelidir.
Biz intikam istemiyoruz. Biz gerçeği istiyoruz. Babamıza ne olduğunu bilmek, sorumluların hukuk önünde hesap vermesini ve bir daha hiçbir insanın gözaltında kaybedilmemesini istiyoruz.
Cumartesi Anneleri'nin yıllardır sürdürdüğü bu onurlu mücadele, yalnızca kayıpların değil; adalet, hakikat ve insan onurunun mücadelesidir. Bu meydanda yükselen her ses, kaybedilenlerin unutulmadığını ve unutulmayacağını haykırmaktadır. Bugün bir kez daha haykırıyoruz: Mehmet Ertak nerede?
Bu soru sadece bizim değil, vicdan sahibi herkesin sorusudur. Hakikat ortaya çıkana, adalet yerini bulana kadar babamızın adını anmaya, onu aramaya ve onun için ses olmaya devam edeceğiz
Babam Mehmet Ertak'ı ve gözaltında kaybedilen tüm insanları saygı, özlem ve mücadele sözüyle anıyorum.
Bugün Türkiye'nin içinden geçtiği barış sürecinin; hakikatle yüzleşmenin, adaletin tesis edilmesinin ve bir daha hiçbir insanın gözaltında kaybedilmediği bir geleceğin kapısını aralamasını diliyorum.
Kayıplar bulunsun. Failler yargılansın. Adalet sağlansın. Barış, ancak hakikat ve adaletle kalıcı olur.”
Cumartesi Anneleri, karanfilleri "Mehmet Ertak ve tüm kayıplarımız için" diye seslenerek Galatasaray Meydanı'na bıraktı.
(EMK)
Bir yoldaşlık hikâyesi: The Odyssey
Gülcan Diril'den Adalet Bakanı'na çağrı: En azından cenazemizi bulun
SİYASET BİLİMCİ EREN AKSOYOĞLU YANITLADI
10 soruda YENİ Parti: Nasıl yol alacak, riskleri neler?
Meclis, Kürtçeye ilişkin soru önergesini "kişisel görüş" diyerek iade etti
Tutukluluğun 100. gününde Sezin Uçar: Bile bile döndüm; 'çılgınlık' değil, mücadele ısrarı