İstanbul Barosu’ndan İBB davası ve avukat tutuklamalarına tepki: Anayasal düzene meydan okunuyor
İstanbul Barosu Başkanı Prof. Dr. İbrahim Özden Kaboğlu, Yönetim Kurulu üyeleri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi avukatlarından Avukat Tora Pekin ve Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Sekreteri Avukat Çiğdem Akbulut, İstanbul Barosunda düzenlenen basın toplantısında Silivri’de devam eden yargılamalar ile avukat tutuklamalarına ilişkin yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.
Ekrem İmamoğlu'na soruşturma
Toplantıda konuşan Kaboğlu, baroların hukukun üstünlüğünü sağlamak ve insan haklarını korumakla yükümlü kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olduğunu vurgulayarak, İstanbul Barosu’nun “her yerde, her zaman, herkes için hukuk” ilkesi doğrultusunda görevini yerine getirmeye devam edeceğini söyledi.
“Anayasa ihlalleriyle karşı karşıyayız”
Anayasa’nın arama, el koyma, konut dokunulmazlığı, haberleşme özgürlüğü, yakalama ve tutuklamaya ilişkin hükümlerinin açık olduğunu belirten Kaboğlu, özellikle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının yüzyıllardır insan hakları belgeleriyle güvence altına alınan temel haklardan biri olduğunu söyledi.
İBB davasında 64. celse: İnan Güney dahil 6 kişi hakkında tahliye kararı
Kaboğlu, son günlerde yaşanan gözaltı, arama, tutuklama ve hapishane süreçlerinde anayasal güvencelerin ihlal edildiğini belirterek şunları söyledi:
“Bu hafta yaşadığımız, pazartesi, salı ve çarşamba günleri tanık olduğumuz sistematik ve sürekli anayasa ihlalleri karşısında bu basın açıklamasını ivedi biçimde düzenleme gereği doğdu.”
“Keyfi uygulamalar kabul edilemez”
Tutuklamanın hukuk devletinde son çare olması gerektiğini vurgulayan Kaboğlu, adli kontrol ile aynı amaca ulaşılabilecek durumlarda tutuklama yoluna başvurulmaması gerektiğini belirtti.
Kaboğlu, yakalama ve tutuklama süreçlerinde kişilere isnat edilen nedenlerin somut, kişisel ve gerekçeli biçimde ortaya konulması gerektiğini ifade ederek, toplu ve torba nitelikte kararların hukuka aykırı olduğunu söyledi.
Son dönemde özellikle gece yarısı yapılan hapishane nakilleri, hücrelerden çıkarılmalar, başka illere sevkler, savcılığa gece saatlerinde çıkarılmalar ve etkin pişmanlığa zorlamaya dönük uygulamaların Anayasa’nın yasakladığı muameleler kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
“Silivri’de adil yargılanma hakkının asgari gerekleri dahi yerine getirilmiyor”
Silivri’de görülen davalarda adil yargılanma hakkına ilişkin ciddi ihlaller yaşandığını söyleyen Kaboğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun aynı gün üç ayrı suçtan üç ayrı mahkemede duruşmaya çıkarılmasının yargılama tarihinde örneğine az rastlanır bir uygulama olduğunu belirtti.
Ekrem İmamoğlu: Fotoğrafı görünce içim yandı
Kaboğlu, bir kişinin “suç örgütü lideri” olmakla itham edildiği bir dosyada, yargılamayı başından sonuna takip edebilmesinin ve diğer sanıklara soru yöneltebilmesinin savunma hakkının zorunlu gereği olduğunu ifade etti.
Kaboğlu, önceki duruşmada Fatih Keleş’in savunmasının ardından avukatların savunmalarının yarıda kesildiğini, İmamoğlu’nun ise savunmaları dinleyemediğini belirterek, bunun savunma hakkının ağır ihlali olduğunu söyledi.
“Savunma hakkı da sınırlıdır” şeklindeki yaklaşımın kabul edilemez olduğunu vurgulayan Kaboğlu, İstanbul Barosu’nun Silivri’deki yargılamalara ilişkin gözlem raporu hazırladığını ve raporun 20 Temmuz Pazartesi günü kamuoyuyla paylaşılacağını duyurdu.
“Silivri’deki süreç Ankara’da verilmiş bir kararın infazıdır”
Kaboğlu’nun ardından söz alan İstanbul Büyükşehir Belediyesi avukatlarından Avukat Tora Pekin, Silivri’de devam eden sürecin hukuki bir yargılama olarak değerlendirilemeyeceğini belirterek, 19 Mart 2025’te yaşanan sürecin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi.
Pekin, “Bugün Silivri’de sürdürülen sözde yargılamanın Ekrem İmamoğlu ve diğer yargılananlara karşı çok ağır ve hukuk dışı bir saldırı olduğunu görüyoruz” dedi.
Sürecin yalnızca İBB davasıyla sınırlı olmadığını belirten Pekin, gazetecilerden akademisyenlere, öğrencilerden işçilere, avukatlardan siyasetçilere kadar muhalif kimliğiyle öne çıkan pek çok kesimin hapishane tehdidiyle karşı karşıya olduğunu ifade etti.
Pekin, “Tarafsızlığını ve bağımsızlığını tamamen yitirmiş yargı mensuplarının eliyle oluyor bütün bu işler. Tarafsız ve bağımsız yargı yoksa yapılan şeyin adı yargılama olmaz” dedi.
“Neden Ekrem İmamoğlu’nu susturmak istiyorsunuz?”
Duruşmalarda yaşanan savunma hakkı ihlallerine dikkat çeken Pekin, mahkeme heyetinin Ekrem İmamoğlu’na “Niçin savunma yapmaktan kaçıyorsunuz?” sorusunu yönelttiğini, ancak gerçeğin bunun tam tersi olduğunu söyledi.
Pekin, İmamoğlu’nun yargılamanın başında, hakkında “suç örgütü liderliği” iddiası bulunması nedeniyle ilk kendisinin konuşması gerektiğini söylediğini, bunun reddedildiğini belirtti. Ardından tüm sanıkları dinledikten sonra savunma yapmak istediğini ancak bu kez de süre kısıtlamasıyla karşı karşıya bırakıldığını ifade etti.
Pekin, “Doğru soru şu: Neden siz Ekrem İmamoğlu’nu susturmak istiyorsunuz? Neden savunma haklarını kısıtlıyorsunuz? Neden beyanda bulunmasını engelliyorsunuz?” dedi.
Yurttaşları ve meslektaşlarını yalnızca İBB davasını değil, gazeteciler, akademisyenler, öğrenciler, sanatçılar, işçiler ve avukatlara yönelik tüm davaları yerinde izlemeye çağıran Pekin, hukuksuzlukların ancak doğrudan gözlemlenerek anlaşılabileceğini belirtti.
“Avukatlık faaliyeti suçlama konusu yapılıyor”
Basın toplantısında konuşan ÇHD Genel Sekreteri Avukat Çiğdem Akbulut ise ÇHD İstanbul Şube Başkanı Av. Ezgi Önalan ve Av. Yunus Emre Işık’ın tutuklanmasının savunmaya yönelik topyekûn saldırının parçası olduğunu söyledi.
Kuşadası Onur Yürüyüşü’nü takip eden avukatlar hakkında soruşturma başlatıldı
Akbulut, son haftalarda ülkenin dört bir yanında sabaha karşı ev baskınlarıyla insanların gözaltına alındığını, darp ve işkence iddialarının gündeme geldiğini belirterek, bu operasyonlarda anayasal hakların ihlal edildiğini ifade etti.
ÇHD üyesi avukatlar Av. Semra Demir, Av. Kürşat Bafra, Av. Özge Usanmaz ve Av. Doğa İncesu’ya yönelik süreçleri de hatırlatan Akbulut, avukatların müvekkilleriyle yaptıkları görüşmelerin, hapishane ziyaretlerinin ve vekâlet ilişkilerinin suçlama konusu haline getirildiğini söyledi.
Akbulut, “Muhatap kaldığımız tek şey aslında meslektaşlarımızın yapmış oldukları avukatlık faaliyetleri oluyor” dedi.
“Ezgi Önalan ve Yunus Emre Işık müvekkillerinin avukatlığını yaptıkları için tutuklandı”
Avukat Ezgi Önalan ve Avukat Yunus Emre Işık hakkında yöneltilen suçlamaların somut bir fiile dayanmadığını ifade eden Akbulut, dosyada gizlilik kararı bulunduğunu ancak emniyet ifadeleriyle birlikte suçlamalara dair fikir sahibi olabildiklerini söyledi.
Akbulut, her iki avukatın da örgüt üyeliği iddiasıyla gözaltına alındığını ancak kendilerine yöneltilen somut bir eylem, basın açıklaması ya da etkinlik isnadı bulunmadığını belirtti.
Avukatların müvekkilleriyle telefon görüşmeleri yapmasının, dosya masrafı veya vekâlet ücreti niteliğindeki para transferlerinin suçlama konusu yapılmasının kabul edilemez olduğunu söyleyen Akbulut, Ezgi Önalan’ın İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Özden Kaboğlu ve Türkiye Barolar Birliği Avukat Hakları Merkezi Koordinatörü Av. Deniz Özbilgin ile yaptığı telefon görüşmelerinin dahi karşısına suçlama olarak çıkarıldığını ifade etti.
Akbulut, tutuklama kararlarında henüz gerçekleşmemiş NATO protestolarına katılabilecekleri veya talimat verebilecekleri yönündeki varsayımların gerekçe yapıldığını belirterek, bunun hukuk dışı olduğunu söyledi.
“Savunmayı susturmak istiyorlar”
Akbulut, ÇHD’li avukatların yalnızca duruşma salonunda değil, karakolda, hastanede, hapishanede, arama sırasında ve hak ihlallerine karşı her yerde müvekkillerinin yanında olmayı avukatlık faaliyetinin parçası olarak gördüğünü belirtti.
Ezgi Önalan, Yunus Emre Işık, Kürşat Bafra, Semra Demir ve Doğa İncesu’nun bu anlayışla hareket eden avukatlar olduğunu söyleyen Akbulut, “Arkadaşlarımızın, yüzlerce tutuklu müvekkilinin haklarını koruyamamaları için tutuklandıklarını biliyoruz” dedi.
Akbulut, savunmaya yönelik saldırılara karşı mücadeleyi sürdüreceklerini belirterek, “Arkadaşlarımızı özgürlüklerine kavuşturuncaya kadar ve her bir yurttaş için bu şekilde avukatlık yapmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
“Bu bilgilerin kamuoyuna mal edilmesi çok önemli”
Toplantının kapanışında yeniden söz alan Kaboğlu, İstanbul Barosu’nun fikir, eylem ve dayanışma çizgisini sürdüreceğini belirtti.
Tutuklamaların başından itibaren keyfi olduğunu söylediğini hatırlatan Kaboğlu, şunları söyledi:
“Eğer burada 100 tutuklu varsa, hukukçu ihtiyat payı olarak biri için dosyasını bilmeyeyim diyebilirim; ama 99’u serbest bırakılmalıdır demiştim. Tutukluluk koşulları yoktur."
Gelinen süreçte tutuklu sayısının 53’e düştüğünü belirten Kaboğlu, adil yargılama gereklerine daha fazla uyulması halinde bu sayının çok daha aşağıya inebileceğini söyledi.
Kaboğlu, önümüzdeki süreçte tutukluluk incelemeleri, duruşmalı inceleme talepleri ve Anayasa Mahkemesi başvurularının gündeme gelebileceğini belirterek, keyfi tutuklamalar karşısında hukuki mücadelenin sürdürüleceğini ifade etti.
(FY)