Duran Kalkan: CHP’ye böyle davrananlar demokrasi isteyenlere ne yapmazlar ki?
Abdullah Öcalan Sosyal Bilim Akademisi Üyesi Duran Kalkan, Medya Haber televizyonunda yayınlanan röportajında İmralı’da uzun süre görüşme yapılmamasının Barış ve Demokratik Toplum Süreci üzerinde yarattığı belirsizliğe dikkat çekti.
MA'daki habere göre, 27 Mart görüşmesinde ortaya çıktığını belirttiği yol haritasının işletilmediğini söyleyen Kalkan, düzenli ve sağlıklı iletişim olmadan sürecin ilerleyemeyeceğini söyledi.
Kalkan, hareketin 27 Şubat çağrısına ve 12. Kongre kararlarına bağlı olduğunu, ancak iletişimin kesilip psikolojik savaş yöntemleriyle kamuoyunun yönlendirilmesinin dürüstçe bir yaklaşım olmadığını söyledi.
Sürecin şeffaf yürütülmesi gerektiğini savunan Kalkan, iletişim eksikliği nedeniyle kamuoyunda farklı değerlendirmelerin ortaya çıktığını söyledi. Kalkan, “İletişim kesiliyor, ardından medya üzerinden psikolojik savaş yöntemleri devreye sokuluyor. Bu durum kamuoyunda kafa karışıklığı yaratıyor” dedi.
İmralı ile düzenli temas kurulamadığını belirten Kalkan, son dönemde yeniden görüşme yapılmasının önemli olduğunu ancak sürecin neden durduğunun açıklanması gerektiğini kaydetti. Kalkan, “Ayda bir yapılan kısa görüşmeler bile yeterli görülmüyordu. Son dönemde o temaslar da tamamen kesildi. Şimdi yeniden görüşme yapılması önemli ama neden bu noktaya gelindiği açıklanmalı” diye konuştu.
Devlet Bahçeli’nin 5 Mayıs’ta yaptığı açıklamaları da değerlendiren Kalkan, daha sonra ortaya konulan yol haritasının önceki söylemlerle çeliştiğini savundu. Kalkan, Bahçeli’nin daha önce demokratik siyaset ve “umut hakkı” gibi başlıklardan söz ettiğini ancak sonraki açıklamalarda bu vurguların yer almadığını ifade etti.
Kalkan, demokratik siyasetin önünün açılması gerektiğini vurgulayarak, hareketin silahlı mücadeleyi bırakma yönünde adım attığını ancak siyasi alanın genişletilmediğini söyledi. “Biz demokratik siyaset stratejisini benimsediğimizi söyledik. Ancak demokratik siyaset yapmanın önü açılmıyor. Bu şekilde çözüm olmaz” dedi.
CHP’ye yönelik yargı ve polis müdahalelerine de değinen Kalkan, yaşananların yalnızca siyasi rekabetle ilgili olmadığını savundu. Özgür Özel’in Kürt sorunu ve demokrasi konusunda yaptığı açıklamaların ardından gelişmelerin dikkat çekici olduğunu ifade eden Kalkan, “Türkiye’de demokrasi sorunu ile Kürt sorunu birbirinden ayrı değil” değerlendirmesinde bulundu.
Kalkan, CHP’ye yönelik uygulamaların tüm muhalefet açısından bir uyarı niteliği taşıdığını ileri sürdü. “CHP’ye bile böyle davranılıyorsa, Kürtlerin haklarını savunanlara ya da Türkiye’de demokrasi isteyenlere neler yapılabileceği ortada” diyen Kalkan, sürecin sağlıklı ilerlemesi için demokratikleşme adımlarının atılması gerektiğini söyledi.
Kalkan şöyle dedi:
"Özgür Özel Kürtlerden söz etti. Kürt halkı dedi. Kürtlerin hakları dedi. Devlet Bahçeli hemen tepki gösterdi. Biz onu gördük, dinledik. Gözümüz açık, aklımız var. Bir şey sulandırma dedi. Ne Kürt’ü? Zaten son yedi maddelik yol haritasında Kürt’ün şeysi bile yok. Var yok Türk milleti. Her şey Türk milleti. Öyle olmaz ki. Özgür Özel’e öyle geliyor. Ne diyeceğiz? Özal’ın başına gelenleri biliyoruz. Erbakan’ın başına gelenleri biliyoruz. Onların hepsinin başına, Kürt sorununa yaklaşımlarından dolayı bu sonuç geldi. Özgür Özel’e de aynı şey yapılıyor o dediklerinin üzerine. Bu bağı görmek lazım. Bu bakımdan geri adım atmamaları önemli. Sürece sahip çıkması önemli. Özgür Özel ve ekibinin kendilerini geliştiren, canlı kılan da bu oldu. Bu temelde direnirlerse kesinlikle demokratik direniştir direnişleri. Bu temeldeki direnişleri. Ama sulandırılırsa, neden bunu uyguladı AKP sorusuna doğru cevap vermez de başka yerlerde arar, Türkiye’nin temel sorunlarından sapma yaşarlarsa o zaman koltuk kavgasına dönüşür. Ona da kimse destek vermemeli tabii. Kimse alet olmamalı. Herkes uyanık olmalı, dikkatli olmalı. Ne yapıldığına bakmalı."
"Mevcut durumu böyle ifade edebiliriz. Fakat gerçekten de sorunun başlangıcında dedim ya, bizim için Türkiye’ye gelirler mi gelmezler mi diyorlar. Ama nasıl? Demokratik siyaset olacak ve herkesin hakkı olacak da siyaset dışına itilenler döneceklerdi. E şimdi Cumhuriyeti kuran partinin başına bunlar gelirse, hatta Türk’ün partisi ifade ediliyor, böyle olursa hangi siyasetçinin siyasal güvencesi var? Başına neyin gelmeyeceği nereden belli? Mevcut durum CHP yönetiminin, CHP kongrelerinin başına bunlar gelirse başkalarının başına neler gelmez ki? Şimdi bütün arkadaşlar dikkatle izliyorlar, bakıyorlar. Herkes duruma bakıyor. CHP’ye bile böyle yapanlar, Kürt’ün adını söyleyene, özgürlüğünü isteyene, kimliğini isteyene, Türkiye’ye demokrasi isteyene ne yapmazlar ki? Her şeyi yaparlar, çok inandırıcılıkları kalmıyor. Bu biçimde aslında sürecin yarattığı pozitif etkiyi kendi iktidarı için kullanmış oluyor. Öyle değerlendirmemiz lazım. Bu da iyi bir durum değil.
Şimdi AKP’nin yaptıklarının hangisini anlatalım? CHP günlük olandı, gözümüzün önündeydi onu söylüyoruz ama sadece bunlar değil ki AKP’nin Türkiye’de de Kürt toplumuna karşı yaptıkları da var. Örneğin Gülistan Doku olayı var. Rojin Kabaiş olayı. Kürt kadınlarına, kızlarına organize, çeteler biçiminde, ki çoğu özel kuvvettir, özel harp dairesi elemanı sivil olsalar da onlar eliyle örgütlü biçimde neler yapılmamış. Ne kadar bir tecavüz var, saldırı var. AKP’nin yaptıkları hep birbirine benziyor. Kürdistan’da, Karadeniz’de, Türkiye’de de coğrafya kalmadı. Dağ taşı, ormanı elek gibi elediler. Orman bırakmadılar. Altın arıyorlar, değerli madde arıyorlar. Doğayı yok ediyorlar. Yaşam evini ortadan kaldırıyorlar. Onları bitiriyorlar. Zindanlar, geçen bir bilanço vardı. Türkiye’nin zindanları bir de hangi ülkenin bir ülke daha diyordu. Var olan kapasitenin yüzde yüz bilmem kaç katı doludur. Bir de çıkışlar olduğu hâlde. İnsanlar zindanlarda, cenazeler çıkıyor. Kürt toplumuna diğer yönde yapılanlar, bize yapılanlar… Hâlâ Barış ve Demokratik Toplum Süreci dedik ama o kadar hasta, zindanda kalamaz tutuklu var. Bir tanesi bırakılmadı."
Abdullah Öcalan: Beklenti halini sürdürmek sadece risk üretir
(EMK)