Adı Gül Çandır. Kendisini “sakat” ve “feminist” olarak tanımlıyor. “Benim için feminizm, sağlamcılığa karşı mücadeleyi de içeren, çemberini hiçbir zaman kapatmayan dışarıda kalmış, kalan, kalabilecek ya da kalma ihtimali olan her öznenin sözüne açık bir politik ve etik alan” diyor, mücadele hattını feminist ilkeler üzerinden yürütüyor.
Eskişehir’de yaşayan Çandır, altı yıl önce ilaç ve ihmal kaynaklı nadir görülen bir nörolojik komplikasyon yaşadığını anlatıyor.
"Etiket ya da slogan değil"
Bu deneyimin hayatında yalnızca fiziksel bir değişim yaratmadığını, aynı zamanda politik ve düşünsel bir dönüşümün de kapısını araladığını söylüyor.
Kendini bugün “sakat ve feminist” kimliğiyle ifade ettiğini belirten Çandır, bu tanımlamanın bir etiket ya da slogan olmadığını yaşadığı deneyimlerin, karşılaştığı engellerin ve verdiği hak mücadelesinin doğal bir sonucu olduğunu vurguluyor.
Çandır’a göre feminizm, sabit sınırları olan bir ideoloji değil; aksine sürekli genişleyen, dışarıda bırakılmış deneyimlere kulak veren bir mücadele alanı. Kendisinin de bu alanı kesişimsel bir perspektifle düşündüğünü belirtiyor.
“Kesişimsel feminizme inanıyorum ama bunu yalnızca kapsayıcılığımızı göstermek için kullanılan bir başlık olarak görmüyorum” diyen Çandır, bu yaklaşımın doğrudan hayatın içinden, farklı deneyimlerin bir arada var olma mücadelesinden doğduğunu söylüyor.
Çandır, yaşadığı sürecin ilk yıllarında daha çok kişisel bir deneyim gibi görünen birçok meselenin zamanla politik olduğunu fark ettiğini anlatıyor.
“İlk yıllar yalnızca deneyimlediğim bir süreçti. Son yıllarda ise bunu teorik olarak anlamaya çalışıyorum” diyor. Okuyarak, düşünerek ve farklı deneyimlerle temas kurarak bu alanı öğrenmeye çalıştığını belirten Çandır, feminist mücadelede öz eleştiriye ve öğrenmeye açık olmanın da önemli olduğunu vurguluyor.
“Sağlamcılık feminist hareketin gündemi olmalı”
Engelli bir kadın olarak 8 Mart’ta alanda bulunmasının temel nedenlerinden birinin feminist hareket içinde sağlamcılığın yeterince tartışılmaması olduğunu söyleyen Çandır, bu durumun çoğu zaman fark edilmeden yeniden üretildiğini ifade ediyor.
“Sağlamcılık o kadar kanıksanmış ve normalleşmiş bir süreç ki çoğu zaman bununla karşılaştığınızı bile fark etmeyebilirsiniz” diyen Çandır, feminist hareketin kapsayıcılık iddiasını gerçekten hayata geçirebilmesi için bu meseleyle yüzleşmesi gerektiğini belirtiyor.
Çandır’a göre mesele yalnızca engelli kadınların alana gelebilmesi değil. İlerleyici kronik hastalığı olan bir kadının ya da hareket kabiliyeti sınırlı birinin bir örgütlenme içinde kendini kalamayacak gibi hissetmesi de aynı sorunun parçası. Bu durumun fark edilmeden “sağlam kadınlar için mücadele” anlamına gelebileceğini söylüyor.
Bu noktada erişilebilirliğin yalnızca teknik bir düzenleme değil, doğrudan politik bir mesele olduğunu vurgulayan Çandır, “Erişilebilirlik sadece betimleme meselesi değil; bilgiye, kamusal alana ve politik mücadeleye erişim meselesidir” diyor.
Gören, duyan ve yürüyebilen birinin erişebildiği her yere herkesin erişebilmesi gerektiğini belirten Çandır, bunun sağlanmadığı durumlarda eşitlikten söz etmenin mümkün olmadığını dile getiriyor. Örneğin kör bir arkadaşının bu yılki 8 Mart çağrılarında tek bir erişilebilir duyuruya bile rastlamadığını aktardığını söylüyor. Çandır’a göre bu durum fiilen kör kadınlara “sen gelme” demek anlamına geliyor.
“Kıyıda değil, ortasında olmak istedik”
8 Mart’ta yaşanan müdahalenin ise başlangıçta planlanmış bir eylem olmadığını anlatan Çandır, yürüyüşlerin çoğu zaman uzun sürdüğünü ve bu nedenle bazı engelli kadınların katılımının zorlaştığını belirtiyor. Bu nedenle Eskişehir Engelli Dayanışma Ağı aracılığıyla bir duyuru yaptıklarını ve yürüyüşün varış noktasına yakın bir yerde buluşmayı planladıklarını söylüyor.
Başlangıçta kortejin yolunu kesmek gibi bir niyetlerinin olmadığını ifade eden Çandır, planlarının yolun kenarında beklemek ve yürüyüşe katılabildikleri kadar dahil olmak olduğunu anlatıyor. Ancak daha sonra kendi aralarında yaptıkları konuşma bu planı değiştirmiş.
“Bir noktada ‘Biz neden kıyıdayız?’ diye sorduk” diyen Çandır, bu sorunun kendileri için belirleyici olduğunu söylüyor. “Mücadelenin kıyısında değil ortasında olmalıyız dedik.”
Bu düşünceyle sandalyelerini alıp yürüyüş güzergâhının ortasına oturduklarını anlatan Çandır, kortejin kendilerine doğru geldiğini ve o sırada polisin müdahale ettiğini söylüyor. Polislerin “Kalkın, sizi ezecekler” diyerek onları yolun kenarına geçmeye zorladığını belirten Çandır, buna rağmen yerlerinden kalkmadıklarını ifade ediyor.
“Onlara ‘Biz kıyıya geçmeyeceğiz, siz kıyıdan geçin’ dedik” diyen Çandır, bu sözlerin ardından kortejin bir süre durduğunu anlatıyor.
“Engelli kadınlar burada”
Kortejin başında yer alan bir feministin kendilerini tanıdığını ve megafonu yanlarına getirdiğini söyleyen Çandır, o anda slogan atmaya başladıklarını anlatıyor.
“Engelli kadınlar burada!” sloganıyla kısa süreliğine yürüyüşü durdurduklarını belirten Çandır, daha sonra kortejin yanlarından geçmesine izin verdiklerini ifade ediyor.
Ön tarafta yürüyen grupların daha hızlı geçtiğini, ancak yürüyüşün arkalarından gelen gruplar yaklaştıkça desteklerin arttığını söylüyor. Pek çok kadının yanlarına geldiğini, sloganlara katıldığını ve alkışlarla dayanışma gösterdiğini aktaran Çandır, özellikle transların sloganlara güçlü biçimde eşlik ettiğini belirtiyor.
“Bir anda büyük bir coşku oluştu” diyen Çandır, başlangıçta doğaçlama gelişen bu müdahalenin kısa sürede politik bir eyleme dönüştüğünü söylüyor.
Bu eylemin feminist harekete verilen bir mesaj olduğunu vurgulayan Çandır, “Engelli kadınlar burada. Çünkü biz yoksak, mücadele eksiktir” diyor.
“Bu sorun kişisel değil, politik”
Çandır’a göre engelli kadınların örgütlenme süreçlerinde yaşadığı sorunlar çoğu zaman bireysel meseleler gibi görülüyor. Oysa bu sorunların doğrudan politik olduğunu söylüyor.
Sağlamcılığın, tıpkı ırkçılık, homofobi ve cinsiyetçilik gibi bir ayrımcılık biçimi olduğunu belirten Çandır, bu nedenle feminizmle yan yana değil doğrudan iç içe düşünülmesi gerektiğini savunuyor.
Engelli kadınların çoğu zaman mücadele alanlarında görünmez kılındığını ifade eden Çandır, artık bunun değişmesi gerektiğini söylüyor.
“Artık buna dikkat çekmek için evlere çekilmek, geride kalmak zorunda kalmak istemiyoruz” diyen Çandır, bu nedenle farklı eylem biçimleri geliştirmeye devam edeceklerini belirtiyor.
“Çember hep açık kalmalı”
Gelecek yıllara ilişkin mesajında ise feminist hareket içinde daha fazla temas ve diyalog çağrısı yapan Çandır, sağlamcılık konusunda yeterli bilgiye sahip olunmadığını ancak bunun öğrenilebilecek bir alan olduğunu söylüyor.
Öncelikle hareketlerin engelli öznelerle doğrudan temas kurması gerektiğini belirten Çandır, onların sözünün eşitlik hukukuna göre değer görmesi gerektiğini vurguluyor.
“‘Ama hassassın’, ‘öyle demek istemedik’ gibi reflekslerle sözün bastırılmasına son verilmeli” diyen Çandır, bu tür yaklaşımların eleştiriyi değersizleştirdiğini ifade ediyor.
Komitelerde ve karar alma süreçlerinde engelli kadınların gerçek bir temsille yer alması gerektiğini belirten Çandır, bunun sembolik değil gerçek bir katılım olması gerektiğini söylüyor.
Sosyal medyada görsel betimleme yapılmasının birçok kişi için küçük bir adım gibi görünebileceğini ancak kör kadınlar için bunun hayati bir erişim meselesi olduğunu hatırlatıyor.
Meydanlarda engelli bedenlerine izinsiz dokunulmaması, onları yönlendirmeye çalışmamak ve sözlerinin eşit kabul edilmesi gerektiğini de vurgulayan Çandır, bu yaklaşımın politik bir sorumluluk olduğunu söylüyor.
“Bizi hemen değersizleştirmeden ya da yok saymadan dinleyebilmek büyük bir başlangıç olur” diyen Çandır, feminist mücadelenin ancak bu karşılaşmalar sayesinde dönüşebileceğine inanıyor.
Sözlerini ise hem bir çağrı hem de bir hatırlatma ile bitiriyor:
Engelli kadınlar mücadelenin kenarında değil merkezinde olmak istiyor. Ve bu görünürlük için yeni eylem biçimleri geliştirmeye devam edecekler.
“Biz de oturanlar olarak oturarak yeni eylem repertuarları geliştirmeye devam edeceğiz. Yani her an, her yerde, oturarak karşınıza çıkabiliriz.”
(EMK)







