Geri dönüşümün bedelini atık işçileri sağlığıyla ödüyor
2017 yılında başlayan Sıfır Atık söylemi, geri dönüşüm oranlarındaki “başarı”ya dikkat çekerken, bu oranların önemli bir bölümünü üretenler hukuki statüden ve sağlık güvencesinden yoksunlar. Bu nedenle zaman içinde sağlıklarından, hatta hayatlarıı kaybediyorlar.
Kayıt dışı olmalarından kaynaklı olarak hastaneye sadece apandisit patlaması, bıçaklanma gibi çok ciddi vakalarda gidebilen işçiler, kendi aralarında yardımlaşarak sorunlarını çözmeye çalışsalar da hayatlarını devam ettirmekte zorlanıyorlar.
Greenpeace’in, 31. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP31) öncesi yayınladığı Geri Dönüşüm Raporu’na göre Türkiye, yurt içinde ürettiği 3,3 milyon ton plastik atığı yönetemezken dışarıdan yüz binlerce ton daha ithal ediyor. Bu durumda toplam yıllık plastik atık yükü 4 milyon tonu aşıyor.
Bahsi geçen atıkların geri dönüşümünde büyük rol oynayan ancak emekleri resmiyette hiçe sayılanlar ise kayıt dışı çalışan atık toplayıcılar. Bu kesim, belediyelerin toplamadığı ya da ayıklama maliyetini yüksek bulduğu atıkları sisteme kazandırıyor. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (İLO) “İş dünyasında plastiklere maruz kalmanın tehlikeleri” adlı 2023 raporuna göre dünyanın farklı yerlerinde çalışan atık toplayıcıların geri dönüşüm için plastiklerin %60'ını topladığı ve geri kazandığı, böylece plastik kirliliğinin önlenmesine önemli ölçüde katkıda bulunduğu tahmin ediliyor.
Ancak geri dönüştürülen atık rakamlarında kilit konumda olmalarına rağmen sağlık güvencesinden yoksunlar. Güvencesizlik ise sağlık sorunlarının hayatlarını tehdit edecek raddeye ulaşmasına sebep oluyor.

Yaşam koşulları sağlık üzerindeki en büyük etkenlerden biri
Geri Dönüşüm İşçileri Derneği Başkanı Ali Mendillioğlu, sağlık sorunlarının ne olduğundan ziyade bu sorunlara ne tür koşullarda yaşamanın sebep olduğu üzerinde durulması gerektiğini vurguladı.
“Metruk binalarda 15-20 kişilik koğuşlar şeklinde kalırken, tuvaletler, banyolar ortak kullanılıyor. İnsan sirkülasyonu değişirken yataklar hiçbir zaman yıkanmıyor. Beslenme de ayrı bir sorun, günlük bazen tek öğün yemek yeniyor. Sabahları genelde pastanelerden toplanan atık denilebilecek, poğaçalarla geçiştiriliyor, bir de iş dönüşü yemeği. Bu da tek tip beslenmeye yol açıyor.”
Ayrıca Mendillioğlu’nun söylediğine göre çalışma koşulları ve çöple temas, salgın hastalıklara, enfeksiyonel rahatsızlıklara yol açıyor.
Fıtık, kireçlenme, kırık ve benzeri şeyler en çok görülen sağlık sorunları arasında. Diş sağlığı, ağız sağlığı ve kadınlarda rahim yolu hastalıkları da aynı şekilde.
Göçmenlerde ise tablo daha ağır. Hastaneler kayıt dışı hasta alarak riske girmek istemediklerinden parayla bile tedavi etmeyi kabul etmiyorlar.
Doktora gitmek ancak çok acil durumlarda düşünülüyor
İstanbul Arel Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Disiplinlerarası Yenilik Araştırmaları Dergisi raporuna göre, günlük ortalama 300 kilo işe yarar atık toplayan bir çalışan, bunun karşılığında piyasa koşullarına göre oldukça düşük bir kazanç elde ediyor. Ancak bu miktar, genel ortalamanın üstünde bir rakam ve her gün bu kadar atık bulmak mümkün değil.
Bir gün eksik çalışmak bile aç kalmak anlamına gelirken, zorunda kalmadıkça doktora gitmek öncelikli olmuyor. Doktor ücretleri de karşılayabileceklerinin üzerinde.
“Doktor çok maliyetli bir iş. Apandisit patlaması veya saldırıya maruz kalma gibi bir durum yoksa, doktora gidilmiyor. Örneğin, gasp amaçlı saldırılardan kaynaklı bir arkadaşımız gözünden bıçaklandı, bir arkadaşımızın bacağı kırıldı. Gaspa en açık grup bizimkiler, özellikle çocuk yaştakiler, madde bağımlıları tarafından bu tür saldırılara uğrayabiliyor. Fakat bunun gibi çok acil bir durum yoksa, hastaneye gitmek zaten mümkün değil.”
En ağır tablo göçmenlerde
Atık toplama işi, giderek artan ekonomik zorluklar nedeniyle birçok insan için temel geçim kaynağı haline geldi. Türkiye’de Kürt nüfus, Suriyeli ve Afgan mülteciler ile düşük gelirli diğer gruplar arasında yaygın bir geçim yolu.
Arel Üniversitesi’nin aynı raporuna göre, sokak atık toplayıcıları ya küçük ölçekli, kayıt dışı işletmelerde ya da sosyal güvenceden yoksun olarak, sözleşmesiz bir şekilde ve düzenli ücret almadan büyük ölçekli şirketlerde çalışabilirler. Her iki durumda da çalışanlar kayıt dışı oluyor ve sağlık hizmetleri gibi temel haklarından mahrum kalıyorlar.
Mendillioğlu’na göre en trajik durum göçmenlerinki.
“Apandisti patlayan birini son anda ölümden kurtardık, üçüncü hastane kabul etti, diğerleri göçmen diye kabul etmiyor. ‘Elimizde ölür.’ korkusuyla en basit işlemleri bile yapmıyorlar. Sorumluluk almak istemiyorlar.”
“SGK'lı ya da yeşil kartlı olup da gidebilenlerde de durumun aciliyetine bakmadan o kadar ileri tarihlere randevu veriliyor ki. Hastaneden ziyade biz kendi aramızda yardımlaşarak çözüm arıyoruz. Mesela SMA hastası küçük bir çocuk var ya da bir kız, genellikle bu tarz durumlarda kendi aramızda yardımlaşmayla çözmeye çalışıyoruz ama göçmenleri bazen çözemiyoruz.”
Ya sokakta ya da depoda donarak ölüyorsun
İstanbul Planlama Ajansı’nın (IPA) 2022’de paylaştığı, İstanbul Katı Atık Toplayıcıları raporuna göre işçiler özellikle kış aylarında sürekli soğukta durmaktan kaynaklı pek çok sağlık sorunu yaşıyor. Rapora göre, Beyoğlu’nda çalışan bir atık toplayıcısı “Bu işte en sonunda ya sokakta ya da depoda donarak ölüyorsun.” diyor.
Hastalıklara ve zorlu çalışma koşullarına maruz kalarak geçen yıllar bedensel çöküşün hızlanmasına, bu çöküş ise ekonomik şartların daha da zorlaşmasına sebep oluyor.
Mendillioğlu zorunluluktan hastalıklara maruz kaldıkça zamanla bünyenin alıştığını, ancak belli bir noktadan sonra pes ettiğini vurguluyor.
“Bağışıklık sistemi bir anlamda oldukça güçlü. Uzunca bir süre 40'lı yaşlara kadar falan çok bir şey hissetmiyorsunuz, direnç daha yüksek oluyor ama sonrasında çok hızlı bir şekilde çöküyor.”
Talepler ciddiye alınmıyor
İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) 2022’de yayınladığı raporda, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı’na göçmenlik statüsüne bakmaksızın Türkiye’deki göçmen ve mültecilerin sağlık hizmetlerine erişimini artırma tavsiyesi vermişti.
Dört yılın ardından atık işçileri hâlâ sağlık hizmetlerine ulaşamıyor ve taleplerinin ciddiye alınıp somut çözümlerin uygulamaya konacağına dair inançları da yok.
“Bunlar sadece bizim sektörümüzde yaşanan rahatsızlıklar değil, bütün bir toplumun maruz kaldığı şeyler, belki bizde çalışmadan kaynaklı daha yaygın olabilir. Talep meselesinde ise, 80 milyon talep ediyor ve hiç kimseyi ciddiye aldıkları yok. Çok kez talep ettik ama ciddiye alınan talepler değil bunlar.”
Nijerya’da petrol sızıntıları yaşam hakkını tehdit ediyor
BATI ŞERİA’DA İŞGAL ALTINDA YAŞAMAK
Filistinli Nahel el-Kubari: Bize insan değilmişiz gibi davranılıyor
Gazzeli Rana Maima: Bir gün kendi odamda korkmadan uyumayı hayal ediyorum
Murat Çelik davası: İşkence iddiası “yetki aşımı” sayıldı, sanık polis terfi etti