Mustafa Karasu: Çerçeve yasanın eleştirilecek çok yanı var ama bir kulvara girildi
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Meclis Genel Kurulu’ndaki görüşmelerin ardından 467 kabul, 87 ret ve 7 çekimser oyla kabul edilen, ‘çerçeve yasa’ olarak adlandırılan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesi” kanun teklifini değerlendirdi.
Karasu, çerçeve yasayı siyasi çözüm sürecinin başlangıcı olarak değerlendirirken, yasanın Kürt sorununa doğrudan çözüm getirmediğini, sürecin ilerlemesi için kullanılan dilin değişmesi ve Abdullah Öcalan’ın aktif rol üstlenmesi gerektiğini savundu.
“Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin tam metni
Medya Haber TV’ye konuşan Karasu’nun açıklamasından satır başları şöyle:
Yasa ve süreç
Bu yasa tabii şu an anlamda önemlidir, eleştirilecek çok yanı vardır ama bir kulvara girilmiştir. Türk devleti ile Kürtler arasında yüz yıllık kopukluk var. Zaten demokratik-siyasal çözümün amacı bu kopukluğu gidermektir. Yaklaşımımız böyledir. Bu yasayı böyle hukuki ve siyasi çözüm, siyasi sürece girmenin bir başlangıcı olarak değerlendirmek gerekiyor. Önderliğin dediği gibi ‘bin kilometre bir adımla başlar.’ Böyle değerlendiriyoruz. Yoksa bu yasa Kürt sorununu çözen, çözüm getiren bir yasa değil. Ama hedefi, amacı o olan bir yaklaşımın ilk adımı olarak değerlendirmek gerekiyor.
Tabii yasa ne kadar böyle ifadelerde bulunsa da Kürt sorunundan söz etmemesi, Kürt sorununun çözümünü ortaya koyan, Kürt gerçeğini ortaya koyan bir yasa olmaması tabii ki önemli bir eksikliktir. Bunu zaten açıklamamızda dile getirdik. Ama artık bir başlangıçtır.
Bundan sonraki süreç önemlidir. Gerçekten bunu ilerletecek miyiz? Yoksa bu başlangıç son bir buçuk yıl, iki yıl olduğu gibi yavaşlayacak, gereken hızda, gereken kararlılıkta yürümeyecek mi? Onu tabii zaman gösterecek. Bizim açımızdan şu; biz kesinlikle bu süreci başarıya götürmek istiyoruz. İrademiz bu yöndedir.
Dil ve barış
Barış ilk önce dille başlar. Bu 100 yıllık bir sorundur. Evet, 50 yıllık bizim öncülük ettiğimiz mücadele var. 50 yıllık bir çatışma var. Bu yönüyle 100 yıllık bir sorun çözülecekse burada dil önemlidir. Dil değişmeden, üslup değişmeden, yaklaşım değişmeden barışı gerçekleştirmek mümkün değildir.
Hem barış için oturacağız, konuşacağız, görüşeceğiz hem de dilimizi buna göre ayarlamayacağız. Öyle ‘terörist’ demek, ‘terör örgütü’ demenin artık anlamı yok. Dün savaşıyorduk, biz de eleştiriyorduk, devlet de tabi bize karşı savaş yürütürken her türlü kavramı kullanıyordu. Gerçekten bu konuda basın da, iktidar da, sözcüleri de çok dikkat etmediler.
PKK'nin feshi ve topluluk
Önder Apo bu işin merkezinde olmazsa, bu sürecin yönetilmesinde, yönlendirilmesinde rol oynamazsa o yasada belirtilenleri gerçekleştirmek mümkün değildir. Gerçekleşmesi için Önder Apo'nun rol alması gerekiyor. Rolünü oynaması gerekiyor, yönetmesi gerekiyor. Çünkü bu durum bir kişiyi ilgilendirmiyor ki. Bir toplumu ilgilendiriyor. Binlerce savaşçıyı ilgilendiriyor. Binlerce kadroyu ilgilendiriyor.
Evet PKK kendini feshetti ama bir yine de bir topluluk var ortada. PKK zaten şöyle bir hareket olmadı. Tüzükle yürüyen bir hareket olmadı. PKK bir örgüt kültürüyle bugünlere geldi. Tüzüğü kültür olarak geldi. Şu anda bu topluluk var. Zaten bu topluluğun durumu tartışılıyor.
Şimdi bu açıdan bu topluluğun nasıl hareket edeceği, nasıl yaklaşacağını belirleyecek Önder Apo'dur. Önder Apo yönetmeden, yönlendirmeden hiç kimse, eskisi de yeni katılan gerilla da bireysel bir davranış içine girmez, yaklaşım içine girmez. Her zaman söyledik. Buna bizim de gücümüz yetmez. Herkes Önder Apo'ya bakıyor.
(FY)