Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti üyesi Faik Özgür Erol, Türkiye’de barış ve demokratik çözüm tartışmalarının sürdüğü bir dönemde Kuzey ve Doğu Suriye’ye (Rojava) yönelik saldırıların devam etmesini değerlendirdi.
PKK lideri Abdullah Öcalan’ın Ortadoğu’da son iki-üç yılda yaşanan gelişmeleri ve savaşları “Sykes-Picot sisteminin çözülmesi” olarak yorumladığını aktaran Erol, Öcalan’ın Şam’a ilişkin şu değerlendirmesini paylaştı:
“Suriye’nin güneyini aldılar; Süveyda’yı ve Golan’ı aldılar. Dicle ile Fırat arasını da bunlara vadettiler.”

“Devletlere değil; öz gücümüze, dünyadaki sosyalist kesimlerin desteğine inanmalıyız”
“İran ve Irak’la da ilgisi var”
ANF’de yayımlanan söyleşide, Erol’un yanıtlarından öne çıkanlar şöyle:
- “Kürtleri yaralı bırakarak Ortadoğu’yu yönetme siyaseti, son 100-200 yıla damgasını vurmuş bir siyaset tarzıdır. Burada dikkat çeken mesele, Kürt’ü öldürmüyor; fakat Kürt’ün sağlıklı, kendi doğal çevresinde, kendi dinamikleri üzerinde bir yaşam sürmesine de olanak tanımıyor. Ve bu, Ortadoğu’yu daha yönetilebilir kılar.”
- “Böylesi bir kıskaç, böylesi bir tuzak, emperyal bir kıskaç ve tuzak altında olunduğunu Sayın Öcalan çok öncesinden görmüş ve bunu ifade ediyordu. Zaten bu sürecin anlamı da biraz bu tuzağı boşa çıkarmak, artık birbiriyle didişen bu derinleşmiş husumetleri ortadan kaldırmaktır.
- “Suriye’deki saldırı halinin de Paris Antlaşması’nın hemen ertesi gününe denk gelmesi bir tesadüf değildi. Sayın Öcalan bunu ‘Suriye’nin güneyini aldılar; Süveyda’yı ve Golan’ı aldılar. Dicle ile Fırat arasını da bunlara vadettiler’ diye ifade etmişti.
- “Bunun, daha geçtiğimiz hafta düzenleneceği söylenen fakat iptal edilen, ertelenen İran operasyonuyla da ilgisi vardır. İran’a dönük müdahale hazırlıklarıyla da ilgisi vardır. Bunun bir sonraki aşamada Irak’la da ilgisi vardır. Oradaki tüm güçlerle de ilgisi vardır. Bu yönüyle daha uzun vadeli bir sürecin ürünü olarak görünüyor.”
“Makasın en fazla açık olduğu konu Suriye ve Rojava meselesiydi”
- “Bir önceki çözüm sürecinden bugüne geçen yaklaşık 10-12 yıl içerisinde taraflar arasında makasın en fazla açık olduğu konu Suriye ve Rojava meselesiydi. Bunu Sayın Öcalan da ifade ediyordu. Mümkün mertebe ortak aklı ve diyaloğu geliştirebilecek formüller üzerinde düşünüyordu.
- “Suriye’de bugün anayasa yok. Anayasası ve toplumsal sözleşmesi olmayan bir ülkede hangi yurttaşlık bağını kurabilirsiniz? Yaklaşık bir yıldır Suriye’de hükümet, rejim el değiştirmiş durumda. Bir yıl içerisinde bırakın bir anayasa yazmayı, başlamadılar dahi. Fakat bu arada geçen sürede, Dürzisi’nden Alevisi’ne, Kürt’üne kadar saldırılmayan, müdahale edilmeyen topluluk kalmadı. Demek ki öncelikler farklı. Demek ki akıl veren ya da bunu yöneten yapılar farklı. Suriye’deki gidişatın buna dönük olmadığı ortaya çıktı.
- “Meseleyi sadece Kürtlere indirgememek gerekir. Oradaki Dürzilerin, Türkmenlerin, Hıristiyanların ve Alevilerin de o ülkede bir arada nasıl yaşayabileceği ve haklarının, hukuklarının ne olacağını düzenleyen bir hukuksal rejim kurulmadı. Buradaki mesele esasen buydu. Sayın Öcalan’ın sürekli vurguladığı da buydu.”

“Soykırım kıskacındaki halk”
“Sürecin nereye evrileceğini hep birlikte yaşayacağız ve göreceğiz; Sayın Öcalan’ın, en başta bu sürecin başında durduğu yerde olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte, yaptığımız son görüşmede Rojava’da yaşanan gelişmeler henüz bu kadar büyümemişti. Daha henüz cumartesi günü Der-Hafir tarafında bir saldırı girişimi vardı ve Fırat’ın batısıyla sınırlı bir saldırı girişimi olacağı iddia ediliyordu. Sayın Öcalan, o görüşmeye girer girmez başka herhangi bir konuyu konuşmak istemediğini ifade etti. Mesela geçtiğimiz ay içerisinde yapılan pek çok siyasi parti ziyaretleri ve onların sonuçları da vardı; bunları dinlemek de istemedi. Bunların, yaşananların karşısında artık çok bir anlamı olmadığı kanaatindeydi, çünkü yaşananları gerçek bir provokasyon olarak değerlendiriyordu.
“Bu provokasyonun, bir şekilde sadece Suriye’de olduğu gibi Kürt ile Arap’ı değil, bir sonraki evrede Kürt ile Türk’ü de karşı karşıya getirebilecek bir potansiyel taşıdığını; bunun uluslararası bir komplo olduğunu ve hatta 15 Şubat’a benzeterek anlattı. Ve ‘bu, ikinci bir 15 Şubat’tır’ diyerek ifade etti.
“Buradan gerçekleşen sürecin ve durumun, önümüzdeki çok uzun bir dönemi zehirleyebilecek bir potansiyelinin olduğunun farkındaydı ve bunun önüne geçmenin çabasıydı. Daha bundan 15-16 yıl önce yazdığı savunmalarda ‘Soykırım kıskacındaki halk’ demişti, değil mi? Bunun önüne geçmenin mücadelesini, bunun önüne geçmenin stratejisini ve barışçıl, bir arada yaşamaya dönük strateji evriminin mücadelesini yıllardır bulunduğu yerden veriyor. Bugün de ben, o mücadeleyi sürdürmeye devam ettiğini açıkça görüyorum. Bundan da vazgeçmeyecektir. Bunun bir şekilde önüne geçmenin yolu, bu yaşanan çatışmanın derinleşmesinin önüne geçmek için ortak aklı geliştirmekten geçer. Ortak aklı, müzakere ve diyaloğa dayalı şekilde geliştirmek gerekiyor.”
Söyleşinin tamamını okumak için tıklayın. (TY)

