Donald Trump İran başarısızlığını bir kez daha Kürtlere yıktı: "Silahlarıma el koydular"
Donald Trump, İran’daki hükümet karşıtı protestoculara ulaştırılmak üzere “Kürtler” aracılığıyla silah gönderdiklerini, ancak bu silahların protestoculara teslim edilmeyip “Kürtler tarafından alıkonulduğu” iddiasını yeniden gündeme getirdi.
Trump, Fox News’a perşembe günü yaptığı son açıklamada daha önceki suçlamasını, daha dramatik bir kalıpla tekrarladı.
“Aslında onlara silah gönderdik ancak Kürtlerden dolayı büyük hayal kırıklığı yaşadık. Silahları teslim edeceklerine hiçbir zaman inanmadım. Sanırım silahları kendilerine ayırdılar. Bu bir utançtır. Bunu aklımda tutacağım ve unutmayacağım.”
Trump kendi çalıp kendi söylüyor
Trump’ın Fox News’a son çıkışında söyledikleri, Nisan başından bu yana birkaç kez tekrarladığı aynı iddianın yeni versiyonu. Fox News muhabiri Trey Yingst’in aktardığına göre Trump, telefonda verdiği demeçte ABD’nin İranlı protestoculara “çok sayıda silah” göndermeye çalıştığını, bunların “Kürtler üzerinden” yollandığını, ancak kendisinin “Kürtlerin bu silahları tuttuğunu” düşündüğünü söylemişti.
Al Jazeera, 6 Nisan tarihli haberinde bu sözlerin Trump’ın İran’daki protestoların silahlandırılmasına yönelik dolaylı bir itirafı olarak değerlendirildiğini yazdı; aynı haberde İran’daki Kürt grupların bu iddiayı reddettiğini de aktardı.
Kürtlerin yalanlamaları tek bir örgütle sınırlı kalmadı. İran Kürt muhalefetinin başlıca bileşenlerinden İran Kürdistan Demokrat Partisi, Komünist Komala Partisi, Kürdistan Khabat Örgütü ve PJAK, Amerika’dan silah aldıkları ya da “aldıkları silahları” İranlı protestoculara ulaştırmadıkları yönündeki iddiaları reddetti. The New Arab’ın haberine göre bu açıklamalar yalnızca savunma amacı taşımıyordu; Kürt siyasetçiler, Trump’ın sözlerinin İran’a Kürt grupları hedef almak için taze bir bahane sunduğu kaygısını da dile getiriyordu.
Trump Kürtleri İran'a hedef gösteriyor
Nisan başında Rojhilatlı Kürt partilerle görüşen The New Region da benzer bir manzara ile karşılaştı. Habere göre İran Kürt muhalefetinin önde gelen partileri, Washington’dan silah aldıkları iddiasını reddetti. Trump ise iddiası kapsamında herhangi bir Kürt örgütü, teslim noktası, sevkiyat tarihi ya da aracı yapı adı vermedi. Bölgedeki Kürt güçler, “Kürtlere silah gönderdik, sanırım onlar alıkoydu” sözlerinin yalnızca müphem olmadığını; kendilerini, sorumlusu olmadıkları bir saldırı iddiasıyla ilişkilendirerek İran güvenlik ve savunma güçlerine hedef gösterdiğini belirtti.
Hangi Kürtler?
Trump’ın iddiasının en zayıf noktalarının başında, “Kürtler” ifadesinin belirsizliği geliyor. Bu ifadeyle İran’daki Kürtlerin mi, Irak Kürdistanı’ndaki partilerin mi, Suriye’deki SDG/YPG’nin mi, yoksa Türkiye’dekiler de içinde olmak üzere tüm Kürt siyasi-askeri güçlerinin mi kastedildiği belli değil. The New Arab’a konuşan Kürt kaynaklar, Washington’da böyle bir plan tartışılmış olsa bile silahların herhangi bir Kürt güce fiilen ulaştırıldığına dair kanıt bulunmadığını; bazı anlatımlara göre planın zaten Kürt grupların angaje olmaması nedeniyle akim kaldığını aktardılar.
ABD savunma ve diplomasi kaynakları başka bir tablo çiziyor
Trump’ın iddiasını boşa düşüren en kritik olgu, ABD cenahındaki resmî sessizlik ve kimi doğrudan tekzipler. Rudaw’ın 13 Mayıs tarihli haberine göre bir ABD savunma yetkilisi, Kürt grupların İranlı protestoculara gönderilmesi planlanan silah akışını saptırdığına ilişkin haberler için “Bu haberler yanlıştır; bunların peşinden gitmiyoruz" dedi. Her araştırma çabası ABD askeri makamlarının kayıtlı verileriyle Trump’ın iddiası arasındaki mesafenin daha da açılmasıyla sonuçlandı.
Rudaw muhabirinin, “ABD askeri yetkilileri Kürtlere silah verilmediğini söylüyor; Kürt gruplar da silah almadıklarını belirtiyor” sorusuna Trump’ın verdiği “Yetkililer hata yapar” yanıtı ise iddianın, Trump'ın beyanı dışında denetlenebilir bir dayanağa sahip olmadığını ortaya koydu.
ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi ve bir dönem Ankara Büyükelçisi olan James Jeffrey’nin değerlendirmesi de Trump’ın iddiasının ABD askeri ve diplomatik çevrelerince satın alınmadığına dair güvenilir bir tanıklık niteliğinde. Jeffrey, The Amargi’ye yaptığı açıklamada, “Kürt ortaklar”ın Amerikan silahlarını çaldığı yolundaki suçlamaları “temelsiz” buldu. Dahası, “Kürt ortak ve müttefiklerin yanlış bir şey yaptığını Donald Trump dışında kimse düşünmüyor” dedi.
Savaş planı yokluğunun faturası Kürtlere mi çıkarılıyor?
Reuters’in Nisan başında yayımladığı araştırma da Trump’ın anlatısını doğrulayacak herhangi bir ipucu sunmaktan çok, Tahran’a karşı neden kuzeyden bir Kürt cephesinin açılamayacağına ilişkin nesnel ve öznel etmenlere işaret ediyordu.
Reuters’e göre ABD ve İsrail çevrelerinde, İranlı Kürt savaşçıların Tahran’a karşı yeni bir cephe açabileceğine ilişkin bir beklenti oluşmuştu. Ancak Washington’dan gelen karışık sinyaller, İran’ın Kürt mevzilerine yönelik caydırıcı saldırıları, Irak Kürdistanı’nın geniş çaplı bir savaşa çekilmekten duyduğu kaygı ve İran dışındaki koordinasyon eksikliği bu varsayımı işlemez hale getirdi. Haberde, İran’daki bazı Kürt komutanların Amerikan silahı almadıklarına ilişkin beyanlarına da yer veriliyordu.
Rejim değişikliği fantezisi
Trump’ın doğrulanamayan bu iddiayı, durmaksızın tekrarlaması, İran savaşının, ta en başından beri belirsiz kalan hedefleri ve Trump-Hegseth ekseninin savaş başladıktan sonra kendilerini kaptırdıkları rejim değişikliği beklentileriyle birlikte bir anlama bürünüyor.
Trump, İranlı protestocuların silahlandırılması halinde rejime karşı etkili bir ayaklanma gelişebileceğini varsayıyordu. İran International’ın aktardığı 5 Mayıs tarihli Hugh Hewitt söyleşisinde Trump, İranlıların “silaha ihtiyacı olduğunu” ve silahları olursa “herkes kadar iyi savaşacaklarını” söylüyordu. Ancak sahada böyle bir ayaklanma gelişmedi; İran’da rejimi sarsacak silahlı bir kalkışma ortaya çıkmadığı gibi, beklenen “Kürt cephesi” de açılmadı.
Tanımlanmamış savaş hedefleri
Boşa çıkan bu beklenti, ABD’de yalnızca savaş karşıtlarının değil, Demokratların savunma ve dış politika uzmanlarının da başından beri işaret ettiği daha geniş bir soruna, Trump’ın İran savaşında açık hedef, uygulanabilir strateji ve çıkış planı belirsizliğine bağlanıyor. Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi’nin Demokrat Grup Başkanı Adam Smith, Dış İlişkiler Komitesi’nin Demokrat Grup Başkanı Gregory Meeks ve İstihbarat Komitesi’nin Demokrat Grup Başkanı Jim Himes, Trump’ın hedeflerinin “tanımlanmamış” olduğunu, “stratejik avantaj” sağlayamadığını ve “yarattığı enkazı nasıl kaldırcağına dair açık bir planı” bulunmadığını ortaya koydular. Senatör Andy Kim de yönetimin “çıkış rampasının ne olduğunu belirleyecek açık ölçütlere sahip olmadığını” söyledi.
Benzer bir değerlendirme güvenlik çevrelerinden de geldi. Eski Ulusal Güvenlik Konseyi İran Direktörü Nate Swanson, Atlantic Council’de yayımlanan değerlendirmesinde Trump’ın rejim değişikliği sonucunda İran’da ne olacağına dair ayrıntılı bir plan ortaya koymadığını, rejim karşıtı ayaklanma beklentisinin kara gücü ya da örgütlü silahlı muhalefet olmadan İran güvenlik aygıtında büyük kopuşlara bağlı kaldığını yazdı. Soufan Center, operasyonun rejim değişikliği işareti verdiğini, ancak Trump’ın savaşı sona erdirecek açık kriterler ya da rejimin kendi kendine çöküşü dışında uygulanabilir bir strateji tanımlamadığını belirtti.
Bu noktada Trump’ın son açıklamaları, yalnızca Kürtlere yöneltilmiş dayanaksız bir suçlama olarak kalmıyor, değil, aynı zamanda İran savaşından çıkış arayışının yarattığı sorumluluk krizinin de işareti sayılabilir. Nitekim Trump, son günlerde İran’la “büyük bir anlaşma”nın yakında imzalanabileceğini ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılacağını söylerken, Tahran henüz nihai karar verilmediğini bildirdi.Trump, anlaşmanın Avrupa’da imzalanabileceğini ileri sürerken İran kararın hâlâ değerlendirme aşamasında olduğunu açıkladı.
“Kürtler silahları aldı ama teslim etmedi” anlatısı bu boşlukta işlev ediniyor: Başarısızlığın nedeni savaş planının zayıflığı, bölgesel aktörlerin savaşa çekilmek istememesi, İran’ın caydırıcılığı ya da Washington’ın tutarsızlığı değil; hiçbir zaman gönderilmemiş silahları, olmayan alıcılarına ulaştırmayan “Kürtler”in Trump'a "vefasızlığı" olarak ancak bu boşlukta bir hikâye değeri kazanabilirdi.
(AEK)