Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) tarafından hazırlanan Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’nin tarihinde ilk kez, dünyadaki ülkelerin çoğu “zor” veya “çok ciddi” bir durumda gösteriliyor. Son 25 yılda, incelenen tüm ülkelerin ortalama puanı hiç bu kadar düşük çıkmadı.
Özellikle ulusal güvenlik politikalarıyla bağlantılı olarak giderek daha kısıtlayıcı hale gelen yasal düzenlemelerin yaygınlaşması, 2001'den bu yana demokrasilerde bile habere erişim hakkını aşındırıyor.
Yasal gösterge, bu yıl en fazla düşüş gösteren gösterge olurken bu durum, gazeteciliğin giderek daha fazla suç sayılmaya başlandığını gösteriyor. Amerika kıtasında da önemli bir değişim yaşanıyor: ABD endekste yedi sıra gerilerken, birçok Latin Amerika ülkesi de şiddet ve baskı sarmalına sürükleniyor.
Türkiye, gazeteciliğin bastırılması ve habercilerin hapse atılması için düzenli olarak “dezenformasyon”, “cumhurbaşkanına hakaret” veya “devlet kurumlarını karalama” gibi suçlamaların araçsallaştırılması itibariyle, RSF 2026 Endeksi’nde 180 ülke içerisinde 163. sırada yer alarak en kötü 18. ülke oldu. Geçen sene 159. sıradaydı.

2026 Dünya Sıralaması'na dair beş önemli bilgi:
- Dünyadaki tüm ülkelerin ortalama puanı hiç bu kadar düşmemişti. Dünya ülkelerinin yarısından fazlası (yüzde 52,2), endeksin 25 yıllık tarihinde ilk kez “zor” veya “ciddi” bir durumda bulunuyor.
- Dünya genelinde basın özgürlüğünün durumunu ölçmeye yarayan beş göstergeden (ekonomik, yasal, güvenlik, siyasi, sosyal) bu yıl en fazla düşüş gösteren, yasal çerçeve göstergesi oldu.
- ABD (64. sıra) yedi sıra gerilerken, Ekvador ve Peru gibi diğer Amerika ülkeleri de sıralamada büyük düşüş yaşadı.
- Norveç, üst üste onuncu yıl sıralamanın başında yer alırken, Eritre ise son üç yıldır sıralamanın en altında bulunuyor.
- Esad sonrası Suriye (141. sıra), 2026 yılında sıralamada en büyük sıçramayı kaydetti (+36).
Son çeyrek yüzyılın en düşük ortalama puanı
RSF’nin Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ni yayınladığı 25 yıldan beri, basın özgürlüğü giderek kötüleşiyor. Gazeteciler hâlâ işleri nedeniyle öldürülüyor veya hapse atılıyor. Basın özgürlüğüne yönelik saldırı taktikleri de değişiyor. Gazetecilik, habercileri hedef alan düşmansı bir siyasi söylemle boğuluyor, durgun bir medya ekonomisi nedeniyle zayıflıyor ve yasaların basına karşı araçsallaştırılmasıyla baskı altında kalıyor.
Savaşlar ve habere erişimin kısıtlanması
Bazı ülkelerde bu gerileme, Irak (162.), Sudan (161.) veya Yemen (164.) gibi ülkelerde düzenli olarak patlak veren silahlı çatışmalarla açıklanabilir. Süregiden savaşların bu yılki sıralamaya açık bir etkisi olduğu da aşikâr. Örneğin, İsrail ordusu Benjamin Netanyahu hükümetinin Filistin’de yürüttüğü savaşta (İsrail, -4 puan), Ekim 2023’ten beri Gazze’de en az 70’i görev başında olmak üzere 220’yi aşkın gazeteciyi öldürdü.
Diktatörlük rejimlerinde ise durum nedeniyle hiç değişmiyor. Çin (178.), Kuzey Kore (179.) ve Eritre (180.) gibi ülkelerde uzun yıllardır aynı noktada. Eritre’de gazeteci Dawit Isaak 25 yıldır yargılanmadan alıkonuluyor. Doğu Avrupa ve Ortadoğu, son çeyrek asırda olduğu gibi, gazeteciler için en tehlikeli iki bölge olmaya devam ediyor.
Ukrayna’ya karşı savaşı sürdüren Vladimir Putin’in Rusya’sı (172.) basın özgürlüğü açısından en kötüler arasında yer alıyor. Rejim baskısı ile ABD ve İsrail'in topraklarında yürüttüğü savaş arasında kalan İran (177.; -1), sıralamanın en altlarında kaldı.
Bazı ülkeler ise, siyasi rejimdeki değişiklik veya sertleşmenin etkisiyle son 25 yılda bilgi alanlarının daralmasına tanık oldu. Çin merkezi yönetiminin iktidarı ele geçirmesinden bu yana Hong Kong bölgesi (140.) endekste 122 sıra gerilerken, çetelere savaş açan El Salvador (143.) 2014’ten bu yana 105 sıra geriye gitti. Bu durum, son yıllarda baskıyı artıran ve 2020’den beri 75 sıra gerileyen Gürcistan (135. sıra) için de geçerli.
Sahel bölgesinde silahlı grupların saldırıları ile çok sesli haberciliği bastıran iktidardaki cuntalar arasında sıkışıp kalınan Nijer (120.) 37 sırayla en çok gerileme gösteren ülke oldu. Suudi Arabistan (-14 sıra), 2025 yılında iktidarın gazetecilere yönelik tekrarlanan şiddet eylemlerinin bedelini ödüyor; özellikle de Turki al-Jasser’in idam edilmesi gibi dünyada eşi benzeri olmayan bir olay nedeniyle. Buna karşılık, Beşar el-Esad’ın diktatörlük rejiminin Aralık 2024’te çökmesi, yıllardır basın özgürlüğü açısından dünyanın en kötü on ülkesi arasında yer alan siyasi geçiş sürecindeki Suriye’yi 177. sıradan 141. sıraya yükseltti.
Gazeteciliğin suç sayılması zirve yaptı
Yasal gösterge, bu yıl en fazla düşüş gösteren gösterge oldu. Bu gösterge, 2025 ile 2026 yılları arasında 180 ülkeden 110’unda, yani ülkelerin yüzde 60’ından fazlasında kötüleşti. Bu ülkelere Hindistan (157.), Mısır (169.), İsrail (116.) ve Gürcistan (135.) örnek sayılabilir.
Gazeteciliğin, basın hukukunun çiğnenmesi ve olağanüstü hal yasaları veya genel hukukun kötüye kullanılması üzerinden suç sayılması, küresel bir fenomen haline geldi.
Ulusal güvenlik yasalarının suistimali
ABD’deki 11 Eylül 2001 saldırılarının üzerinden 25 yıl geçerken savunma sırları ve ulusal güvenlik alanının genişletilmesi, birçok ülkede kamuoyunu ilgilendiren konuların haber olarak gündeme getirilememesinin bir aracı haline geldi. Otoriter rejimlerde göze çarpan ve demokrasilerde de büyük ölçüde yaygınlaşan bu eğilim, yasaların terörle mücadele adı altında gazetecilere karşı kötüye kullanılmasıyla birlikte görülüyor.
Basına kapalı rejimler arasında, Vladimir Putin yönetimindeki Rusya (172.), basın özgürlüğünü kısıtlamak amacıyla terörle mücadele, ayrılıkçılık veya aşırılıkla mücadele yasalarını kullanma konusunda uzmanlaştı. Nisan 2026 itibarıyla ülkede 48 gazeteci tutuklu bulunuyor ve işlerine devam etmek isteyenler sürgüne zorlandılar – ancak sınırların ötesine uzanan adli baskıdan kaçamıyorlar.
Ulusal güvenlik önlemlerinin bu şekilde araçsallaştırılması, özellikle komşu Belarus’ta (165.), Myanmar’da (166.), Nikaragua’da (168.) ve Mısır’da (169.) da görülüyor.
Afrika’nın Büyük Göller bölgesinde, 13 Nisan itibarıyla Sandra Muhoza, 2026 yılında bu bölgede hâlâ tutuklu bulunan tek kadın gazeteciydi. Muhoza, Burundi’de (119.) özellikle bu bölgede sıklıkla kullanılan “ulusal toprak bütünlüğüne zarar verme” suçlamasıyla yargılanıyordu. Etiyopya’da (148. sırada) dört gazeteci, terör suçlamalarıyla yargılanmak üzere üç yıldır tutuklu.
Türkiye’de (163.) bu manevra, ülkede başvurulan terörle mücadele mevzuatının da ötesine geçiyor. Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidarında ülke, gazeteciliği bastırmak ve habercileri hapse atmak için düzenli olarak “Dezenformasyon”, “Cumhurbaşkanına hakaret” veya “Devlet kurumlarını karalama” gibi suçlamaları araçsallaştırılıyor. Endekste RSF Türkiye için şunları yazdı:
Türkiye'de otoriterlik giderek güç kazanıyor ve medya çoğulculuğu sorgulanıyor. Eleştirmenleri susturmak için her türlü yöntem kullanılıyor.
Medya ortamı
Ulusal medyanın yüzde 90'ının hükümet kontrolünde olması nedeniyle, halk son beş yıldır ekonomik ve siyasi krizin ülke üzerindeki etkisini öğrenmek için bağımsız ve iktidarı eleştiren, farklı siyasi görüşlere sahip medya kuruluşlarına yönelmiştir. Bu kuruluşlar arasında Now TV , Halk TV , Tele1 ve Sözcü'nün yanı sıra BBC Türkçe , VOA Türkçe ve Deutsche Welle Türkçe gibi yerel ve uluslararası haber siteleri de bulunmaktadır .
Siyasi bağlam
2023 seçimlerinden bu yana, şiddet ve kitlesel tutuklamalar, mitingleri ve protestoları takip eden medya mensuplarını bastırmak için en çok kullanılan taktikler haline geldi. İnternetin neredeyse sistematik sansürlenmesi, eleştirel medya kuruluşlarına yönelik haksız yargılamalar ve adalet sisteminin manipülasyonu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın siyasi kayırmacılığa dayalı bir sistem yönettiği iddialarına rağmen, popülaritesini artırmasını henüz sağlayamadı.
Yasal çerçeve
Gazetecilere ve yetkilileri eleştiren medya kuruluşlarına yönelik ayrımcı uygulamalar, örneğin basın kartlarının ellerinden alınması, yaygın hale gelmiştir. Hükümetin emirlerini yerine getiren hakimler, yolsuzluk ve diğer hassas konular hakkındaki çevrimiçi makaleleri sansürleyerek demokratik tartışmayı sınırlamaya çalışmaktadır.
Dezenformasyon yaymak suçlaması, gazetecileri mahkemede amansızca zulmetmenin bir aracı haline gelmiştir ve "etki ajanları" hakkındaki önerilen değişiklik, gazeteciliğe baskı uygulamak için yeni bir yasal araç olma riski taşımaktadır. Bu zorlu ortamda, bazı gazeteciler yine de haberleri tamamen bağımsız bir şekilde aktarma misyonlarına sadık kalmaya çalışmış ve bir "medya arabulucusu" (ombudsman) tanınmasını talep etmektedirler.
Ekonomik bağlam
Hükümet ve özel sektördeki müttefikleri, kendilerine olumlu haberler veren medya kuruluşlarından reklam satın alarak ve onlara sübvansiyon sağlayarak medya çoğulculuğunu tehlikeye atıyor. Basın Reklam Kurumu (BIK), devlet reklam tahsisini kullanarak muhalif günlük gazeteler üzerinde mali baskı kurarken, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) ise yetkilileri eleştiren televizyon kanallarını astronomik cezalar keserek mali olarak zayıflatıyor. Bazı günlük gazeteler de gazete kağıdı fiyatları nedeniyle sayfa sayılarını azaltmak zorunda kaldı. Bazı bağımsız medya kuruluşları ise medya piyasasının ekonomik krizi ve uluslararası fonlardaki kesintiler nedeniyle gazetecilerini işten çıkarmak zorunda kaldı.
Sosyokültürel bağlam
Bazen dini, yargı veya hükümet yetkililerini sorgulayan gazetecilere karşı "hakaret" davaları açılıyor. Özellikle kadın gazeteciler tarafından yapılan aile içi şiddet veya diğer istismar biçimlerine atıflar, sosyal medyada nefret kampanyalarına yol açabiliyor.
Emniyet
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın AKP'sinin müttefiki olan aşırı milliyetçi MHP partisinin üyeleri ve liderleri, utanç verici konulara dikkat çekmeye cesaret eden gazetecileri tehdit etmekten çekinmiyor.
Hükümet karşıtı protestoları takip eden muhabirler, kolluk kuvvetleri tarafından hedef alınıyor. Laikliğe yönelik saldırıları, dini grupların (Tarikat) etkisini veya bölgesel cihatçı örgütleri konu alan haberler yapmaya cesaret eden gazeteciler giderek daha fazla tehdit altında kalıyor.
Kamu medyasına yönelik baskılar ve susturma davaları
Yasal göstergenin kötüleşmesi, gazetecileri mahkemeye çıkarmak için yürürlükteki yasaların kötüye kullanılmasıyla da açıklanabilir. Bu durum, ister Bulgaristan’da (71.) isterse de José Rubén Zamora’nın simgesel örneğinde olduğu gibi Guatemala’da (128.) olsun, susturma amaçlı davaların yoğunlaşmasıyla ortaya çıkıyor. Endonezya’da (129.), Singapur’da (123.) ve Tayland’da (92.) siyasi veya ekonomik elitler de, basını korumada yetersiz kalan bir yasal çerçeveyi istismar ediyor. Bu yasal kısıtlamalar, Fransa (25.) gibi nispeten endeksin üst sıralarında yer alan ülkelerde de görülüyor.
Gazetecilerin karşı karşıya kaldığı, ister güvenlik ister hukuki olsun, her türlü risk karşısında kamu politikaları yapısal bir çözüm sunmakta yetersiz kalıyor. İncelenen ülkelerin yüzde 80’inden fazlasında, koruma mekanizmaları ya hiç yok ya da etkisiz.
Avrupa Medya Özgürlüğü Yönetmeliği (EMFA), Avrupa Birliği’nde medyanın, özellikle de kamu yayıncılığının bağımsızlığını ve sürdürülebilirliğini güvence altına alsa da, ulusal yasama girişimleri yoluyla düzenli olarak ihlal ediliyor. Bu duruma, Viktor Orbán’ın görevden ayrılan hükümeti döneminde Macaristan’da (74.) olduğu gibi, Slovakya (37.), Litvanya (15.) ve Çekya (11.) gibi endekste daha iyi konumda yer alan ülkelerde de rastlanıyor.
Amerika kıtası siyasi ve güvenlik sorunlarıyla boğuşuyor
2022’den bu yana, 28 Amerika ülkesinde gözlenen düşüş (-14 puan), gazeteciler için dünyanın en tehlikeli iki bölgesi olan Doğu Avrupa - Orta Asya (EEAC) ile Ortadoğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgelerini andırıyor. Son yıllarda Brezilya’nın (52.) sıralamadaki yükselişi gibi bazı gelişmelere rağmen, kıtadaki basın özgürlüğünün yakın tarihi iki eğilime işaret etmektedir: organize suç örgütleri tarafından işlenen şiddet olaylarının artışı ve güvenlik güçlerinden kaynaklanan şiddet olaylarının artışı...
ABD Başkanı Donald Trump, basına ve gazetecilere yönelik düzenli saldırıları sistematik bir uygulamaya dönüştürerek, ülkeyi bu yıl 64. sıraya (-7) geriletti. Salvadorlu gazeteci Mario Guevara’nın gözaltına alınıp sınır dışı edilmesi, zaten şiddetli polis baskılarıyla damgalanmış olan güvenlik ortamının daha da kötüleşmesine yol açıyor.
Ayrıca, ABD Dış Yayın Kurumu’nun (USAGM) personel sayısındaki keskin azalma, uluslararası alanda da etkiler yarattı; Voice of America (VOA), Radio Free Europe/Radio Liberty (RFE/RL) ve Radio Free Asia (RFA) gibi medya ekiplerinin, bazen tek güvenilir bilgi kaynağı oldukları ülkelerde ortadan kalkması, faaliyetlerinin askıya alınması veya küçültülmesi gibi sonuçlara yol açtı.
Donald Trump’ın Latin Amerika’daki ateşli savunucuları Javier Milei ve Nayib Bukele, şaşırtıcı olmayan bir şekilde Beyaz Saray’ın medyasına karşı izlediği stratejinin peşinden gidiyor. Arjantin (98.; -11) ve El Salvador (143.; -8), özellikle siyasi ve sosyal göstergelerin kötüleşmesi nedeniyle önemli bir gerileme kaydetti ki bu durum, basına yönelik düşmanlığın ve hükümet baskısının arttığını gösteriyor.
Bocandé: Daha ne kadar tahammül edeceğiz?
Endeksin yayımlanmasıyla birlikte bir açıklama yapan RSF Yayın Direktörü Anne Bocandé, gelen haber alma hakkına yönelik saldırıların faillerinin de artık saklanmadığına işaret ediyor:
“RSF, 25. yıl dönümü vesilesiyle sunduğu bakış açısıyla sadece geçmişe bakmakla yetinmiyor; örgüt, basit bir soru sorarak geleceğe doğrudan sesleniyor: Gazeteciliğin boğulmasına, gazetecilere yönelik sistematik engellemelere ve basın özgürlüğünün sürekli aşınmasına daha ne kadar tahammül edeceğiz? Çünkü bilgi edinme hakkına yönelik saldırılar çeşitlenip daha sofistike hale gelse de, bu saldırıların failleri artık saklanmıyor: Otoriter devletler, suç ortağı ya da görevini yerine getirmeyen siyasi güçler, yağmacı ekonomik aktörler ve kontrol edilemez hale gelen platformlar, doğrudan ve ezici bir sorumluluk taşıyor.
Böyle bir durum karşısında, pasif kalmak bir tür onay anlamına gelir. Artık ilkeleri savunmak yetmez. Aktif koruma politikaları şarttır ve bu politikalar itici güç olmalıdır. Bu, öncelikle bu konunun suç sayılmasının sona erdirilmesiyle başlar. Ulusal güvenlik yasalarının kötüye kullanılması, susturma amaçlı davalar, araştırma yapan, gerçekleri ortaya çıkaran ve isimleri açıklayan kişilere yönelik sistematik engellemeler…
Koruma mekanizmaları hâlâ yetersiz, uluslararası hukuk çöküyor ve cezasızlık yaygınlaşıyor. Kesin garantiler ve somut yaptırımlar gerekiyor. Top, demokrasilerin ve vatandaşlarının sahasında. Sessizliği dayatanlara karşı durmak onlara düşüyor. Çünkü otoriterliğin yayılması kaçınılmaz bir kader değildir.”
(HA)

