Suruç Katliamı’nın 11’inci yılı: Boş salonlara değil, gerçek sorumlulara konuşmak istiyoruz
“Keşke boş salonlara değil, gerçekten suçlulara konuşuyor olsaydık. Boş salonlara gidip geldik yıllar boyunca. Hepimiz adalete inanmak, bunu talep etmekten başka çare bulamayız. Bugün gidenleri, aileleri tekrar yalnız bırakmadığınızı gösterdiniz ve bu konuyu ele aldığınız için teşekkür ederim.”
Bu sözler, 20 Temmuz 2015’te Urfa’nın Suruç ilçesinde gerçekleştirilen bombalı saldırıdan yaralı kurtulan Doktor Çağla Seven’e ait.
Suruç’ta yaşamını kaybeden 33 "Düş Yolcusu"
İstanbul Barosu’nun çağrısıyla, Suruç Katliamı’nın 11’inci yılında baronun Galata’daki merkezinde “Suruç Katliamı ve Hakikat Arayışı” başlıklı panel düzenlendi. Panelde, katliamın hukuki süreci, cezasızlık politikaları, kamu görevlilerinin sorumluluğu ve toplumsal hafıza başlıkları ele alındı.
Panele İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, Suruç İçin Adalet Platformu avukatları, 10 Ekim Ankara Katliamı davası avukatları, akademisyenler ve katliamdan sağ kurtulanlar katıldı.
Kaboğlu: Suruç’ta etkili soruşturma olsaydı Gar Katliamı önlenebilirdi
Panelin açılış konuşmasını İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu yaptı.
Kaboğlu, Suruç Katliamı’na ilişkin etkili bir soruşturma yürütülmesi halinde 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın önlenebileceğini söyledi.
“Suruç’ta etkili bir soruşturma olsaydı Gar Katliamı önlenebilecekti. Gar Katliamı’nda hayatını kaybeden yurttaşlarımız hayatta olacaktı” diyen Kaboğlu, yaşananlara ilişkin ortak bir hafıza oluşturmanın toplumsal bir sorumluluk olduğunu belirtti.
Temmuz ayının yalnızca kayıpların yaşandığı bir dönem olarak değil, aynı zamanda Türkiye’nin siyasal tarihinde önemli kırılmaların yaşandığı bir dönem olarak ele alınması gerektiğini söyleyen Kaboğlu, şöyle konuştu:
“Temmuz bizim için acı günlerdir. Sadece kayıplar açısından değil, aynı zamanda tek adam rejimine girişimin ayları olarak da düşünmek gerekir.”
Suruç dosyasının Madımak ve geçmişteki birçok katliam dosyasında olduğu gibi karartılmak istendiğini belirten Kaboğlu, “Aradan geçen 11 yılda gerçek bilgileri paylaşabilir, bunları bireysel hafızalardan çıkarıp ortak belleğe dönüştürebilirsek hakikate ulaşmak daha mümkün olacak” dedi.
Gümüştaş: Suruç katliamı münferit bir olay olarak gösterilemez

Suruç İçin Adalet Platformu avukatlarından Özlem Gümüştaş, katliamların birbirinden bağımsız ele alınamayacağını söyledi.
Suruç Katliamı’nın arkasındaki bağlantıların, siyasi koşulların ve kamu sorumluluğunun ortaya çıkarılması gerektiğini belirten Gümüştaş, Adıyaman Dokumacılar grubu ve IŞİD yapılanmasına ilişkin daha önce hazırladıkları raporlara dikkat çekti.
Gümüştaş, 2015 yılında platformun kurulmasının ardından yaptıkları çalışmalarda, Adıyaman’da Dokumacılar isimli grubun örgütlendiğini, çok sayıda kişinin Suriye’ye geçerek IŞİD’e katıldığını ve bazı kişiler hakkında canlı bomba olabilecekleri yönünde istihbarat kayıtları bulunduğunu açıkladıklarını söyledi.
Suruç Katliamı’nın faili Abdurrahman Alagöz ile 10 Ekim Ankara Gar Katliamı faili Yunus Emre Alagöz’ün kardeş olduğunu hatırlatan Gümüştaş, iki ismin de istihbarat kayıtlarında yer aldığını belirtti.
“Bu kişiler takip edilen, canlı bomba olabilecekleri bilinen kişilerdi. Buna rağmen Suruç ve Ankara Gar Katliamları gerçekleşti” diyen Gümüştaş, katliamların önlenebilir olduğuna dikkat çekti.
Suruç dosyasındaki firari sanıklar İlhami Bali ve Deniz Büyükçelebi’nin Suriye’de bulunduğuna ilişkin bilgilerin dosyalara girdiğini belirten Gümüştaş, bu kişilerin nasıl hareket ettiklerinin ve neden yakalanmadıklarının hâlâ aydınlatılmadığını söyledi.
“Yargı, Suruç’u sadece münferit bir olay olarak görmekten ileri gidemedi. Firari sanıkların nasıl İdlib-Konya hattında hareket edebildikleri, hangi bağlantılarla korundukları açıklığa kavuşmadı” diye konuştu.
Gökoğlu: Katliamların göz göre göre geldiğini gördük
10 Ekim Ankara Katliamı davası avukatlarından Gamze Gökoğlu, Suruç ve Ankara Gar Katliamları arasındaki bağlantılara dikkat çekti.
Gökoğlu, her iki katliamın faillerinin Adıyaman Dokumacılar grubuyla bağlantılı olduğunu belirterek, bu grubun uzun süre takip altında olmasına rağmen saldırıların gerçekleştiğini söyledi.
Adıyaman’da ailelerin çocuklarının IŞİD’e katıldığı yönünde çok sayıda başvuru yaptığını anlatan Gökoğlu, buna rağmen gerekli adımların atılmadığını ifade etti.
Gökoğlu, Ankara Gar Katliamı failleri hakkında da önceden istihbarat bilgileri bulunduğunu belirterek şöyle konuştu:
“Her iki canlı bomba da takip edilen, haklarında istihbarat bulunan kişilerdi. Haziran Diyarbakır patlamalarıyla başlayan, Suruç ve 10 Ekim Ankara Katliamı ile devam eden süreçte katliamların göz göre göre geldiğini görmüş olduk.”
Firari sanık Ömer Deniz Dündar’ın yakalanması ve verdiği ifadeye de değinen Gökoğlu, bu ifadenin IŞİD’in örgütlü yapısını ve işlenen suçların kapsamını ortaya koyduğunu söyledi.
Gökoğlu, Suruç ve Ankara Gar Katliamları’nın insanlığa karşı suç kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, “Bu tanımın yapılması yalnızca hukuki değil, aynı zamanda hakikatin ortaya çıkarılması açısından da önemli” dedi.
Dinçer: Cezasızlık politikası hakikatin üzerini örtüyor

Akademisyen Dr. Hülya Dinçer, Suruç Katliamı’nın yalnızca birkaç failin eylemi olarak ele alınamayacağını söyledi.
Katliamın dönemin siyasal koşullarından bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirten Dinçer, sivil ve resmi çok sayıda aktörün sorumluluğunun araştırılması gerektiğini vurguladı.
Dinçer, Türkiye’de katliam dosyalarında benzer bir cezasızlık pratiğinin sürdüğünü belirterek şöyle konuştu:
“Hukukun, siyasal katliamların arkasındaki örgütlü ve politik sorumluluğu karartma işlevi görüyoruz. Ölümü sanki münferit bir olaymış gibi, birkaç seçilmiş failin sorumluluğuna indirgemek Türkiye’de uzun yıllardır tanık olduğumuz bir döngü.”
Hakikati bilme hakkının yalnızca mağdurların değil, tüm toplumun hakkı olduğunu söyleyen Dinçer, Suruç ve Ankara Gar Katliamları’nın ardındaki siyasi koşulların ve bağlantıların ortaya çıkarılması gerektiğini belirtti.
Dinçer, kamu görevlilerinin sorumluluğunun araştırılmamasının da hakikatin ortaya çıkmasının önündeki engellerden biri olduğunu söyledi.
“Bu katliamların insanlığa karşı suç olarak tanınması sadece hukuki bir sınıflandırma değildir. Aynı zamanda suçun politik ve kolektif niteliğinin kabul edilmesi anlamına gelir” dedi.
Seven: “Biz geçmişe dönmüyoruz, zaten geçmişten geliyoruz”

Panelin son konuşmasını Suruç Katliamı’ndan yaralı kurtulan Doktor Çağla Seven yaptı.
Suruç ve 10 Ekim Ankara Katliamları’nda hayatını kaybedenleri anarak konuşmasına başlayan Seven, Türkiye’de yaşanan katliamlarla yüzleşilmediği için benzer acıların tekrarlandığını söyledi.
Sivas Katliamı ile Suruç ve Ankara Gar Katliamları arasında benzerlikler bulunduğunu belirten Seven, “İnsanlığa karşı suç olduğu kabul edilmeyen her olay, cezasızlıkla sonuçlanıyor” dedi.
Katliamların ardından adalet, hakikat ve anma hakkının önemine dikkat çeken Seven, Suruç’ta hâlâ bir anıtlarının bulunmadığını söyledi.
“Amara’nın bahçesinde hâlâ bir anıtımız yok. 11’inci yılındayız” diyen Seven, hayatını kaybedenlerin ve geride kalan ailelerin acılarının görünür kılınması gerektiğini vurguladı.
Firari sanıkların yakalanmasına ilişkin gelişmelerin kendileri için yeterli bir adım olmadığını belirten Seven, “Gidenlerin hesabı sorulacak, adaletle ilgili bir adım atılacak gibi bir şey hissedemiyoruz artık. Ama ısrarımıza devam edeceğiz” diye konuştu.
Seven, adalet mücadelesinin yalnızca kaybedilenlerin yakınları için değil, toplumun tamamı için önemli olduğunu belirterek şöyle devam etti:
“Biz geçmişe geriye dönmüyoruz. Biz zaten geçmişten geliyoruz. Suruç Katliamı’ndan önce ve sonra diye bir yarık açıldı. Bu yarık sadece bizim hayatımızda değil; toplumda, siyasette ve hukukta da açıldı.”
Adalet arayışının kriminalize edilmesini eleştiren Seven, “Keşke boş salonlara değil, gerçekten suçlulara konuşuyor olsaydık. Boş salonlara gidip geldik yıllar boyunca. Hepimiz adalete inanmak ve bunu talep etmekten başka çare bulamıyoruz” dedi.
Seven, paneli düzenleyenlere teşekkür ederek, “Bugün gidenleri ve aileleri tekrar yalnız bırakmadığınızı gösterdiniz. Bu konuyu ele aldığınız için teşekkür ederim” diye konuştu.
E.Ö: "ADALET ARAYIŞIM TÜM KADINLAR İÇİN"
Cinsel saldırı faili erkek tahliye edildi, kadın kararı sosyal medyadan öğrendi
Yatalak hasta mahpus İrfan Yılmaz: "İnsani ihtiyaçlarımı tek başıma karşılayamıyorum"
YILDIZ ÖNEN YANITLADI
NATO silahlanırken halkların payına ne düşecek?
Sedef Güler davasında anneden çağrı: "Eksik kalan soruşturmalar tamamlansın"
Mekiye Akyel’in cansız bedenine hâlâ ulaşılamadı: "Kemikleri bile olsa bize verin"